Demir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Demir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Güzel Şeyler II


Günlükçüüüüüümmmm.... Evet...Havalar diyorduk, bi dengesiz sanki... Eskiden, sobalı evlerimiz vardı. Biraz bahar yüzünü gösterse, ev hanımları, sobayı kapatır, boruları söker, temizliği bitirirdi. Bu telaşın altında, 'soba yakma eziyeti bir son bulsun, bahar temizliği faslı bir nihayete ersin, bitsin bu kış' psikolojisi vardı zannediyorum, mamafih o çıtırdayan sobanın eksikliği,kapıdan girer girmez hissedilir, olduğundan daha soğuk, tatsız, neşesiz gelirdi  insana ev... Artık kombili evlerimizde ne de rahatız ama dimi günlükçüm... Ne kolaylıklar var artık...

Dikkate değer ayrıntılar oluyor günler akarken, senden hızlı olmasın bir arkadaş var, ig diyoruz kısaca, hemen ölümsüzleştiriveriyor o anı, bir de paylaşıveriyor sıcak sıcak, al sana bir kolaylık daha... (liste yapmaya başladım yine, napim ben bu toplayıcı bilinçaltımı bilemiyorum) Seninle de paylaşmak isterim canım bloğum benim (canımsın)


Annem 'bir örtü de kendime yapayım' niyetiyle başlamıştı bu sefer de ama, dayanamayıp 'Durunun yatağında daha güzel durur bu renk'   dedi ve yine bize geldi örtü. Daha önce de bahsetmiştim, annemin hobisinden... Merak buyurursanız burda, buyrun efendim... Bir de burda...



Bu yelekle Demirin resimlerini çok uzun zamandır eklemek istiyordum, erteledim erteledim, sonunda küçülmüş, göbüş düğmeleri kapanmadı hatta :) Hediye gelmişti, el örgüsü, bu işlerden anlayanlara model olabilir diye düşündüm. 

Bu arada Demir hiç sıkılmıyor, bu fotoğraf çekimlerinden. Duruş hiç hoşlanmazdı, zaman zaman rüşvet teklif ederdim, fotoğrafını çekebilmek için, ki onda da iki tane ama! diye sınırlardı, Demir gül oğlum dediğimde sırıtmayı bile öğrendi :) Bir de Duru hiç kendi halinde oynayan bir çocuk olmadı, belkide ben buna neden oldum bilmiyorum ama Demir bu konuda çok başarılı, eline aldığı herhangi birşeyle 'ıınnn ınnnn' sesleri çıkararak arabaymış gibi oynayabiliyor, oyuncak bir hayvanı, mırıldanarak yerde gezdiriyor... Bunu sessizce seyredebilirim saatlerce, çok sevimli... 

Ama konuşma becerisi Duruya göre çok geride, hala anne yok, insanlar 'baba' hayvanlar 'tedi' tekerlekli cisimler 'ınn' bu kadar. Üç kelime (hatta iki) yetiyor hayatına devam etmesine... Duru özne ve yüklemi yerli yerinde, düzgün cümleleri, kusursuz telaffuzuyla kullanırdı 13.aydan itibaren... Çocukların gelişim evreleri de, eğilimleri de farklı oluyor, aynı ailede yetişseler de...
 Konumuz bu değildi galiba günlükçüm? 


Yakın geçmişte kuzgun filmini izlemiş, beğenmiştim. Kocamla kitapçıları gezerken, çizgi romanını da buldum. Kuzgun ve Poe nun başka hikayeleri var içinde, çizimleri de güzel. Korku-gerilim çizgi roman sevenlere tavsiye olunur...











Devamını Oku »

Güzel Şeyler... 1.


Canım günlükçüm benim, bitanemmm... 

Olmadı dimi... 

Bence de. Bi eğreti, yapmacık durdu...

Beni çapkın sevgilin gibi düşün blogcum, yeni ve daha genç sevgililer bulup, seni de elinin altında isteyen... Ve lütfen 'peki ama biz noolucaz?' diye de sorma, kapatırım dükkanı...


