Patik Hanım...


Durudan önce Patik kızım vardı evde. Çok güzel , hanım efendi bir kediydi. Sonra birden evin içinde bağırarak gezmeye başladı. Gece sabaha kadar evin içinde tiz seslerle uluyarak dolaştı. İçindeki saat çiftleşme zamanının geldiğini söylüyordu ama Patik ne yapacağını da bilmiyordu muhtemelen. Kısırlaştırmayı önerdi veteriner, kesin çözüm olarak. Benim içime sinmiyordu, en azından bir kez anne olma deneyimini bile yaşamadan bu hakkı bir canlının elinden almak, onun evde bir saksı bitkisi gibi oturmasını istemek en hafif tabirle bencillik olurdu.

Sonunda anneme götürüp özgür bırakmaya karar verdim. Bahçeye fırlar gibi koştu ve tam 5 gün ortadan kayboldu. Birkaç gün geçince çok endişelendim, komşular ve annem artık gelmez dediler ama ben
-biliyorum gelicek! diye kendimden ve kedimden emin konuştum ki hiç adamı değilimdir, kararlı duruşların. Ferhat, gel aramaya çıkalım dedi, fazla somurtunca, birkaç kere gece mahalleyi adını seslenerek dolaştık, bulamadık. Sonunda 5. günün sabahı kalktık, babam hastanede yatıyordu, annem onun yanında kalacaktı birkaç gün, biz evimize dönecektik ve eve dönse de onu içeri alacak kimse olmayacaktı. Bende umutsuzdum artık. Kalkıp perdeyi açtım, camın önünde bana bakıyordu. Çok zayıflamıştı, kirlenmişti, yüzü kamuflaj yapmış gibi koyu renk tozlarla kaplıydı ama gelmişti. Hemen kaptım, eve dönünce yıkadım kuruttum, çok iştahlıydı topladı kendini. Nerelerde neler yaşadı bilemiyorum ama iki ay sonra iki tane yavrusu oldu. Biri sarı, diğeri beyaz. Belki babaları farklı bile olabilirmiş, kedilerde böyle bir kabiliyet mevcut, aynı seferde birkaç babanın çocuğunu doğurabiliyorlarmış. Neyse bizde olmadığı daha iyi, gereksiz bir kabiliyet.

Patik hanım, sabaha karşı doğurdu yavrularını, ne yapacağını biliyordu, biz sessizce izledik sadece. O sırada bende Duruya hamileydim, hem hoşuma gitmişti, hem çok midem bulanmıştı. Galiba benim hamileliklerim bütün olarak mide bulantısından ibaret bir keyifsizlik hali zaten. Patik hanım çok iyi bir anneydi. Doğadaki hemen hemen bütün anneler gibi. Erkek kedilerse tam tersidir. görevlerinin mümkün olduğunca çok dişiyi mart ayı boyunca dölleyip bir daha geriye dönüp bakmamak üzerine programlıdırlar. Dişilerse acıksalarda yavruların yanından ayrılmazlar, başka erkek kediler gelip yavruları yiyebilir, zarar verebilir diye. Annesiz yavruları kendi çocukları arasına katıp emzirirler, yalayıp temizlerler, onlara hayatta kalmayı, avlanmayı, savaş oyunlarıyla öğretirler. Yine de pek az yavru yaşamayı başarır. Ya ezilirler, ya da gençlik hastalığına yakalanırlar, önce iştahları kaybolur, sonra ölürler. Bu durumu senede iki kere annemin arka bahçesinde gözlemlediğimiz için sanırım hissizleştim artık.

Patikte iyi bir anneydi demek istiyorum, gerçi yedikleri önlerinde, kumları balkondaydı ama onları oynarken ve karman çorman olup uyuklerken seyrettikçe içim sızlardı. İki ay sonra Patik agresif bir anneye dönüştü. Meme emmek için sokulmaya çalışan yavruların kafasına önce patilerinin içindeki yastıklarla uyarı vuruşu yapıp sonrada arka ayaklarıyla sertçe itmelere başladı. Pek anlam veremedik neden böyle olduğuna ama sonunda anladık ki, patik yine hamileydi. Artık emzirmek istemiyordu. Enerjisini yeni yavrulara saklamak, iki yavruyu da sütten kesmek istiyordu. Zamanla anladım ki iki kardeşin de artık hayata atılmasını, dışarda yaşamayı da öğrenmelerini istiyordu.

Benim için bir karar zamanıydi. Durunun evde bir hayvan arkadaşının olmasını istemiştim ama hali hazırda iki yavrusu olan ve kaç tane daha doğuracağını da bilmediğim bir anneyle ve evde bir bebekle baş edemeyeceğimin de farkındaydım. Kaçınılmaz son, bu düzenli olarak genişleyen aileyi güvenilir bir yere yerleştirmekti. Gökçeada da Aylin in öğretmeni istedi bizim mültecileri, bir kaç taş evden oluşan pansiyonu ve büyük bir bahçesi vardı. Ayrıldık nitekim.

