Hepimizin bayramı...

Dün akşam caddede coşkulu ve neşeli  kalabalıklar vardı, kırmızı bir insan seli aktı, çocuklar bayrak sallayarak dolaştılar, zorlama değil, içinden geldiği için şevkle yürüdü insanlar... Gider yapmak istemiyorum, büyüsü bozulmasın, hepimizin bayramı, Cumhuriyet bayramımız... 

Zorunlu bir değişime uğradı sırma saçlarımız...Sabahın 7'sinde  hiç çekilmiyordu o sırmalar wallahi günlükçüm.  Anneannesiyle kestirip fönletip süpriz yaptılar bana, bayıldım bende...

Kurban bayramımızı da kutladık, etimizi yedik kutsadık, kavurmamızı depoladık, üç mum yaktık, seyrine baktık günlükçüm... Daha yazardım ama canım istemiyo şimdi... uğrarım gene... kendine ii dawranıosun taammııı!!!

Devamını Oku »

Günlük değil,aylık...


Günlükçüm,görüşmeyeli nelerrr neler oldu, bilsen...Walla çok dedikodu birikti. Kaynatırız bi ara. Bizim çocuklaaarr işte büyüyolar ...Demirin alt iki dişi çıktı, emekliyor tutunarak geziyor. Duruş anaokuluna başladı. İki yıl kreşten sonra bayaa baya okul gibi geldi bize. Tabi ilk gün çok ağladı, tepindi hatta ama çok sürmedi, şimdi de çok seviyor. Özellikle de öğlene kadar olmasından memnun. Öğretmenini de sevdi ama eeen çok ta saçlarını sevdi, biz de saç değil peruk olduğunu söyleyemedik :(

Okulda mutlu ama evde bir süredir keyifsiz, tatsız ve huysuzzzzz!!! Duruyu biliyosun... Tam tersini hayal et. Sabırları zorlayan , kendini de hane halkını da yıpratan halve tavırlar içinde bir süredir...Eski tatlı Duruşumu özledim bennnn...

Ders çalışıyormuş ya da kopya hazırlıyormuşcasına ciddi takılan Duruş, aslında sadece masasını karalıyor ama altta gürbüz çok mutlu. Sonuçta neden mutlu olmasın ki, hayat çok acayip.. kuşlar falan...



Emelciimin çabalarıyla Tarkan konserine gittik bi aralar. Eğer şimdiye kadar izlediklerimiz konser idiyse peki ya bu neydi o vakit? diye düşünmeden edemedim doğrusu. Ateşidir, suyudur, dansıdır showudur, her şey çok güzeldi, çok eğlendirdi ve eğlendi, merdivenler dahil tıklım tıklım doluydu Harbiye. Sonuna kadar ayaktaydık, ben bir ara sıranın üstünde zıplıyordum ki, arkadaki teyze (evet evet baya bi teyzeydi) sırtıma pıtpıt yaptı, göremiyormuş, bence sende zıplamalıydın teyzecimmmm :) Seneye de gidiyoruz dimi ekippp???


Mehmet'le Gülay'ın nişanına gittik. Zonguldak'a. Aynı gün içinde gidip döndük. Çok zor olur çocuklarla sanmıştım ama akrabalarla ve tanıdıklarla dolu bir ortamda gürbüz kucaktan kucağa gezdi, Duruş Ahmetle, Betülle bahçede oynadı, çok zorlamadılar bizi. Zonguldak ta çok güzeldi, nişanlılar da..
Mutluluklaaaar...





Devamını Oku »

Sesimi duyan var mıııı????