Bakarmısın günlükçüm, yağuşukluma, otur diyorum oturuyor, gül diyorum, gülüyor, yerim ben bu modeli, çok profesyonelim, sonerarıca saçlım benim...
 Annemlerdeki 30 senelik koltuk. Babam pek severdi, attırmazdı,  yenileri geldikçe ordan oraya taşındı, sonunda da aşağıya atıldılar. Ben de İkea dan kumaş alıp yeni kılıf diktim (havama bakma, annemle Sevim teyze diktiler) Bir nev-i fıntış eyledim (vintage) 

Bahçeye atıp bir otuz sene de ben keyif yapmayı, statusumu, 'kahfe keyfi' olarak güncellerken, içtiğim fincanın fotoğrafını da ig aracılığıyla sosyal ağlarda paylaşmayı hedefliyorum...







1. Spor salonunun çıkışına bir kaç tane araba geliyor, çıkışta kadınlar arasında bir toplaşma oluyor, ahşap boyama yapanlar için satış yapıyorlar. Ağaçlara asmak için kuş yuvası bulunur belki dedim, bende karıştım geçen gün araya. Minibüs gibi bi arabanın arkasında bi girdap var sanki, kafamı uzattım, beni de içine çekmeye başladı, bissürü tepsi, biblo, sepet mepet, kendime geldiğimde, kuçağımı doldurmuştum,

- 'bunu da boyarım ben, bunu da eskitme yaparım kii..' diye kendimden geçerken, silkindim ve kendime geldim, 

-''Bir turkuaz bir turuncu boya, bir de kuş evi  alacağım amca'' diyerek hızla uzaklaştım, Duruş anneannesiyle boyadı, müdehale etmemiş annem, böyle bir iş çıkarmış bizimki...





2. Şeker makinesi , 50 kuruş atıyoruz şeker veriyo bize. İçine şekeri de biz dolduruyoruz, paramızla rezil oluyoruz , böyle bi icat... Ama baktıkça bi seviniyo insan niye bilmiyorum :) 

3. Pazar günü, beyimle, çocukları anneme satıp elele bi dolaşalım dedik. Cafer Erol beyin şekercisine girdik, vitrindeki marzipanların da hipnotize edici bir etkisi var, (bi girdap ta orda var dikkat) Çocuklara bişeyler alıp vicdan rahatlatırken, kendime de bir kavanozcuk portakal reçeli almışım...Çok mu?

4. Annemin haşhaşlı çöreği ve kayınvalidemin portakal reçeli... Beni mutlu etmek için elele vermişler, sağolsunlar, çok başarılı bir çalışmaya imza atmışlar, ben de boş durmadım afiyetle yedim, dinimiz, amin...




Devamını Oku »

Çalınmış Saatler...



Eğer şanslı günümdeysem, sessiz, sakin, yanlız sabah saatleri günün en kıymetlisi oluyor. Çok sık gerekli şartlar bir araya gelmiyor tabi, ender zamanlar onlar... Duruşun okul koşturmacası olmaz da anneanne ya da baba okula bırakırsa, Demir kendini aşar da uzun uzun uyursa, Ferhat erken çıkmış ama çıkarken Demiri de uyandırmamış olursa... Hemen mutfağa koşup kahfemi hazırlıyorum, pazar gününden kalma gazeteleri okuyorum, blogcum seninle buluşyorum ama en güzeli sessizlikte kafamı dinliyorum... 

Sessizlik gerçekten nimet ve benim yüksek sese hiç tahammülüm yok, muhtemelen hatırlayamadığım bir yaşlının fena ahını aldım ki, artık bende o lanetli cümleyi kuruyorum;
- susuuun çocuklaaaaarrrr bağırmayınnnn, kafam götürmüyooorr...

