3te 2si bitti bile

Dün çocukları 23 Nisan sergisine götürdük. Siteden arkadaşlarıyla birlikteydi Duru. Elişi oyuncaklar, yatak takımları, maketler yapmışlar. Hatta calliou'lu örtüler de vardı. Bildiğiniz gibi kayu başbakan tarafından da bilinen, takip edilen bir karakter. Sonrasında da tiyatroya götürdük bizimkileri. oyun gerçekten güzeldi ama girişimiz tam bir faciaydı. Kapıya yığılıp hemen içeri dalmak isteyen 'büyük'ler yüzünden çocuklar eziliyordu neredeyse, insan olduğunu unutan bir kadın Ege'yi itekleyerek içeri girmeye çalıştı ve bunu çocuklara ayırılmış bir günde, çocuk tiyatrosunda yaptılar. Ön koltuklar kim olduklarını anlayamadığım 'protokol' ve şanslı çocuklarına ayrılmıştı. Onlar içeriye oyunun başlama saatini aksatarak, rehavet içinde, rahat rahat gelip 'yerlerine' oturdular. Çocukluktan öğrendikleri 'ayrıcalıklı insan olma' halinin tadını çıkardılar. Çocuk tiyatrosunda çocukları ezen 'açıkgözler' mi, tiyatro salonunda bile ayrıcalık peşinde koşan, görevlerinin halka hizmet olduğunu iddia edenlermi daha çok miğdemi bulandırdı, karar veremedim ben.







Oyun bittikten sonra bahçeye geçtik, dinlendik, çocuklar biraz daha oyalandı. Üç günlük pek tatlı tatilimizin ikinci gününü de cıpcıp yapıp koltukta uyuyarak sonlandırdı Tatlıdurum...

Devamını Oku »

23 Nisan



Duruyla Eylül'ü sabah stadyuma 23 Nisan törenini izlemeye götürdük. Yarım saat kadar ilgiyle seyrettiler, el çırptılar, sonra yavaş yavaş sıkıldılar, 'anne gidelim artıkkk nüfteeennn' demeye başladı Duru. Biraz da bizim teşvikimizle izlediler, bitmek üzereyken kalktık. Ben seyrederken, çok duygulandım, kendime çok şaşırdım ama gerçekten izlerken gözlerim doldu. Uzuuun uzun zaman önce 23 Nisan, sonra da 19 mayıs, bizim günümüzdü, stadyumdaki öğrenciler bizdik, şimdi kızımı izlemeye götürdüm. Duru da okula başlayıp, arkadaşlarıyla gösteri yaparken ağlarım, kimsede karışamaz!

Devamını Oku »

gecikmeli hafta sonu...


Bizim bahçedeki vişne ağacı. Beyazları giydi yine. Babam herkes için bir meyve ağacı dikmişti. Elma, armut, kiraz ve vişne var. Hepimiz bir meyve seçmiştik, dikmeden önce, bende vişne istemiştim. En güzeli benim ağacım. Çok meyve veriyor ve vişneleri koyu renkli, kocaman kocaman oluyor. Canım benim. Bitanem. Dikili ağacım benim. Ferhat ta geçen sene Duru için bir nar ağacı dikti. Anneler gününde limon ağacı almıştım benim anneme ve kocamın annesine. Annemdeki, geçen sene küçücük boyuyla iki tane limon vermişti. Bu bahar onuda budayıp bahçeye diktik, bakalım sevicekmi yerini...

Bunlarda sabah balkondan çektiğim külüs.kümülüs bulutları...


Duru hnm, hafta sonu yine sanat dolu bir gün geçirdi. Tiyatro sever gençler, etkinlik peşinde koştular yine. 'Bir temizlik masalı'nı izlemeye gittiler. Bende Aylin ve Ayşeyle buluştum, taksime çıktık, şampiyonda midye dolma ve kokoreç sonrası fransız sokağında takıldık beraber. Ayşenin yeni işini kutladık. Doğum günümüzde dilediklerimiz, gerçekleşti, seneyede birlikte pasta üfleyip dilek tutmaya kara verdik. En alttaki resimde mikemmel profsynel makinada kusursuz bir teknikle çekildi...


Devamını Oku »

Renk alıştırmaları...