Taşınma telaşemiz nihayet buldu gibi. Tek tük ıvır kıvır işler kaldı. Gerçekten çoook iş çıktı, hiç bitmez sandım ama...o da bitti...hatta yaz bile bitti... ne çabuk!
Taşınmanın iyi tarafları da var(mış). Makinalar dolup dolup boşaldı, herşey yıkandı, temiz temiz gelsin diye, heryer parlatıldı, temiz temiz yerleştirelim diye, fazlalıklar atıldı, ki ben kaayunun babası gibi çöpçü balığıyım, yine de elden çıkarabildim gereksizleri... 
Hayatımızı temize çekmek gibi... Yeni bir üç ortalı harita metod defterini çok düzgün kaplayıp, üstüne bir de şeffaf naylon eklemek, kenarlarına kırmızı kalemle çizgiler çekmek, etiketini de yapıştırıp akşamdan okul çantasına yerleştirmek gibi. 
Biblolar, tablolar, duvarlardaki süsler püsler, kolilerin içinde hala, nedense böyle daha çok hoşuma gitti evin hali. Gözümü yormuyor, tozunu almakla uğraştırmıyor. Minimalizmi neden icat etmişler anladım ben, hep bu toz alma derdinden...
Gürbüz bahçede çok mutlu, kedilerde çevresinde dolaştıkça kıkırdıyor. Duruştan da bahçede kendi kendine vakit geçirmesini bekliyorum ama dakikada 55 kere anne deme rekoru benim datluma ait ve korkarım aşmakta kararlı...

Annemle hergünkü gibi bir kahfe molasında, ayıptır sölemesi-bahçede-:) birden aklıma geldi, 
-Duruş sen hadi suyla oyna, ayaklarını falan ıslat, dedim , evin içinde bir bardak suyla duş alır çünkü, 
- annee, ben istediğim zaman suyla oynarım! diye gider yaptı, ve inatla oynamadı ya, bildiğin ergen yani şimdiden...

Annemden bizim eve sürekli bir trafik var, poşetler gidiyor, geliyor, 
'çaya gel, yarın kahfaltıya siz gelin, akşama ne pişiriyoruz, aaa bitmiş mi ben evden alıp gelim ...' muhabbetleri...Duruş akşamları bazen anneannesinden gelmek istemiyor, kalıyor, tekrar iki çocuklu ama tek çocuklu gibiyim, bulmaca bile çözebiliyorum... Ne güzelmiş yakın olmak, ne çabuk geçiyor zaman, ne çekmişim yanlız , çilekeş olmuşum haberim yokmuş!!!
Durubal, sokakta oynamaya yeni başladı ama çok hızlı daldı ortama, kendinden büyük karşı komşunun oğluna terlik fırlatmış, çocukceyizin gözüne isabet ettirmiş. Ahmeti yanağından ısırmış, ikisinide ağlattı resmen... 
İnanırmısın günlük???
Ayşeciğe bağladı... 
Yakında kimler var? bi gün kahfaltıya gelin yaz bitmeden, ciddiyim!     
Tanışmış olalım yüz yüze...Çiğdem, Gönül, başka???


Devamını Oku »

Biz buradan gider olduk, kalanlara selam olsun...

Taşındık biz. Aslında hep istediğimiz yani benim hep istediğim bişeydi ama biraz sermiştik, birden her şey istediğimiz gibi oldu, anneme yakın oldu, kocaman bahçeli oldu, bize göre oldu... Zamanı varmış demek ki. 

 Taşınmak dünyanın en zor işiymiş. Hayatımın yorgunluğunu yaşıyorum. Milyonlarca iş çıktı ki, hepsi de bitmedi daha. Bir de annemin yakınında olması sebebiyle işleri ağırdan alıp yoruldukça bırakıp dinlenmeye kaçınca, yavaş ilerledi ama sıkıntı yok, keyfimiz yerinde. Hafta sonları bavullar toplayıp taşınmalar bitti, pazar akşam üzeri dönüş zamanına denk gelen rehavet saatleri , gitmekle kalmak arası ikilemleri bitti.
 Meyve ağaçlarımız vaaaarrr, çiçeklerimizböceklerimiz vaarrr, şişme havuzumuz varrr, pembe panjurlarımızzz vaarrr, abarttım galiba, biri beni durdursun günlükçüm!!!


Gebzeyi hiç sevmedim, hiç özlemeyeceğim galiba. İlk izlenim, ilk bir kaç saniye hissedilenler değişmezmiş, doğru. Aynen öyle oldu. Bir de uzun zaman, vakit geçirmekten zevk aldığım pek kimse olmadı, yanlız kaldım. Bu yüzden de sevemedim bu memleketi. Son zamanlarda da bir sürü datluuu arkadaşım oldu, misafirlikte kalkma zamanı oyunun en eğlenceli bölümüdür ya, işte öyle oldu, üzüldük ayrıldığımıza...Neyse görüşücez yine...

