Lepiska saçlı kelebeğim...

Dün akşam bebeğimin ilk okul gösterisi vardı. Hepsi o kadar sevimliydi ki , müthiş duygulandırdılar bizi. Bambaşka bir deneyim oldu çocuklar için de bizim için de. Sahneye fırlayıp öpmemek, sarılıp takıldıkları yerde yardım etmemek için zor tuttuk kendimizi. Çok güzel bir geceydi üstelik 2 ay çalıştılar ama bize süpriz olması için detay vermediler, gizemi bozmadılar...

Kelebek şiirimizi okuduk, ilk karnemizi de aldık, okul hayatının hep böyle güzel geçmesini diliyoruz bitanem...





















Devamını Oku »

Çocuk Menüsü

Duruş, yemek seçmez ama hep az yer. Bu beni elimde olmadan kızdırsa da örnek almam gerektiğini düşünürüm , ama başaramam genelde. Ne kadar çok yerse o kadar hızlı büyüyeceği, az yemesinin benim başarısızlığım olduğu hissini atamam üstümden. Düşünüyorum ve Durunun en çok sevdiği yemeği bulamıyorum, 'bayılır' diyebileceğim bir gıdda maddesi yok . Çorba hala yarım kase, yemek bir kepçe, pilav iki kaşık, makarna da öyle. Makarmayı daha çok sevmesi gerekmezmi? Köfteye bile nazlanıyor, ben bayılıyorum, sınırsız yiyebilirim... Karnıbaharla mantı yı aynı yüz ifadesiyle yiyor. Balıkla salatayı yine beş lokmayı yanımızda bizimle sonra masadan kaçarak, gezip dolaşarak beni de deli ederek yiyor. Ben hergün yiyebilirim balığı, civa miva dinlemem.

Son zamanlarda alışveriş merkezine girince 'patatess patatesss' ısrarcılığı başlıyor, hamburger istemiyordu, son gidişimizde onuda yedi maşallah. Gitmeden önce de biraz daha fazla yemek yedirmeye çalışıyorum ki daha az istesin. Bir de mayonez-ketçap delisi, nerdeyse yalıyor küçük paketleri. Tamam bu ikiliyi bende çok severim ama o daha küçük yemesin işte, istemiyorum :(
Evde yapmak aklıma geldi. Hiç değilse defalarca yanmamış zeytin yağıyla kızartıp, köftesini daha sağlıklı hazırlayabiliyorum. joker bir tarif geliştirdim;

-elma büyüklüğünde kıyma
- ufak bir kereviz ve havuç ince rendeyle rendeleniyor.
-çok ince doğranmış taze sarımsak ya da kuru sarımsak,
-1 yumurta
-bir-iki kaşık kurutulmuş, ufalanmış ekmek
-bir tatlı kaşığı zeytinyağı, tuz, biraz yeni bahar, kimyon, zerdeçal, bir kuple yüreğimizi katıyoruz

Hamburger köftesi formunda kızartıyoruz, bakmayın bizimkinin yüz ifadesine, severek yiyoruz.
Yanına bir küçük te oyuncak koyarsak tam bir çocuk menüsü. 'Pek Anayız' gibisi yokkkkk!!!!





Devamını Oku »

Sen Olsan


Duruşla yolda genelde, önce kim köprü görücek, mavi ışık bulmaca ve türevlerini oynarız, ya da müzik dinleriz. Pazar günü dönüşte başka bişey buldum, beni o kadar neşelendirdi ki, artık baya baya sohbet ediyoruz merkeple.
Konu bir şekilde kardeş durumlarına geldi, oradan anne olma mevzuuna geçtik, bu aralar bu konuları çok sık konuşuyoruz. Daha önce, bana
-ben büyüyünce anne olucam, dedi durup dururken, bende
-önce çocuk sonra da genç kız olucaksın, sonra istersen anne olursun, dedim
şimdilerde bu sıralama üzerinde çalışıyor sanırım, arada bir babasına anlatıyor çünkü. Oyunun çıkış noktası da bu oldu;