Daha önce bahsetmişimdir belki, evdeki çocuk sayısı klasik hesaplamalarla doğru sonuç vermiyor, mesela 1 +1 = 2 çocuk değil, daha fazlası. Bir araya geldiklerinde müthiş bir sinerji! çıkıyor meydana. Çünkü birbirlerinin yemek, uyku, oyun gibi ayarlanmış düzenlerini bozuyorlar, örneğin, ses olunca daha az uyuyor, daha keyifsiz oluyorlar , daha az yiyorlar gibi gibi... Ama bazen de çok güzel kaynaşıyorlar, tarifsiz fotoğraflar veriyorlar, hayranlıkla seyrediyorum, o da ayrı...

Bu günlük yakınmalar bu kadar... Oooopppppsss Demir uyandı, görüşürüüüüzzz...

Devamını Oku »

Mevsimi geldi,başladık kutlamaya...

Tatlı Durum 5'i devirdi, okulda arkadaşlarıyla kutladık. Akşam da evde toplandık. Geleneksel kutlamamızı yaptık. Hiç bu kadar yorulduğumu hatırlamıyorum, bacaklarımı sürükleyerek bitirdim günü. İki hafta sonra Demirciğimizin bebeklikten çocuk olmaya terfi edişini kutladık. İlk yaş günümüz vardı ama bende de hiç enerji yoktu. Evde olmak ta istemedim. Aslında bir tek ben istemedim. 

Babamız 
-pastamızı alır evde rahat rahat yeriz içeriz! dedi. Annem hemen destekledi,
-ben bi ıspanaklı börek yaparım! diye başladı, ki devamını biliyorum ben, börekle başlar, 12 çeşide kadar çıkar, ben de kendimi mutfakta bulurum devamında.  
- Size afiyet olsun, ben gelmiyorum! dedim, resti çektim bende... Sonraaa, akşam dışarda buluştuk hepimiz heheeee :)
Duruşun yaş günleri için hep fazlaca stres yapıp, çokça iş çıkardım kendime, ilk heves ya... Son yıllarda da en az ikişer kere kutladık. Ama fotoğraflara bakıyorum, çok az yanyana gelebilmişiz, onlarda da yüzümde yorgun bir ifade var. Hatta bu sene mum üflerken bile doğru dürüst fotoğraf çekememişiz koşturmaktan. Bu sefer  sakin bir törencik yapmak ve oturup pastamı yemek istedim, ''oy tombulum tombulum ablana çifte doğumgünü yaptım yorgunum'' dedim, Oğluşum da anladı beni, güldü yine :) Akşam da çok mutlu bir hali vardı, garsonların kucağından inmedi. 

Wallahi güzelmiş,bundan sonra böyle, yemeğe çıkalım, pastaneye gidelim, dönelim derlitoplu tertemiz evimize...İyi böyle. 
Garib anam, yağuşuklum, datlum...



Not: sana yazacağım ve seni yeneceğim günlükçüğüm demiştim dimi!!!

Devamını Oku »

Affet beni...



      Blogcum biliyorum ihmal ettim biraz... Tamam çok ihmal ettim biliyorummmmm... Ama bi sor niye? Elektirikler kesilmedi ama wallahi internetimiz bağlanamadı bir türlü... 

      Gerçi kafamda çok yazdım sana ama yüklerken sorun oluştu... Telefondan yazılmıyor bilemiyorum neden...
      Bi kere de kaada ay çok pardon kağıda yazdım, hatta başına da küçük bir resim çizdim, görsel de önemli çünkü, çok saçma geldi,   -anlaşılamayan bir yazar- tadında buruşturup attım ve bir müddet gözlerimi uzaklara dikip baktım...
      Söz uçtu,yazı kalmadı özetle...
Kendimi affettirebilirmiyim bilmiyorum ama artık mazeretim de kalmadığına göre, bu hafta her gün bir post eklemeyi düşünüyorum, ne dersin? Belki o eski güzel günlerimize geri dönebiliriz seninle? Bir zamanlar yakındık, hatırlarsın... Hımm ne dersin blogcum? Hadi hadiiii :))))
     Ayrıca nerden çıkarıyosun başkaları olduğunu anlayamıyorum bazen seni... İnstagramla wallahi ve tillahi sadece arkadaşız, sen kendini onlarla niye kıyaslıyosun, lütfen. Lüttfen!