 Kış gelmeden bahçenin tadını sonuna kadar çıkarmak niyetindeyiz,bekleriiiiizzzz.....

Devamını Oku »

D&D

 Duruşun bebeklik halini tam olarak gözümde canlandıramıyorum. Demir sildi, üstüne de kendi görüntüsünü kaydetti sanki. Sence bu normalmi günlükçüm? Bir şarkıyı dinlerken aynı anda başka şarkıyı da çıkaramam ya, onun gibi. Sence bu normalmi?
Her gün Duruyu almaya gidiyoruz Demir'le. Kapıya yaklaşırken gülmeye başlıyor. Nede çabuk öğrendi gezmeleri... Kime çekti bu çocuk bilmiyorum! Bir de ablasını görünce çok mutlu oluyor, babası geldiğinde ellerini dizlerine vurarak gülmeye başlıyor. Kral tv   açıyoruz, Duruş ilginç dans figürlerini sergilerken Demir yine dizlerini döverek ve kahkahalar atarak ona eşlik ediyor.  Kucağına Durunun org'unu koyuyorum, piyanist şantörler gibi sevinerek komik sesler çıkarıp eğleniyor. Yani keyifli olduğu zamanlarda böyle aktivitelerle meşgul ama çoğunlukla da sıkılıyor ve onunla ilgilenmemi, kucağımda gezdirmemi istiyor. Neşe balonumuzun yavaşça söndüğü zamanlar başlıyor. 
 Duruş hala resim yapmaktan sıkılmadı. Genelde eve döndüğümüzde de çizgi film seyrederken bile resim yapmaya devam ediyor. O unutursa ben yanına yerleştiriyorum kalem fıçısını ve defterini, en azından gözünü ayırmadan tv. a odaklanmamış oluyor. Sulu şakalara da devam. Bir bardak suyla üstünü başını ve de halıları koltukları ıslatıp, hiç utanıp sıkılmadan yine su isteyebiliyor. Çocukların suyla oynamaktan vazgeçme yaşı nedir acaba?
Kardeş kıskançlığı meselesinde de sıcak günleri atlattık. Hep Demir de bizimleymiş gibi alıştı kardeşine. Sadece reflex halinde herkesin önce Demire yönelmesi, bizi çok sinir ediyor :) 'Ben Duruyu tanırım' diyen anneanne bile yan çizmeye başladı...Çok fena rol çalıyor tombul kuşum...


Bir kaç hafta önce, parkta orta yaşlı bir bayan, hızla ve direkt Pusetindeki Demirin yanına gelip gıdısını parmaklamaya başladı. -bu bölümden pek hoşlanmadım, açık yazmak gerekirse, el sürmemesini tercih ederdim- Yan taraftan Duruş hamle yapıp
-bende burdayımmmm! dedi birden. Benim yabancılarla konuşmaktan nefffret eden kızım da dile geldi sonunda! 
-Ablası da burda teyzesi! filan gibi bişeyler geveledim ama kadın aldırmadı, Demiri mıncıklamaya devam etti. İnsan yalandan bile olsa
-aa ablasımısın, sen de tatlısın filan demez mi ya? Bu bölümden de hoşlanmadım işte. 


Sanıyorum ki bu aralar Demirin yanında kendini biraz görünmez hissediyor ve üzülüyor, bunu görmek te beni üzüyor. Keşke benden bir tane daha olsa o da hep Duruşla ilgilense, keşke onu anladığımı daha iyi gösterebilsem...


---Elleriyle dokunarak çocuk seven yabancı büyüklerle ilgili daha küçük bir anekdot;
yine okul yolundayız, yanımızdan iki genç geçti, birisi yana doğru dönüp, pusetindeki Demirin yanağına dokunmak için hamle yaptı, ben de çocuğunu korumaya programlı her anne gibi puseti ondan uzaklaştırmaya başladım. Tamamen reflex günlükçüm. Yani yengeç gibi yan yan ilerlemeye başladık, çocuğun eli havada kaldı bir müddet, ulaşamayınca bizim koca yanağa, vazgeçti, yoluna devam etti. Ayıp ettim evet. ---









Devamını Oku »

Canım BENim!