-Durucum sen anne olsaydın nasıl bir anne olurdun, nasıl davranırdın çocuğuna? diye sordum, bir süre abla ve anne olmayı karıştırdı,
- mesela sen anneymişsin
-hıh
-seninde bir çocuğun varmışşş
-kız olsun, irem olsun! şeklinde konuya vakıf oldu birden.
-ona nasıl bir anne olurdun
-onu severdiiimmm, sarılırdımmm, gezmeye götürürdümmmm...
-sevgi dolu bir anne olurdun demekki,
-evet

-peki iremin üstünü değiştiriceksin, kırmızı elbisesini giymesini istiyosun ama o yeşili giymek istiyor, naaparsın?
-kırmızıyı giydiririm. kızarım. (anne ol da gör demeden büyütmek isterdim seni ama olmıycak galiba :)

-mesela iremin yemek saati geldi, sen sebze pişirdin, brokoli olsun , irem yemek istemiyor, sen naaparsın?
-ona meme verririmmm
-ama artık senin gibi yemek yiyomuş irem,
-onuuunn ağzını açarımmm içine yemekleri koyarım. (koyarsın)

-meselaa iremin okula gitme saati yaklaştı, sen onu uyandırmak istiyosun, ama kalmak istemiyo, ağlıyo naaparsın?
-onuuu gıdıklarımmmm, gülüüürrrr, o zaman uyanır! (yarın deniyorum bunu)

-iremi giydirirken senden kaçıyo ve evin içinde seni koşturuyo, ve bunu hep yapıyo, naaparsın bakalım? (anasına bak kızını al)
-onaa bi doluuu su dökerimm, ıslanırrrr
-üşüttü, hasta oldu çocuk
-giydiririmmm, sonra gene kaçarsa bi dolu su dökerimmmm (kikir kikir gülüyo, benle dalga geçmeye başladı hafiften, üstüme alınmıyorum)

-mesela, senin çok işin var, yemek hazırlıycaksın, çamaşır asıcaksın, ama irem parka gitmek istiyo, naparsın?
-onu parka götürürüm! Net. ( eh, bende park saati gelince işi gücü bırakırdım)

Bu kadarını hatırlıyorum, bazen kaydedemediğime üzüldüğüm şeyler söylüyor, unutuyorum. Yolda baya eğlendik bu oyunla, hoşumuza gitti, evde de arada bir,
-hadi soru sorrrr, demeye başlıyor. Empati oyunumuzu geliştirmek üzerine düşünüyorum günlük, paylaşırım yine.

Devamını Oku »

Tatlı Cumartesi...


Tatlı Cumartesi, öğleden önce ünv.den kızlarla buluştuk. Hava da sanki biz daha güzel gezelim diye ısındı, pazar günü bozdu. Ayferin ikizleriyle Duruş çabuk kaynaştı. Yanıma boyama kitapları, pastel aldım, çocuklar boyama yaparken biraz sohbet edecek fırsatımız oldu. Ayferi bulunca ters çevrildi tabi fincanlar, fallar bakıldı. Yollar, kuşlar, sıkıntılar, kısmetler...
Öğlenden sonra da ortaokuldan kıslarla buluşacaktık ama Nergizin Zeynepi ateşlenmiş, gelemedi, asıl buluşma nedenimiz olan yurtdışından gelen Banu da bizden önce gelip biz yokuz diye geri dönmüş, bizde Suzancım, Aylincim, Durucum ve ben oturduk, fondü yedik, Banuyu çekiştirdik, neden biraz daha beklemedi, diye...
Kahfe dünyasına girince Duruşun gözleri parladı, cennete düştü sanki, çeşit çeşit çikolatayı görünce. Aylinin kucağında gözleri kapanmaya başlayınca kalktık, arabada hemen uyudu. Dün akşam üstü Evdekilerle vedalaşıp, 5 gün daha görüşemeyecek olmanın hüznüyle yola çıktık. Yolda Duruyla çok güzel bir oyun icat ettik onu da yarın yazarım günlükçüm...