Bazen bir olay yaşanıyor ama çok sonra anlam kazanıyor, ben bu günlerde bunları düşünüyorum sıkça. Kendimi yavrusunu iten patik gibi hissediyorum. Duruyla istediğim kadar ilgilenemiyorum, okulda, sonra babası ilgileniyor. Duru herşeyin farkında sanki, sabah bana 'anne sana şarkıyı bilgisayardan açıcam dinleriz, kusucaksan kusarsın, sonra gene dinleriz' diyor. Kendince çözüm buluyor ben mazeret bildirmeden. Seni çok seviyorum anne diyor sık sık, içim sızlıyor.Ya da sabır gösteremiyorum sıkıntım arasında, hadi hadi diyip duruyorum arka arkaya. Şimdiden kendine fazlasıyla yer açıp rol çalmaya başladı bu zigot. Umarım bu haller çabuk biter de unuttururum bunları tatlı kızıma...

17 yorum:

  • Aslısın diyor:
    5 Mayıs 2011 11:36

    Canım benim ya, kediler, kızın, bebeğin, hepiniz mutlu olun!

  • halime diyor:
    5 Mayıs 2011 12:09

    çok tatlılar.bende fıstığımı kısırlaştırdım,yavruları olsa nasıl baş edebilirim diye düşünüp.
    onların yerine dışardakilerle ilgileniyoruz....

  • Sihirli Günce diyor:
    6 Mayıs 2011 01:22

    Güzel bir hikayeydi,Patik hanımdan ayrılmana üzüldüm ama nerede olduğunu bilmek,emin bir yerde olduğunu bilmek rahatlatıyordur seni.Duru'nun sana söylediği şeye de bayıldım.Yavrum,küçük ablam:)))

  • isoon diyor:
    6 Mayıs 2011 01:49

    sağol aslısın, siz daha daha çok mutlu olun :)

    halimecim ilgilenen birilerinin daha olduğunu bilmek güzel...

    sihirli günce, yine doğal ortamda olması rahatlatıyor gerçekten, çocuklar bazen çok olgun davranıyor, hayran kalıyor insan...

    sevgiler...

  • FADİŞ diyor:
    6 Mayıs 2011 02:56

    Ne güzel yazmışsın ama içim burkuldu, annelik halleri işte, Duru'da çok tatlı, onlar her şeyi biliyor her şeyi anlıyorlar. Tatlı kuzular. Kolay gelsin.

  • Handan diyor:
    6 Mayıs 2011 03:01

    Kendi ikinci hamileliğim geldi aklıma. Gerçekten de insan çok zorlanıyor.

  • Berna diyor:
    6 Mayıs 2011 03:29

    Aysun, çok dokundu bana bu yazın...

  • isoon diyor:
    6 Mayıs 2011 03:56

    fadişcim, hep vicdan azabı, hep vicdan azabı bizimkisi :)

    handancım, geçecek dedim geçecek! ağaoğluna bağladım :)

    bernacım aslında düşündüm sonradan fazlamı duygusal oldu şimdi diye ama öle hissettim demekki, özür :)

  • Bahar ve kızısı Yağmur diyor:
    6 Mayıs 2011 04:59

    bizim Duman'da Burgazada'ya gitmişti. Benimki toksoplazmadan dolayı bi ayrılıktı.
    geçer herhalde canım bu bulantılar, hiç çekmediğimden bilmiyorum ama. çabuk geçer inşallah. Kızını öperim canım :)

  • İkiz Annesi diyor:
    6 Mayıs 2011 13:34

    Canım ah annelik halleri diyorum tüm duygusallığın üzerindedir şimdi çok normal.Duru prensese de bayıldım aferin ona kıskançlık yapmadan çözüm üretiyor:)

  • didem diyor:
    6 Mayıs 2011 22:34

    Canim, demek anne kusucaksan kusarsin sonra yine dinleriz diyor. Yerim o Duru'yu ben. Insallah mide bulantilarin en kisa zamanda biter de hamileligin keyfini surmeye baslarsin...

  • OZLEM ANNE diyor:
    8 Mayıs 2011 15:22

    anneler gununuz kutlu olsun, sevgiler xx

  • isoon diyor:
    9 Mayıs 2011 00:08

    baharcım, sevindim yaşamadığına, bizde öpüyoruz yağmurkızı.

    ikiz annesi, duruşta çareler tükenmez :)

    didemcim sağol, inş. canım.

    özlem anne çok incesin, seninde kutlu, mutlu olsun...

  • defne naz diyor:
    9 Mayıs 2011 07:36

    Ne güzel anlatmışsın. Benim de en çok korktuğum ise ikinci çocuk için atılan adımda artık birinciye büyüklük rolünü üstlendirmek.

  • Deli Anne diyor:
    10 Mayıs 2011 02:36

    Öff, pööfff ben de gezineyim dedim bunaldım gene.. aklıma düştü Selim'e hoyratlıklarım..

  • Deli Anne diyor:
    10 Mayıs 2011 02:38

    Gene de güzel düşünelim Aysun'um.. yaşanması gerekiyor demek ki.. Duru'ya kardeş geliyor (inşaallah) daha ötesi var mı? Hiçbir büyük güzellik sancısız olmuyor işte..

  • isoon diyor:
    10 Mayıs 2011 03:47

    defne naz, benim de korkum o, şimdiden şartlıyorum kendimi, sakın duruya' ama sen kardeş istemiştin!' deme! diye.

    Deliş, nie sancısız olmuyor bu güzellikler yaw? bişeyde kolay olsun aaaaa :)

Yorum Gönder

Datttlu Yorumlar