Her bloğun bir okuru, takipçisi var ama ben 'şunu yedik, bunu içtik' kabilinden yazıları okumayı ve yazmayı pek sevmiyorum. Sanki annem kaş göz yapıp 'ayıptır göstere göstere yenmez, arkadaşlarının da canı çeker' diye ikaz edecekmiş gibi geliyor. Uyarının dozu zamanında fazla kaçmış sanıyorum ki, dışarıda da bişeyler yiyerek gezemem ben. 


Ama güzel sofralar kuranları, değişik yemekler yapanları okumayı  seviyorum, hatta özeniyorum maharetlerine. Kendimi yetersiz hissediyorum mutfak konusunda. Hani çoğunluk olarak yabancı dil özürlüyüz de, 'anlıyorum ama konuşamıyorum' deriz ya, onun gibi, 'yiyorum ama pişiremiyorum' bende. 'çat pat, hayatımı idame ettirebilecek kadar yemek yapabiliyorum' da olabilir. Hele sunumu için, fotoğraflamak için fazladan enerji bulamadığım bir dönemdeyken, yapabilenleri takdir ve takip ediyorum. 


Ne yalan söyliyim, 'şu kombinim, bu kombinim , ahanda bunlar benim yeni cicilerim' yazılarından da pek haz etmiyorum. Yine içimdeki dış ses, 'ne o öyle hava atar gibi, görmemiş demezlermi insana???' diye uyarıyor beni. Yeni aldıklarımı hemen giyemem mesela bi süre demlenmeye bırakırım dolapta, sabırla benim elimin uzanacağı günü beklerler, elbiselerimin yüzüklerimin efendisiyim ben!


Ama arada sırada ziyaret de ederim kombici ay pardon kombinci hatunları. Bakim bu gün ne giymiş, ne takmış takıştırmış diye. Kendimce kritiğimi yaparım. Sonuçta biz hatunlar birbirimiz için giyinmiyor muyuz? Ademler fark ediyormu acaba, bu sene neon renkler modaymış, Gömlekler kuşluymuş, elbiseler puantiyeliymiş...


Sadece şunu merak ediyorum, hazırlıklar tamamlandığında o güzel fotoğrafları kime çektiriyorlar? Sokaktan geçen birinden mi rica ediyorlar, kocaları mı 'tabi hayatım sen poz ver ben makinayı hazır ediyorum' diyor, yoksa yanlarında gezen fotoğrafçılarımı var? Bunu bilmek istiyorum.


Ah bir de çekiliş yazıları yok mu? Zaten reklamlar sarmış dör bir yanımı, bir de bloglar reklamdan geçilmiyor. Hediyeyi lütfeden zatı muhterem, bir de emirler yağdırmıyor mu, 'duvarında paylaş, listeni davet et, yazısını yaz, resimli olsun, linkimi ver, amuda kalk, kuyruk salla... Biz ne zamandan beri böyle hediye veriyoruz birbirimize? Olmaz, çok çirkin, sinirleniyorum yine...Tamam sakin günlükçüm... Yani bakıyorum da benim gibi yazan yok be günlükçüm. Ben bitaneyim ben, beeennn , bennnnnnn!!!











Devamını Oku »

Bozulan kafayı tamir etmece...



Tembelin yaz postu bu kadar olurmuş!!! 


 İdare et günlüçüm...


-İdare edemem sahip idare edememmmmm!!!

Devamını Oku »

Hey Heyy Heyyy Murphy, Bütün İşlerim Gitti Aksi...

Bir ev hanımının aşırı acıklı Murphy'si;

***Çamaşır makinasını tam doldurmak için bütün kirli ve yarı kirlileri toparladığımı sanıp, makinayı çalıştırdığımda, yakında bir yerlerden farketmediğim kirliler bana bakar...