Devamını Oku »

Profesyonel


Son gün arayınca bilet bulamadık tabi, merdivende de mi olmaz dedim, yok dediler, sonra bizim süperbaba ben ayarlarım dedi, geldi biletlerimiz, balkondan ve en arkadandı ama bi şekilde sığıştık bizde salona. Hiç beğenmeyenden en çok beğenene doğru herkes farklı düşünce beyan etti, ben bayıldım. Daha yakından izlemek, en azından mimikleri kaçırmamak isterdim, çünkü gerçekten yetkin dikiciler ve özellikle daha aktif bi karaktere hayat veren Bülent Emin Yarar seyrettiğim en iyi oyunculuğu sergilediler. Kuş bakışı izlemek ve hep bir sorun olan çok sıcak salonlara rağmen, mutluyum seyredebildiğim için... Yakınınıza gelirse kaçırmayın, uzağınıza düşerse, üşenmeyin, gidin.

Devamını Oku »

Hastayım, hastasın, hasta...



Geçen hafta ailecek hastaydık, süründük resmen. Duru'nun yılbaşı akşamı başlayan öksürüklü tıksırıklı hastalığı geçecekmiş gibi yapıp daha da güçlenerek geri döndü. İyi olduğunu düşündüğümüz gün okula gitti, akşam tekrar ateşi çıktı. Bu kez bana da geçti, Ferhatın ağır bir diş problemi vardı, birde üstüne mikrobik rahatsızlığı ekledi. Eş ve anne olmanın en zor halini yaşadım sanki. Kendi annemi istedim yanımda, yanlız başımızaydık.
Hafta sonuna doğru daha iyi hissetmeye başladık. Duru hiç yemedi ve antibiyotik kullanmak zorundaydı. En zor işler sıralamasında hatırı sayılır bir derece yapar herhalde, hasta ve yemeyen çocuğu beslemeye çalışmak... O kadar yıpratıcı ki, yarım saat kendini tüketerek, yarım kase çorba içirirsin ve genelde de sonunda geri çıkar. kendime göre, yemek konusunda 'az ısrarcı anne' olduğumu düşünürüm ama, aç karnına antibiyotık almasın diye, 'çok ısrarcı anne'ye dönüştüm, yine de farketmedi... Üstelik Duru hiçbirimizin görmediği kadar aksi ve şımarıktı. Hastalıktan, zayıflayan bünyesi ve sinirleri yüzünden -ki bende açken çekilmez olurum- sürekli inatlaştı. Sonlara doğru, oturup herşeye ağlar oldum. Doktorumu seyrederken ağladım, kustukça ağladım, sabah uayandırırken
'yüzünü görmek istemiyorummmmm' bağırdı, bir saat ağladım...Ara ara önce çok kızıp sonra öpüp sonra yine sinirlendim, deli gibi...
İyiki hafta sonu annem, Aylin, Selma geldi, biraz kafamız dağıldı, neşe oldu evde.
Dün en iyi günüydü, okula gitsin diye düşündüm, evde kalmak iyi gelmiyordu ikimize de, akşam çok mutlu geldi, yemeğini yedi, öpüştük, sarıldık, Duru geri gelmişti. Öyle hafifledim ki...


Büyüdüğünde bunu da kullanabilirim dimi günlük, 9 ay karnımda taşıdım cepte, hastayken başında bekledim, o da tamammmm, yemedim yedirdim?, hem yedim, hem yedirdim ben, o da tamam sayılır, hem giydim hem giydirdim hatta... Elim kuvvetli günlük. Floş royale koşuyorum...

