'OD' BİR YUNUS ROMANI...



OD, BİR YUNUS ROMANI, gerçekten uzun zamandır, okuduğum romanların en güzeliydi. Uzun zamana yayarak, sindirerek okudum. Aslında çok bahsedildi bir çok blog yazdı ama, ne hoş kitap olduğunu bir kere de ben söylemek istedim...

ANADOLU deyince kafamda yeşil ovalar, bereketli tarlalar, çiçekli dağlar şeklinde bir resim canlanır, tarih boyu böyle olduğunu düşünürdüm ama Yunus Emrenin hayatının neredeyse tamamı, çile doldurmakla geçmiş. Anadolu'da, yeni kurulmaya çalışan beyliklerin kendi aralarındaki mücadele, haydutların, haramilerin, çekikgözün, insanları kılıçtan geçirip, köyleri yağmaladığı, dehşet saçtığı yıllar, insanların hiçbir hakka, hukuka sahip olmadığı, kimsenin korkudan tarlasını bile ekemediği, yağma, zorbalık, açlık dolu bir Anadolu var. İnsanlar gerçekten korkunç bir açlıkla savaşıyor. Yunus ta bütün bunlarla mücadele ederken, babadan oğula miras gibi geçen bir hikayenin tekrarını yaşıyor, babasını arayarak, oğlunu arayarak, uzun uzun yürüyerek ve hep insana olana yakışanı düşünerek, şiirde teselliyi yakalayarak, vazgeçmeden devam ediyor yoluna...

OD, ODUN kelimesinin kökü, ATEŞ, AŞK ATEŞİ demekmiş. Anadolu üniversitesinin girişinde bir Yunus Emre heykeli vardır, sırtında odun taşırken tasvir edilmiş bir heykel. Altında,
-BU DERGAHA EĞRİ ODUN BİLE GİREMEZ. yazar. Okula girip çıkarken, mutlaka birisi durumla ilgili bir espri yapardı ama hiç merak etmedim, araştırmadım, hikayesini, Kitaptan öğrendim;
Yunus Emre Tapduk Emre’nin dergâhına yıllarca dağdan kalem gibi odunlar taşıdı. Tapduk Emre sormadan edemedi:
 -“Ormanda eğri odun tükendi mi? Yunus:
—Tükenmedi şeyhim dedi:
Tapduk Emre:
—Ama sen hep düzgün odun getiriyorsun. Nasıl oluyor bu? diye sordu.
Yunus:
—Seçiyorum şeyhim! Bu dergâha odunun eğrisi bile yakışmaz.” dedi.



Yunus Emre'nin güzel şiirleri, nerede ne zaman ağzından döküldü, nasıl söylendi, nasıl kayda geçti, feysbuk iletilerine nasıl dönüştü :))) Yunusun hayatıyla birlikte ve yaşadığı dönemin güzel, duru Türkçesiyle anlatıyor roman.
İsteyene mesaj;
Hala aynı demogojileri izlemekten bıkmadıysanız, bir kaç diziden feragat edip romanı okumanızı şiddetle öneririm, yaşanan gerçek acılar fazlasıyla tatmin eder, inanın pişman olmazsınız...

"MAL SAHiBi MÜLK SAHiBi
HANi BUNUN iLK SAHiBi
MAL DA YALAN MÜLK DE YALAN
VAR BiRAZ DA SEN OYALAN."

Bir kez gönül yiktin ise
Bu kıldığın namaz değil
Yetmis iki millet dahi
elin yüzün yumaz değil

iLiM iLiM BiLMEKTiR
iLiM KENDiN BiLMEKTiR
SEN KENDiNi BiLMESSiN
BU NiCE OKUMAKTiR

Ben ağlarım yane yane 
Aşk boyadı beni kane 
Ne akılem ne divane 
Gel gör beni aşk neyledi 
Derde giriftar eyledi 

Gah eserim yeller gibi 
Gah tozarım yollar gib 
Gah akarım seller gibi 
Gel gör ben aşk neyledi 
Derde giriftar eyledi 

Aşkın aldı benden beni 

Bana seni gerek seni 
Ben yanarım dün ü günü 
Bana seni gerek seni


Bu dünyadan gider olduk 
Kalanlara selam olsun 
Bizim için hayır dua 
Kılanlara selam olsun 

Sela verin kastımıza 
Gider olduk dostumuza 
Namaz için üstümüze 
Duranlara selam olsun 

Yalancı dünyaya konup göçenler
Ne söylerler ne bir haber verirler
Üzerinde türlü otlar bitenler
Ne söylerler ne bir haber verirler


13 yorum:

  • Nilhan - Küçük Mucizem diyor:
    17 Nisan 2012 02:05

    İskender Pala nın dili ağır. Ben Şah Sultan ı okumuştum. Çok zor ilerledi. Bu kitabın da dili böyle mi?