***Ocağı yeni temizlemiş, silmiş parlatmışsam, o gün sütün taşma günüdür, kahfenin arkamı döndüğüm anda yanardağ gibi püsküreceği gündür...


***Özenle ve istekle masa hazırladığımda, ev halkı tok ya da iştahsızdır, yemek yapmamışsam, herkes birden acıkıverir...


***Misafir geliyorsa, çocuklar huysuz, uykusuz, ve bazen hasta olur, fazladan ilgi ve bakım ister, kafamdaki misafir ağırlama planını sabote eder, ellerimi ayaklarıma dolandırır, ter ve toksin attırırlar...


***Boş hafta sonunu plansızlıktan değerlendiremem, çok gitmek istediğim bir yer olduğunda, aynı güne bir nikah, bir okul gösterisi ya da bir ağır misafir denk gelir...


***Çocukların fotoğrafını çekmek isterim, makinanın şarzı (şarjı, şarcı, neyse işte) biter, hafıza kartı dolar, ya da toptan evde kalmıştır, bütün bunlar olmadıysa, ikisini bir araya getirip gülümsetmeyi başaramam bir türlü...


***Seyretmek için beklediğim programa, yemek saatini denk getirmek isterim, masayı hazırlarken en güzel yeri kaçar, oturup yemeye başladığımda reklam girer, yemek biter softa toplanırken tekrar dizi (pardon belgesel:)) başlar.


***Özel bir gün için, açık elbise seçerim, hava serin olur, fön çektiririm, manasız bir kafa karıştıran rüzgar olur, ya da yağmur çiseler düz fönüm kadayıf olur. Soğuk olur diye seçtiklerim kalın gelir, güneş açar terlerim, yine fönüm yalan olur...


***Kolları, omuzları bir sürü apoletler, düğmelerle dolu kocamın havalı gömleklerini, kargo pantolonlarını ütülemek beni sinir eder, bunları kendisine benim hediye ettiğimi farkedince kendim ettim, kendim buldum'u mırıldanır, bir kere daha sinir olurum...


***Markete 'aman allahım, acil almam gereken bisürü bişey var' diye koşturur, acil olanlar eksik, gereksiz olanlar fazla alınmış olarak eve dönerim...


***Minicik tozu üç tekrarda çeken elektrik süpürgesi, bişeyin lazımlı bir parçasını 'flööppp' diye çekiverir, koltuk arkasındaki çorap tekini iştahla yutuverir...


Bu kadar yeter bence günlük, şimdi yatağa kapanıp hlykçyğt gibi ağlamaya başlıycam... Blogcu hatunlar sizde varmı başka kanunlar?

Not: yorumlara cevap yazamadım bir süredir , özür dilerim zaman ayırıp görüş beyan edenlerden, effedin beni nüftennüftennüfteeennnn...



Devamını Oku »

Çölde Çay

Bilirsin günlük, okuduğum kitaba ve izlediğim filme hep sadık kalırım. Aynı anda iki kitabı birden idare etmem, izlediğimi yarım bırakıp başka filme geçmem!
 Niyeyse :)
Severek okuduğum kitap yanımda yok iken, ve de çok okuyasımın geldiği bir an, şeytana uydum, başka kitaba elim uzanıverdi. Öylesine, çok düşünmedim üzerine, okumaya başladım sadece. Filmini seyredeli çok olmuştu, sadece aklımda birkaç kare kalmış. Kitabı da eski bir basım, yaklaşık yirmi senelik ama, hemen içine daldım, çabucak bitirdim, beğendim, bir de filmini tekrar seyrettim üstüne. Filmde, aklımda kaldığını sandığım sahneleri bulamadım, başka bir çöl filmiyle karışmış belki, fazlaca iddialı olmayan belleğimin tozlu odalarında. Bu güzel üç gün boyunca genel hissiyatım, bu tip maceraperest insanlara duyduğum kıskançlığın da etkisiyle, ' ne işiniz vardı çöllerde, evinizde demleyip içseydiniz çayınızı, bunlar da başınıza gelmezdi işte, peeehh!!!' şeklindeydi. Bir de hep aklıma Teoman geldi, bayağı özdeşleşmiş 'Çölde Çay' ile.  İki de, kafamda alternatif çay reklamı fikirleri belirdi;
- en cüzel çay çölde çay!
- onlar çay, bu çölde çay! vs.