İşte böyle günlükçüğüm, günleeer günlerin ardındaan... seni unutmak mecburiyetindeydim ... Bir geçerli mazeret de bu buçukluklar. İnternetim olsaydı da çok farklı olamazdı malesef, bili geyts seni inandırsın, mark zukerberg satın alsın, hiç enerji bırakmıyorlar. 
Hiç bişey değilde, sürekli oyuncak toplamak bitirdi beni yaf!!! Dağılmış puzzleları tamamla, renkli halkaları üstüste koy, vakit kaybetmeden doğru şekilleri doğru delikten geçir, hemen küpleri üst üste diz, sonraki levela atla, Duruşun kitaplarını diz, çabucak boyalarını topla...Sonra arkanı döner dönmez bozsunlar yaptıklarını...Wallahi zeka puanım düştü, günde 5 kere aynı oyuncakları toplamaktan, ben daha çok oynuyormuşum gibi hissediyorum artık... 
Neyse geç oldu, yarın devam ederiz günlükçüm, şişşşh :) 



Devamını Oku »

Giderli 6


KARDEŞİM BENİM


Duruşla Demirin arasında 5 yaş var. Tam iki  hafta var yaş günleri arasında. Demir de ilk yaşını doldurmak üzere. Bebeklerin en tatlı dönemleridir, her şeyi yarım yamalak yapabildiği zamanlar.  Demirtoşum da bu aralar paytak paytak yürümeye çalışıyor, karşılıklı oturuyoruz,  altın topumuzu birbirimize gönderip eğleniyoruz, gerçekten çok sevimli bu halleri ve evde müthiş bir enerji demek çocuklar…

Biz bazen fazlaca kendimizi kaptırıp oyuna dalarken, bir çift göz de bizi izliyor, kaygı ve endişe içinde. Sahne zaptedilmiş, büyükler başka bir oyuncak bulmuş, başka bir bebeği sever olmuş, anne baba zaten kölesi, anneanne babaanne kucağından düşürmüyor, gelen misafir önce onu soruyor, bir de ellerinde kamera, marifet gibi her yaptığını kaydediyorlar…

Düşününce çok büyük bir stres kaynağı aslında. Yetişkin olarak aynı şeyleri yaşasam, zemin ayaklarımın altında parçalanıyormuş  gibi hissederdim herhalde… Aynı durumda bizler ne yapadık? 
***Daha fazla öne çıkmaya çabalar ve sonunda daha çok gözden düşebilirdik…
***Giderek daha agresif tavırlar sergileyebilir,  sürekli çatışma içinde olabilirdik...
*** Rakibimizi seviyor ve takdir ediyor gibi görünüp çaktırmadan onun sahne hayatını bitirmeye yönelik teşebbüsler içinde olabilirdik…
***Ondan kurtuluş olmadığına kanaat getirip, onun gibi olmaya çalışabilirdik, muhtemelen de bizim üzerimizde itici olurdu, eleştiriliyor olurduk, çocuk gibi davranmamamız yönünde…
*** Bazı fazla titizlenilen ev içi kurallar konusunu kullanabilirdik… Mesela  aç kalmadan sanki yemek yemiyormuş gibi davranabilir, saatinde uymayı reddedebilir,  özetle denilenin tersini yapmakta ısrarcı olabilirdik… Ki bu da işe yaramazdı, üstelik hane halkının bize karşı daha tepkisel olmasına da neden olurdu…

Bizim evin halleri de uzun zamandır böyle… Şu anda empatinin dibine vurmama rağmen çok zorlanıyorum. Bunların farkında olmam da çoğunlukla durumu değiştirmiyor, Duruş beni zorluyor, benim beynime doğru sıcak sıvılar yükseliyor, bağırmaya başlıyorum,  Duru da mutsuz ve üzgün halde bir süreliğine kabuğuna çekiliyor. Daha önce göz göze geldiysek, gözlerinden anlayabiliyorum  çok kırıldığını, bende kendime kızmaya içimden küfür etmeye başlıyorum, bir de vicdan azabı biniyor üstüne…

Bir kardeşi olmalı mutlaka diye düşünüyordum, aslında hala öyle düşünüyorum, Demir duymasın, dünyaya geliş sebebi, ablasının kardeşi olmak. Bunlar da arka arkaya gelince, bir kardeş verip, çocukluğunun en tatlı zamanlarını mı elinden aldık bilmiyorum... 