Duru, 8- 9 aylıkken, renkli bir oyuncağın içinden kırmızı arıyı seçip gösteriyordu. Sanırım ezberlemişti. Şimdi 2,5 yaşına girmek üzere. Renkleri tam olarak öğrenemedi henüz. Bazen sorduklarıma ilkinde doğru cevap veriyor ama ikincide yine karışıyor:)
Aslında endişelenmeye başlamıştım renk körlüğü ya da başka bir sorun belirtisi olabilirmi diye ama renklerle oynadıkça oturuyor gibi. Renklerin tonlamalarını ayırt etmek kafa karıştırıyor galiba en çok. Sıkmadan oyuna devam...
Kendi kendine 10 a kadar saymayı öğrendi. Öğretmeye çalışmamıştık. 5'te bazen takılıyor, bazen doğru sayıyor, çocuk programlarından öğrendi büyük ihtimalle.



Devamını Oku »

Ne olur ıslak ıslak, bakma öyle...

Önceki gün,
-dikkat ederseniz, 'dün' değil, 'bugün' hiç değil, nerde o günügününe yazılan yazılar, aynı gün girilen postlar, korkarım yakında 'haftalık' olarak devam edeceksin, yayın hayatına-

evet, önceki gün, sabah küçük balkonda sabah sütü ve sütü bitirtebilme amaçlı ali cengiz oyunlarıyla güne başladık, sonra Tülay aradı, tiyatroya davet etti bizi, wallahi olabilir aslında, dedik, küçük çaplı bir organizasyonla, hazırlandık, çıktık, işyerine uğradık, Durucum resim yapıp, şekerleri bitirirken, bende biraz masamı düzenledim,

-ANNEEE GİDELİM ARTIK TİYATTOYAA, SIKILDIM BENNN, diye bağırıken Duru biraz daha bekle kızım, az kaldı yawwrucuğumm, bebeğim çıkıyoruz, derken, toparlandık, çıktık, yürüdük tiyatroya kadar, yürüdük derken, ben yürüdüm, Duru hnm,
-ANNE YORULDUM, KUCAKK, NÜFTENN AMAAA şeklinde rahat ve konforlu bir yolculuk yaptı.
Akşam bu konuyu anlattım babasına,
-çantam da ağır dı zaten, Duruda kucağımda çok zorlandım, bey, şeklinde dert yanarken, Duruçokbilmişten cevap geldi;
-ÇANTANI ALMA BİDAHA!
Güldüm sinirden, napim başka?






Duru hnm, çok yorulmuş olacakki, tiyatroya girip yerimize oturunca, ellerini yüzüne kapattı, İdil ve Defneyle hemen kaynaşamadılar, utandı bizimki, öylece uyuya kaldı kucağımda, oyun başlayana kadar kestirdi, sonra müzik sesiyle ve alkışlarla kendine geldi. Oyun çok güzeldi. Benim güzel papuçlarım. Palyaçolu robotlu, bebeklişebekli bir çocuk oyunu işte. Defneyi daha önce götürmüş annesi, ikinci seyredişleriydi.

Bitince de kızları bahçeye götürdük, yemek yediler, bizde onlarla uğraşırken, yemek yedik sanırım , pek birşey anlamadık. Bahçede balıklı bir süs havuzu var, Ferhat ta içine plastik nilüferler koymüş, süsleme amaçlı. Duruçokaktif, taktı kafasına, eline alıyor, bırakıyor, ellerini suya sokuyor, hadi oynasın diyorum, rahat bırak çocuğu diyorum içimden kendime, ama gözümde üstünde. Sonra nilüfer fazla uzağa gitti, sonra Duru daha ileriye uzanmaya başladı, sonra ayakları havalandı, Suya doğru kafadan girerken ben ayaklarından yakaladım, garson ensesinden tutu, ama bütün bunlar slowmotion geçti sanki gözümün önünden. Kollar tamamen suya girdi, çıkarıp koyduk kenara, sular damlıyo, kollardan aşşağı, Duruya baktım, sırıtmaya başladı, sonra hep beraber gülmeye başladık, bahçede oturanlarla beraber. Kollar içinde geçici çözümler bularak, babaannesine yolladım kuzuyu, işe döndüm, bugünü de böyle geçirdik günlük.