Devamını Oku »

Babayla Sinemaaaaa


Pazar günü küçük ve büyük sevgilim ile kahvaltı yaparken duruya kızım seni sinemaya götüreyim mi? dedim.Hemen sevimli bir surat ifadesi takındı
tamam babacııııım dedi.
Hangi filme gidelim kızım dedim, bizim bilmiş küçük hanım bilgisayardan bakalımmı baba hangi film varmış dedi ve sinemayı hak ettiğini bir kez daha gösterdi. Bilgisayarın ne işe yaradığını o çoktan çözmüş bile. Hemen baktık tabi rapunzelde ( karar kıldık ama bi problemimiz vardı karmakarışık üç boyutlu bir çizgi filmmiş. Yol boyunca gözlükle neden izlemesi gerektiğini anlatmaya çalıştım ama sürekli nedeeeeeen sorusu barajına takıldım.
Yaşa ve anla kızım diyerek konuyu kapattık. Alışveriş merkezinin otoparkına geldiğimizde bana çok güzel yol tarifi ile park yeri buldu. Park yerlerinde harfler yerine il isimleri yazmışlar. Durunun deyimiyle arabımız bayburtun c’sine bırakıp girdik içeriye. Duru için alışveriş merkezleri patates anlamınada geliyor, hemen patates almak için hamburgerciye yöneldik. Büyük sevgili duymasın. Kasadaki kız ona ketçap mayonez vermedi Duru sert bir ifadeyle ketçap mayonez yokmu diye sordu ve tezgahtan patatesten önce onları aldı onlarsız bir hayat düşünemiyor artık. Daha sonra biletmizi ve mısırımızı aldık filmimizi izlemeye başladık. Gözlüğü taktı ve ilk kahkahamızı attık çok sevimli oldu.ama gözlükte çok ağır çocuklar için buna bir çözüm lazım. Biz evden ne olur ne olmaz iki tane gözlük getirmiştik ama işe yaramadı bizim bu uyanıklığımız. Bizim gözlükler cinebonustan kalma biz afm de olunca işe yaramadı. Çocuklarla film izlemek çok keyifli hiç ses ayarları olmuyor sessiz bir anda birdenbire bağırarak ne oldu baba yada ne deediiiiii diye birdenbire bağırıyorlar.filmin ilk yarısında gözlükle izledik ama ikinci yarıda gözlüğü takması için ısrarlarıma rağmen taktıramadım. Zorla taktırdığımdada gizli gizli alttan bakmaya devam etti. Hatta bi ara gözleri doldu ne oldu kızım dedim korktum baba dedi. Bulanık şekilde filmi bitirdik . Bayburttan arabımızı aldık şarkılar eşliğinde dönüşe başladık. Elimizde kocaman bir şekerle. Eve gelirken lahmacun yemek istedik ama annemiz olmadan boğazımızdan geçmezdi tabi. Soğan kokusuyla beraber evimize vardık . Yemeğimizi yerken duru heyecanla annesine anlatmaya başladı filmi.

-anne gözlük takıyorum adamlar burama (karnını göstererek) geliyoooo çok korktum
Diyerek koparttı bizi, ben Durunun gözlüğü takarken yakınlaştırdığını anlamadığını sanmıştım ama kızım beni bir kez daha şaşırttı.Kocaman bir öpücükle hemen ödüllendirildi

Devamını Oku »

'benmi bulandırdım' endişesi


Duruballa salya sümük 3 gün geçirdik. Nasıl olsa çoktan homojen dağılmıştı ikimizede virüsler, önce onun mümüğünü sonra kendiminkini silerek ve aynı burun spreyini sırayla kullanarak, bazen Duruşunkini kafaya dikip evde şurup kafasıyla dolanarak 3 gün dinlendik. Yani daha çok Lulu dinlendi. Sağolasıca internet ve montessori faaliyetleri sayesinde okul öncesinde hergün kendimizi oyalayacak birşeyler buluyorduk ama anladım ki çabuk kopmuşum , biraz da zorlandım oyun icat etmekte, belki hastalık bezginliğiydi, ama sonunda çareyi Duruşu sevgili küçük budamız caillou nun ellerine teslim etmekte buldum. Üç güncük te fazla tv izlemek hemencecik te çocumda dikkat eksikliği, davranış bozukluğu, psikolojik sorunlar vs. neden olmaz dimi günlük? Sende hiç rahatlatmıyosun ki...