Ama bizim ev de Demirtoşla tamamlandı günlükçüm. Eksik varmış kadroda, o da gelmiş, herkes yerine yerleşmiş gibi ev şimdi...Uuuu datlummm benim...Datlularım benimmmm...

 Not: üstteki resmi, Duruş kendine göre tamamlamış, ailemizi çizmiş. Demir nerde diye sordum, 'o anneannemde kalmak istemiş! dedi...








Devamını Oku »

D&D

 Duruşun bebeklik halini tam olarak gözümde canlandıramıyorum. Demir sildi, üstüne de kendi görüntüsünü kaydetti sanki. Sence bu normalmi günlükçüm? Bir şarkıyı dinlerken aynı anda başka şarkıyı da çıkaramam ya, onun gibi. Sence bu normalmi?
Her gün Duruyu almaya gidiyoruz Demir'le. Kapıya yaklaşırken gülmeye başlıyor. Nede çabuk öğrendi gezmeleri... Kime çekti bu çocuk bilmiyorum! Bir de ablasını görünce çok mutlu oluyor, babası geldiğinde ellerini dizlerine vurarak gülmeye başlıyor. Kral tv   açıyoruz, Duruş ilginç dans figürlerini sergilerken Demir yine dizlerini döverek ve kahkahalar atarak ona eşlik ediyor.  Kucağına Durunun org'unu koyuyorum, piyanist şantörler gibi sevinerek komik sesler çıkarıp eğleniyor. Yani keyifli olduğu zamanlarda böyle aktivitelerle meşgul ama çoğunlukla da sıkılıyor ve onunla ilgilenmemi, kucağımda gezdirmemi istiyor. Neşe balonumuzun yavaşça söndüğü zamanlar başlıyor. 
 Duruş hala resim yapmaktan sıkılmadı. Genelde eve döndüğümüzde de çizgi film seyrederken bile resim yapmaya devam ediyor. O unutursa ben yanına yerleştiriyorum kalem fıçısını ve defterini, en azından gözünü ayırmadan tv. a odaklanmamış oluyor. Sulu şakalara da devam. Bir bardak suyla üstünü başını ve de halıları koltukları ıslatıp, hiç utanıp sıkılmadan yine su isteyebiliyor. Çocukların suyla oynamaktan vazgeçme yaşı nedir acaba?
Kardeş kıskançlığı meselesinde de sıcak günleri atlattık. Hep Demir de bizimleymiş gibi alıştı kardeşine. Sadece reflex halinde herkesin önce Demire yönelmesi, bizi çok sinir ediyor :) 'Ben Duruyu tanırım' diyen anneanne bile yan çizmeye başladı...Çok fena rol çalıyor tombul kuşum...


Bir kaç hafta önce, parkta orta yaşlı bir bayan, hızla ve direkt Pusetindeki Demirin yanına gelip gıdısını parmaklamaya başladı. -bu bölümden pek hoşlanmadım, açık yazmak gerekirse, el sürmemesini tercih ederdim- Yan taraftan Duruş hamle yapıp
-bende burdayımmmm! dedi birden. Benim yabancılarla konuşmaktan nefffret eden kızım da dile geldi sonunda! 
-Ablası da burda teyzesi! filan gibi bişeyler geveledim ama kadın aldırmadı, Demiri mıncıklamaya devam etti. İnsan yalandan bile olsa
-aa ablasımısın, sen de tatlısın filan demez mi ya? Bu bölümden de hoşlanmadım işte. 


Sanıyorum ki bu aralar Demirin yanında kendini biraz görünmez hissediyor ve üzülüyor, bunu görmek te beni üzüyor. Keşke benden bir tane daha olsa o da hep Duruşla ilgilense, keşke onu anladığımı daha iyi gösterebilsem...