Bu arada atlamak istemediğim nokta, kitabın hoş bir derinliği, kendine özgü bir felsefesi var. Durup düşündüğüm satırlar, paragraflar çokçaydı. Filmi için aynı şeyi söyleyemiyorum, -Bertolucci ustaya rağmen- çok yüzeysel kalmııış, bencileyin.

Devamını Oku »

Son Kararım...

Yaz sıkkınlığı mı, üç senenin bıkkınlığı mı bilmiyorum ama benim pek yazasım gelmiyor bu ara. Koskoca ayı iki postla geçiştirenler var aramızda. Bu sene yine yıl dönümümüzü unutmuşum günlükçüm, üç senedir beraberiz senle, ki, 6 senedir de kocamla beraberiz ama hiç evlilik yıl dönümümüzü hatırlayamadım şimdiye kadar, üstüne alınma yani...

Bir de hava sıcak, dışarılara dışarılara atıyoruz kendimizi, tebdili mekanda var olduğu iddia edilen ferahlığın hayaliyle, mecazi aşka inandık güneşli havalarda...
Duruş'un da anneanneyle Amasya zamanı geldi çattı. Valizlerimizi hazırladık, (iki valiz doldurmuş olması üzerine çok düşünmek istemiyorum) hediyelerimizi hazırladık, boya kalemlerini hazırladık, mp3 çalarını, gerekmemesi ümidiyle ateş düşürücü şurubunu, takısını tokasını, bikinisini, pekmez karışımına kadar yerleştirdik valizine. Öğlende sevdiği poğaçayı yaptık, yolluk kabilinden, seyahat yastığını da koyduk yan çantasına. Anneanne istanbuldan bindi gece 22.00 de, bizde burdaki otogara gittik, yolcumuzu uğurlamak için. Çok neşeliydik, şakalar, gülüşmeler...Otobüs otogara girince Duruşla koştuk anneannenin yanına Duruşu yerleştirmek için...Sonra birden Duruş ağlamaya başladı, hatta bağırarak ağlamaya başladı, bana yapışıp, 'gitmiycemmmm seninle kalmak istiyorummm' diye bağırdıkça, çocuk kaçırıyormuşuz gibi bir manzara oluştu. Annemse elinde Duruşa aldığı balon tabancasını sallayarak ikna etme çabasındaydı umutsuzca...Daha fazla rezil olmamak ve çocuğuda ağlatmamak adına yerine yerleşmiş bavulları tekrar çıkarttırıp apar topar döndük evimize... Anneanne mahzun, tek başına gitti bu sene...Biz de ertesi gün, vedalaştığımız okulumuza...


 Aslında gün içinde çok fazla işaret gelmişti Duruştan. Herhalde beş kere falan yanıma gelip, mır mır sesiyle,
'aslında senin yanında kalmak istiyorum, ama anneannemle de gitmek istiyorum' dedi, bende ısrarcı olmamak için, 'sen bilirsin, akşama kadar düşün kararını ver' dedim, ama içinde çözemedi demek ki hayatının bu ilk büyük ikilemini :) Bir de tabi bu sene Demirin oluşu çeldi aklını sanıyorum...

Bununla birlikte başka bir durum; yaz okuluna başladılar, -geçen sene de yaz okuluna gitmek istememişti- bu sene bayılıyor, öğretmenlerinden de çok başarılı yüzdüğü haberleri geliyor... Tercihleri değişiyor, bu normal ama biraz hızlı değişiyor sanki, ne dersin günlükçüm?

Devamını Oku »

Demir Emilimi

Neşeli Demirciğimiz 6 aylık oldu. Pamuk gibi yumuşacık ve ılık elleri var, bir de kapanmayan göbüşü! Anne sütüne devam, ek gıdalara da başladık. Günlük yoğurdunu, sebze çorbasını ve meyvesini yiyor, artık su da içiyor. Şu an sevmediği yiyecek yok gibi, umarım beni yemek konusunda Duruş kadar zorlamaz ve böyle devam eder. Yemeyen çocuk bir çeşit ömür törpüsüdür malum...