Hastaneye gittik, karşısında en sevdiği okul arkadaşı Elifnaz, o da suçiçeği olmuş, eve geldikten sonra Duru dedi ki;
-'anne arkadaşlarıma da benmi bulandırdım hastalığı?' Çokkk datlum benim, hassasım...

Devamını Oku »

Gelenek bozulmadı :)


Cuma akşam üstü Duruşu okuldan alıp İst.a geçtik. Çok meşakkatli bir yolculuk oldu, trafik kilitti. Biz ve diğer trafik magdurları umutsuzca çırpındık, Duruşun yolda çişi geldi, hafif ateşi çıkmıştı zaten. Bir ara varamayacağımızı , belki de mahsur kaldığımız yere yerleşip orda yaşamanın daha mantıklı olduğunu düşünmeye başladım. Cinnet geldi zaar.
Sonunda eve ulaştık, hemen yemek yemeye başladık, bu arada Duru hediyeleri açmaya, karışık bir şekilde dağıtmaya başladı, bizde dayanamadık, sabırsızca yırtmaya başladık paketleri, yarım saat içinde, yemekler yenmiş, hediyeler açılmış, bütün kaleler fethedilmiş oldu :)
Her sene evdeyiz bu sene dışarda olalım dedik ama annem çok mahsun bi şekilde
-biz Duruyla yanlızmı olucaz evde? diye boynunu bükünce geleneği bozmanın anlamı yok diye düşündük. Zaten öyle hazırlanmıştı ki bırakıp çıkmak haksızlık olacaktı. gerçi kendisi sonradan dayanamayıp itiraf etti;
-ben dışarda kutlamayın diye günler öncesinden başlıyorum hazırlıklara...şeklinde!
Duruşun geleneksel Yılbaşı çikolatası hazırdı ama çok sevdiğim makinamdan uzak kalmak beni fotoğraf işinden soğuttuğu için doğru dürüst bir resmini bile çekemedim, zaten zavallı tavşan da fazla direnemedi Durukızın seri diş darbelerine, eridi gitti...
Duruş hasta girdi yeni yıla yoksa bu yıl böyle mi geçicek? Bana da geçti, iki gündür evde atlatmaya çalışıyoruz. Bu arada aile hekimliği uygulaması başlamış, denemeye karar verdim, Duruyu alıp gittim sağlık ocağına. DR.un yanına girip sadece adımızı söyledik ve ikimizi de muayene etti. Hatta Duruya benim kucağımda baktı. Danışmada işlem yaptır, yok numaratöre bak, sıra bekle fln yok, çok kolay. İşte bir sürü hastane değiştirip bulamadığım buydu...
Duruyla evde güzel iki gün geçirdik. Özlemişiz. Eski günlerdeki gibi. Bebeğim yine süzülmeseydi...



Durunun yeni ebruları. Hemde Durunun yılbaşı hediyeleri oldu. Asıldı bile. İçimizde kendi emeğini hediye eden sadece Duru oldu :)

Bunlarda benim geleneksel hediye kutularım. İçi dolu fıçıcıklarım... Onlarda sahibini buldu. Nazlanarak gitmiştim ama mutlu döndüm, bir şekilde yakaladı yine yeni yıl beni. Seni gidi yeni yıl seni :)))))

Devamını Oku »

Kediler öldürülmesin, ciğer de yiyebilsinler...


Geçen sene yeni yıla enerjim tam girmiştim, bu sene bir isteksizlik, bi uyuşmuş ruh hali içindeyim. Geçen sene kafamda z raporları alıp, ilerleme planları yapmıştım yıl biterken, bu sene sıradan bir gün, gereksiz bir telaş olarak görüyorum. Geçen sene kar taneleri, parlak toplar, plastik ağaçlar beni neşelendirmişti, bu sene çok itici geliyor. Nedenini de bilmiyorum, seneye ne düşüneceğimi de merak ediyorum...