  • elif diyor:
    17 Nisan 2012 02:16

    Benim de listemde, ama ben Babilde Ölüm İstanbulda Aşk'ı yıllar önce çok bunalım bir zamanımda elimde süründürüp bitirememiştim, onun için sanırım bir önyargım var başlayamadım. Ama beğenen çok,sen de yazınca şimdi sıraya onu alıyorum..

  • Bahar ve kızısı Yağmur diyor:
    17 Nisan 2012 02:18

    okumalıyım, tavsiyeni aldım.

  • Hamide... diyor:
    17 Nisan 2012 08:29

    yunus hep okunur valla aklımda bu kitap ama alamadım henüz...

  • bolkepce diyor:
    17 Nisan 2012 10:37

    Şu anda elimde olan roman. Zevkle okuyorum, bu sabah dergâha geri dönüşünü okurken, ağlamak geldi içimden.(Belki bir iki damla yaş süzülmüş olabilir gözümden.) Bir de dağları taşları padişah huzurunda altına çevirip, yine "Taş taş olmak, ağaç ağaç olmak iyidir." dediği an... Ahh...
    İskender Pala'nın pek çok kitabını okudum, tüm kitaplarını okuma niyetindeyim. Şah ve Sultan'da beni çok etkilemişti. Hâlâ unutamıyorum Sultan Selim'le Şah'ın mektuplaşmalarını, atışmalarını. Hele ki bir şiir vardı.. Üstün zekâ örneği idi.

  • mine diyor:
    17 Nisan 2012 11:42

    o dönem hakkında bilgi edinmek çok güzeldi, aklımda kalan kitaplardan

  • didem diyor:
    19 Nisan 2012 22:48

    Finaldeki dizi yerine roman okuma sozunu ayakta alkisliyorum. Bundan akillicasi olamaz herhalde! Supersin

  • eda diyor:
    20 Nisan 2012 00:02

    bendende sizlere selam olsun , boyle yayin yapan blogucuya ! :)

  • Aysun ercan karakaş diyor:
    20 Nisan 2012 12:37

    nilhancım, öztürkçeye sadık kalmış ama konusu ilerliyo, güzeldi...

    elifçim, bende onu okumadım, kıyaslayamıyorum...sevgiler...

    baharcım, seversin bence...

    hamidecim, çok haklısın...

    bolkepçe, bende çok duygulanarak okudum, özellikle oğlunu arayışını ve çektiği hasreti derinden hissettim... şah ve sultanı da almak istiyorum, tavsiyen üzerine ama sanıyorum ki şah ismail den bahsediyor, ben reha çamuroğlununkini okumuştum, o da çok güzeldi...

    minecim, aynı fikirdayim...

    didemcim, sen daha süpersin :)))

    eda, sevgiler, saygılar :)))

  • Naliya diyor:
    22 Nisan 2012 01:49

    merhabalar .sayfanızı hayranlıkla izledim paylaşımlarınız harika .elinize emeğinize sağlık kaleminizin mürekkebi daim olsun .

  • Fincan Teyze diyor:
    23 Nisan 2012 22:45

    ben de bu kitabı listeme aldım ancak okuma fırsatım olmadı. hoşgeldin demek için uğramıştım. kitap görünce dayanamıyorum izlemeye aldım...

  • büşra diyor:
    14 Nisan 2013 07:50

    okudum ve en iyilerimin arasına koydum bu kitabı, çok çok güzel

  • Aysun ercan karakaş diyor:
    14 Nisan 2013 08:34

    ÇOK GEZEL BENCEDE, SEVGİLER...

Yorum Gönder

Datttlu Yorumlar