Ablamız okuldan gelirken, moda olan virüslerden bir demet yapıp eve getiriyor ve kardeşine de ikram ediyor, üst solunum yollarıyla ilgili sıkıntılar yaşıyoruz bazen, ben de anne sütü ikram ediyorum, birkaç sıkıntılı geceden sonra hallediyor kendi içinde, ilaçsız devam etmeye çalışıyoruz, bakalım nereye kadar...


Yatırdığımda yana doğru hamle yapıp biraz debeleniyor, tam dönüşünü tamamlayıp kaplumbağa gibi başını kaldırıp biraz bakınıyor, akabinde, yorulup huysuzlanmaya başlıyor, yani oyun halısına bıraktığımda biraz oyalandığı güzel günler de çabuk geçti...
Kucağıma aldığımda yumuşak omuzlarına, gıdısına kafamı gömüp kokluyorum, öpüyorum...Anneyle çocuğun en çok tensel temas halinde olduğu, en çok öpüşüp koklaştığı zamanlardayız. Biliyorum, giderek azalacak , çocuklar büyüdükçe daha az öptürecekler kendilerini bize...

Devamını Oku »

Nereden geldik nerelere gidicez...


Canım sıkkın. Keyfimi kaçırıyor yine memleket meseleleri. Uzun zamandır vazgeçmiştim, kendimi çoğunluk bunu istiyorsa yapacak bişey yok diye avutuyor, hatta şaşırmıyordum da artık ama olmuyor, dozu artıyor git gide. Benim de kendime göre bir muhafazakar yanım var ve kadınsal konularda bir erkek yorumu duymak beni hep rahatsız eder, hele ki tepeden inme böyle bir yasak...

Hatun egemen bir blog alemi var, ya da benim penceremden öyle görünüyor, ama çıt yok... Sanki bizim meselemiz değilmiş gibi... Benim kocamla oturup karar vermem gereken bir konuda bir başkasına söz hakkı düşmez, daha vahim durumlarda, nasıl bir dayatma yapılabilir? Kadını koruyamayan, erkek terörünü halledemeyen, aksine sessizliğiyle bütün bu suçlara ortak olan, erkek egemen bir toplumuz, kimin ne hakkı var bir kadını cinayetle suçlamaya, bu kadar mı temiz sicilimiz?

Kızım için endişeleniyorum, ütü yaparken bile bunları düşünüyorum, duyduğumdan beri kafamdan atamıyorum daha doğrusu...Hiç sevmem 'bu ülkede yaşanmaz' söylemini, bütün zorluklarıyla ve güzellikleriyle bağlıyım ben, uğruna canını verenlerin hatırası için. Ama artık inceden bir tiksinti duyuyorum, sanki burası benim herşeyiyle sevdiğim yer değil, başkalarının ülkesi. Artık eskisi kadar sevemiyorum bu suskun insanları...

Devamını Oku »

Annelere süprizler hiç bitmesin, hep sürsün...

 Vaktiyle, mektebimizin bahçesinde, valideler günü münasebetiyle tertip edilen kahfealtı davetine icabet ettik, kerimemle beraber. Pek muhterem hanımefendiler ve talebelerine pek düşkün kıymetli muallimelerle hoşca vakitler geçirdik.
Pek hoş tanzim edilmiş mükellef bir kahfaltıdan sonra tasasız ve de kaygısız muhabbetle devam ettik. Evlatlarımız akranlarıyla bir arada, koşturup oynarken, bizi de hazırlanan beste ve nağmelerle şaşırtıp mesut bahtiyar eylediler. Bu güzel günü hazırlayan ve emek verenlere sonsuz teşekkürlerimi arz etmekle kesb-i şeref eylediğimi bildikmekten mütevellik memnuniyetlerimi beyanla müftehirim!!! 
Anlayan beri gelsin.







Bir de;
“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi 
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.”  demiş Kanuni Sultan Süleyman... Gerçekten muhteşem söylemiş...

Devamını Oku »