Devamını Oku »

Hangimiz hamarat?


Duruş hastayken okulda turşu yapımını kaçırmıştı, dünki (dünki mi?) dünüleyin hah şimdi oldu, -rahatsız oluyorum da yanlış kelime kullanımından- aşure etkinliğine yetişmiş, şirinler beraber aşure yapmışlar, akşamda paketleyip bize hediye ettiler. Ne harika dimi? Çok güzel düşünmüş Yumurcak ailesi. Teşekkür ederiz. Duru da benden önce aşure yapmış oldu, kısmet...

Bende reçel yaptım... Ayva reçeli. Pek te reçel sevmem ama, ne biliyim yaptım işte. Seyretmesi güzel...

Devamını Oku »

Çok Güzel Filmler Bunlar


365'3 3 kala çok sıkı bi film seyrettim; 11!e 10 kala. Gençliğinde devlet bursuyla Amerika- Sanford ünv. nde elektronik okumuş, döndüğünde, eğitimi ve yeteneği değerlendirilememiş, -malum bürokrasi- hayatını kolleksiyon merakına adamış, bu yüzden karısını kaybetmiş, sağlığını da hızla kaybetmekte olan Mithat bey(Mithat Esmer) ve apartman kapıcısı Ali (Nejat İşler) arasında geçen yavaş ama sıkmayan bir film.
Bir dönem hepimize bulaşmıştır biriktirmenin zevki, uzun sürmez genelde, peçete biriktirmişliğim var, kimbilir nerde peçete çantam. Babam pul biriktirirmiş, Kıbrıs savaşına gönüllü katıldığı zaman, evlerini bırakıp kaçtıkları için boşalan rum köylerinde evleri gezip işine yarayanları alırmış askerler. Babam bir rütbe daha üst bişeymiş -aram iyi olmadı hiç askeri rütbelerle- askerlerden biri, merakını bildiği için bulduğu pul defterini getirip vermiş. Sonra babam acıdığı bir başka askere o defteri ve pulları hediye etmiş... Neden anlattım, emin değilim, yazının uzun olmasını istedim belki :)
Bize de bir başkası kendi çocukluğunda biriktirdiği pulları hediye etmişti, Aylinle bir süre de pul işine girip, sonra da unutup gitmiştik...
Kıyafet etiketi biriktirdim, dolap kapağına yapıştırdım, astım hala da biriktiririm, bu kadar yani.
Aslında çok keyiflidir ama nedense çok modası geçmiş bir durum gibi geliyor kulağa. Anormal insanların işi gibi. Duruyla başlayabiliriz tekrar biriktirmeye, sever belki...
Bu arada filmde vurgu yapılan Reşat Ekrem Koçu'nun İstanbul Ansiklopedisi, bir kez daha merak uyandırdı bende. Orhan Pamuk bahseder genelde. İyi bir kütüphane bulup incelemek isterdim, okul bittiğinden beri hiç yolum düşmedi kütüphaneye. Aradığım sessizliği de ancak orda bulurum zaten...