---Elleriyle dokunarak çocuk seven yabancı büyüklerle ilgili daha küçük bir anekdot;
yine okul yolundayız, yanımızdan iki genç geçti, birisi yana doğru dönüp, pusetindeki Demirin yanağına dokunmak için hamle yaptı, ben de çocuğunu korumaya programlı her anne gibi puseti ondan uzaklaştırmaya başladım. Tamamen reflex günlükçüm. Yani yengeç gibi yan yan ilerlemeye başladık, çocuğun eli havada kaldı bir müddet, ulaşamayınca bizim koca yanağa, vazgeçti, yoluna devam etti. Ayıp ettim evet. ---









Devamını Oku »

Demir Emilimi

Neşeli Demirciğimiz 6 aylık oldu. Pamuk gibi yumuşacık ve ılık elleri var, bir de kapanmayan göbüşü! Anne sütüne devam, ek gıdalara da başladık. Günlük yoğurdunu, sebze çorbasını ve meyvesini yiyor, artık su da içiyor. Şu an sevmediği yiyecek yok gibi, umarım beni yemek konusunda Duruş kadar zorlamaz ve böyle devam eder. Yemeyen çocuk bir çeşit ömür törpüsüdür malum...


Ablamız okuldan gelirken, moda olan virüslerden bir demet yapıp eve getiriyor ve kardeşine de ikram ediyor, üst solunum yollarıyla ilgili sıkıntılar yaşıyoruz bazen, ben de anne sütü ikram ediyorum, birkaç sıkıntılı geceden sonra hallediyor kendi içinde, ilaçsız devam etmeye çalışıyoruz, bakalım nereye kadar...


Yatırdığımda yana doğru hamle yapıp biraz debeleniyor, tam dönüşünü tamamlayıp kaplumbağa gibi başını kaldırıp biraz bakınıyor, akabinde, yorulup huysuzlanmaya başlıyor, yani oyun halısına bıraktığımda biraz oyalandığı güzel günler de çabuk geçti...
Kucağıma aldığımda yumuşak omuzlarına, gıdısına kafamı gömüp kokluyorum, öpüyorum...Anneyle çocuğun en çok tensel temas halinde olduğu, en çok öpüşüp koklaştığı zamanlardayız. Biliyorum, giderek azalacak , çocuklar büyüdükçe daha az öptürecekler kendilerini bize...

Devamını Oku »

Sorulaaaarrrr, sorular...




Geçen günlerden birinde, havayı güzel gördük, çıkalım dedik. Duruşu okula bıraktık, Demiri de babasıyla iş yerine bırakıp işlerimi halletmek niyetindeydim. Arabadan inerken,
-ben gürbüzü aldım, sen de çantamı alırmısın ? dedim kocama,
-ok. dedi, ama arabayı otoparka götürüp park ettikten sonra, çantamı içinde bıraktı.
Ben çıkıp arabaya gittim, çantamı aldım, işlerimi hallettim, gürbüz iki saat kadar uyumuş zaten, sonra Demiri de alıp, annemin arabasıyla sağlık ocağına geçtim, kontrole çağırmışlardı, boyumuza , kilomuza baktılar. Maşallah, maaşşallaahhhhh!!! dediler. Sonra çıktım, Demiri arka koltuğa yerleştirdim, kapıyı kapatıp, şoför mahaline geçecektim ki, kapılar kilitlendi. Alarma bastım, açılmadı. Telaşlanmadım, sonuçta anahtarı kullanabilirdim ama, deliğe girmedi bile. Yavaş yavaş panik başladı bende, gürbüz içerde, ben dışarda kaldık, arabanın etrafını düğmeye basarak tavaf ediyorum, lakin tık yok. Allahtan gürbüz mutlu mesut elleriyle oynuyor içerde yoksa çok daha fazla telaşlanırdım.
Ferhatı aradım tabi, o da yıldırım hızıyla otoparka koşmaya başladı yanımıza gelmek için. Bagajı zorladım, kapıları zorladım derkennn anahtarlıktaki logo birden gözüme gözüme büyüyüp küçülmeye başladı , çantadan rastgele çektiğim, diğer arabanın anatharıymış, iki anahtarda siyah ve anahtarlıksız, sadece farklı logolar var üstünde :)