****
Milk, Harver Milk'in , eşcinsel haklarını en sağlam savunmuş adamın hayat hikayesi. Herhalde bir insanın önlenemeyen başarısının karşılığı suikast oluyor dünyanın heryerinde. Sean Penn'in mükemmel gay oyunculuğu için kaçmasın derim. Gerçekten çok sevimliydi...
***
Tanrıkent, eminim çok seyredilmiştir, ben yeni yakaladım. Çok belalı yoksul bir mahallede, çocuk çeteleri hüküm sürüyor. Bizimkiler kadar bebeler, ellerinde gerçek silahlarla soygun yapıyor, toz satıyor. Yaşı biraz daha büyük olanlara Yaşlı çocuk diyorlar. İnsan hatta çocuk hayatının hiç değeri yok, aslında başka şansı da yok. Bütün bu karanlık tabloya rağmen, bu da kaçmasın derim ben. Siz bakmayın İMDB notuna fln. Benim yani AEK notum, 9.
***
Av mevsimineeee gelinceeeee... Beğendim. Yavuz Turgul çekerde ben beğenmezmiyim, bu kadar insanda böyle güzel oynamışken... Tek handikap, Şener Şen'e bayılırım ama ilk defa bu karakterle uyuşmadığını düşündüm. Belki o pamuk dış görünüşle bir avcı polisi bağdaştıramadım. Sadece buydu, yine de seyretmek çok zevkli, her zaman...
Bir sinir bozucu ayrıntı da sinema seyircisinin 'filmde Cem Yılmaz var, demekki güleceğiz' saplantısından mütevvellid, vahşi intihar sahnesinde kahkaha atma, adam can çekişirken kikirdeme durumu vardı. Çokk nadide, seççgin bir seyirci gitlesi vardı salonda. böyle yani günlük. Yeni yılda yeni filmler benimle ve herkesle olsun...
Biraz da kitap okumaya vaktim olsun. Birini seçmek için diğerinden vazgeçmek gerekiyor bu vakitsizlikte...
Ah şu muzip fırsat maliyeti...
İyi seneler herkese, şimdiden...













Devamını Oku »

Tayfun Pirselimoğlu


Çöl masalları tesadüfen elime geçti, hemen bitti ve bayılmıştım. Galiba düşsel gerçeklikle ilk tanışmamızdı. Diğer kitaplarını da hemen istedim Kitap Yurdu'ndan, kırmayıp gönderdiler, sağolsunlar. Nedense ilklerin yeri dolmaz, ötekiler çöl masalları kadar olamadı, bazen sıkıldım, hatta şiştim okurken ama yine de bırakamadım sonunu getirmeden. Maalesef böyle bir özelliği var Tayfun Pirselimoğlu kitaplarının, bitirmeden huzur yok okuyana. Filmleri de farklı değil hani. Hiçbiryerde yine ilkim ve gözağrım olduysada filmlerini yakalayınca heycanlanırım. Yavaştır, karanlıktır, karakterler sıradandır ama hemen aklından uçup gitmez, düşündürür kendini, unutturmaz. Derviş Zaim, Nuri BC, Yavuz Turgul da çok severim ÇağanIrmaksevdiremediklerimizdenim.

Devamını Oku »

CADI


Şu sevimliliğe!!! bakarmısın günlük. Bu aralar bi şeker gibi, bi limoni aramız. Abartısız her sabah fikrini değiştiriyor bu cüce. Bir sabah babacıysa, ertesi gün anneci, ikimize birden yüz vermek yok. 'Hayır' dediğimde 'seni sevmiyorum' diye çemkiriyor bana, yüz ifadesini de görmen lazım, gözleri çok kötü bakıyor tırsıyorum.
Sadece bir kişiyi sevme huyu hep vardı, yeni değil ama geçer diye ummuştum... öğretmeniyle konuşuyorum, melek gibi bir çocuktan bahsediyor, sanki Duru değil anlattığı. Bütün bu huysuzlukları bize yapmasının sebebi ne olabilir? Ne yaparsa yapsın çok sevdiğimizi bilmesi mi? Farketmeden biz yansıtıyor olabilirmiyiz? Geçici bir dönemmidir? Endişelenmelimiyim sence günlük?

Devamını Oku »

İyi ki doğdun AYYYYLLLİİİİNNNNN


Hafta sonu Aylin'e iyiki doğdun dedik. Pek neşelendik. İçerde kına gecesi yapan 40 kişilik hatun gurubu da vardı, onlarda çok eğlendi, kurt murt kalmadı kimsede. Ertesi gün yataklara düşmesem herşey daha güzel olacaktı tabi...

Çokkk datlu emel-onur çifti.


Devamını Oku »