Ferhatı tekrar aradım, koşma dur! diye, zaten arabaya varsa da çalıştıramayacaktı :) Sonra bayağı ter atmış halde bindim arabaya. Aynı saatlerde de annem kapıda kalmış günlük, görüyomusun başımıza geleni ? bu da böyle bir gün oldu, çözemediğim nokta da, farklı anahtar arabayı nasıl kilitlemişti? Murphy kanunlarına bir yenisinimi eklemişti? Gürbüz ağlasaydı, kapılar hiç açılmasaydı benim halim nice olurdu? Annem neden kapıda kalmıştı ve sonrasında ne yapmıştı?
Sorular...sorular...


Devamını Oku »

Demir'in kepek sorunu!!!



Agucuk gugucuk Demircik, 16 haftalık olmak üzere, nede çabuk geçmiş yine zaman... Gürbüzcüm 4. aya girecek yakında. Aylık gelişim tablolarına bakıyoruz, paralel gidiyor, en büyük sorunumuz, -çok şükür ki- konak problemi oldu. Duruşda olmamıştı ama Demirden, doğumdan itibaren kafa derisinde kabuk şeklinde ve giderek çoğalan, konaklarıyla mücadele ediyoruz. Uzun süre tavsiye edilen her şeyi denedim, dr. badem yağı demişti, zeytinyağı ve karbonatı karıştırarak sürmeyi önerdiler, bepanten ve bebe yağı da kullandık, kafasını sabah akşam yıkayarak, yumuşak bir fırçayla fırçaladım, sonunda savaşı kazandık ama tekrar çıkmak için fırsatı kaçırmıyorlar, akşam nemlendirecek bir şey sürmediysem örneğin, sabah tekrar belirmiş oluyor. Bir sürü şey sürüp yoğun bakım koplexi! uyguladığım için hangisi etkili oldu bilemiyorum ama totalde sonuç verdiler.

Demircik, anne sütüyle beslenmeye devam ediyor. Artık gündüzleri daha az daha kesik uykusu, gece ablası gibi tamamen karanlıkta sabaha kadar, uyuyor, dört- beş kez beslenmek istiyor. İşin zor bölümlerinden biri bu, ağlayıp uyanmıyor iyi ki ama bölünen uykular tam dinlenemememe ve hep uykulu, yorgun hissetmeme neden oluyor. Yine de emzirmek güzel.

Sabaha karşı bezini değiştiriyorum, uykusu açılmasın diye ışık açmadan değiştiriyorum, insanın karanlıkta görme yeteneği de gelişiyor. Kıyafetlerimiz hemencik küçülüyor, anakucağına, kanguruya sığmıyor artık, 7 kg+ 60 cm oldu bile. Sen bakma alttaki resme günlük, mesut bahtiyar bir bebek, gülmeyi çok seviyor. Çenesinde düğmesi var, basınca hemen gülücük. :)

Kendi kendine yatağında uyanıkken de vakit geçiren, oyuncaklarıyla oynayan bir çocuğum olmasını çok istemiştim, bu sefer çok ta yaklaşmıştım ama Demir de uyanıkken kucağıma almamı isteyen, hatta ısrarla isteyen bir bebek olma yolunda. Kararlı davranıp almamaya çalışsam da ağlayan bebek sesi sinirlerimi geriyor, dayanamayıp alıyorum çoğunlukla. Allah alman sabrı versin annelere diyeceğim ama bizde genelde yufka yürek oluyor...
Son haftalarda ayrınmenimin ilgisini oyuncaklar çekmeye başladı. Renkleri farkediyor , minik patileriyle pıt pıt dokunmaya,tutmaya çalışıyor, minicik pamacıklar çok tatlı çokkkk!!!


Devamını Oku »