Devamını Oku »

SOBE

Yiğitin annesi, filiz, sobelemiş. Bende hep merak ederdim, sobe neki? mim ne nmk die. Teşekkür ederim Filizcim, öğrenmiş oldum:) Konu, 2009 neden iyi geçti imiş. Yani aslında bilemiyorum, 2009 iyi mi geçti? Bir tatsızlık olmasada vasat bir yıldı diyebilirim. Ferhatçım daha çok ekonomik sorunla boğuştu, malum, küresel kriz! Ben de her zamankinden daha çok eve mahkum bir yıl geçirdim, malum Duru ve uzun kış günleri... Hatırlanmaya değer anlar, Durucumun bize yaşattığı güzellikler ve sağlıklı, mutlu geçirdiğimiz günler elbette...
Sanırım ebe olma sırası da bende. Denizcim, sen ne düşünüyorsun bu hususta ?

Devamını Oku »

saaarı gelin...amannn...


Durucum önceki hafta sonuna doğru hafif hararet yaptı. Bir kaç gün ateşi vardı, çok yüksek değildi, ateş düşürücü şurubuyla atlattık. Anneannesine tel.da;
-ben hastayım amaaaa, gelmek zorundasııınnn ,
deyince, dayanamadı tabi anneanneyüreği, koştu geldi. Hafta sonunu, 'Duru tam düzelmeden tekrar üşütmesin' korkusuyla, evde bir türlü tamamlayamadığım işlerle uğraşarak, çay içerek, arada film izleyerek geçirdik.
Duru bu deniz yeleğinin kutusunu keşfedince, çok merak etti, anane şişirip giydirdi, bende konsepte uygun aksesuar konusunda yardım ettim, eee tabi birde fotoğrafını çektim hemen...

Devamını Oku »

.............


Karşı evin penceresine bazen oyuncaklar diziliyor. Ev sahibinin torununun geldiğini oyuncakları görünce anlıyorum. Tam bir hiperaktif, Arda, annesinin dinlenmesine, başkalarıyla görüşmesine hiç izin vermeyen, zor bir çocuk. Arda, hastalanmış, çok çokkk ciddi bir hastalık. Doktorun birkaç aylık ömrü kaldığını söylediğini konuşuyor, site sakinleri. Türk filmlerinden bir replik sanki, ama gerçek ve duyunca insanın kanını donduruyor. Tedavisi olmayan bir beyin tümörü, son günlerini mutlu geçirmesini sağlayın demiş aynı doktor, inanılır gibi değil. Duyduğumdan beri, zaman zaman aklıma geliyor, kafama darbe almış gibi, sarsılıyorum. Peki bir anne, baba, nasıl dayanabilir buna? Önceki gün Yağmurdan kaçarak eve doğru koştururken karşılaştık annesiyle. Arda nasıl dedim, daha kötü, duymuşsundur, dedi, gözlerimiz doldu, hiçbirşey söyleyemedim. Ne denilebilir ki? Sözün bittiği yer işte burası! Birsen'e sarılabildim sadece. Asansöre zor attım kendimi, 3. kata çıkana kadar ağladım, kapı açılınca toparladım kendimi, Duru, atladı kucağıma, sarıdık. Eve girince Duru karpuz istedi, önceki gece babası getirmişti, Durunun hoşuna gider diye dayanamayıp almış, içimden kalan yarısını Arda'ya götürmek, ziyaret etmek geldi, ama ya annesini, anneannesi daha da üzerse ziyaretimiz, belkide kimseye hiçbirşey anlatacak durumda değillerdir, diye çekindim. Birkaç saat tarttım kafamda ama gidemedim. Umarım Arda iyileşir, umarım bende götürmediğim karpuz için pişmanlık duymam, dua ediyorum Arda içinde...

Devamını Oku »

Pazar öğleden sonra (yoksa öğlenden sonramı yazılıyor?)

Sizde farkındasınız, eminim, havalar ısındımı insan kendini dışarılara atma, kıra bayıra çıkma ihtiyacı hissediyor. Doğayla buluşma, belkide baharı birlikte kutlama isteği duyuyor. Belkide, iki resim çekinirim, havam olur diye atıyo kendini dışarı, oda olabilir dimi :) Bunun facebooku var, msn si bloğu var, avatar lazım, görsel lazım... Dostlar gezmede tozmada görsün.
Bizde, pazar günü öğlene kadar dışardaydık, sonra eve döndük ama içimize sinmedi, biricik tatil gününde hemde böyle güzel bir havada evde oturmak, çıktık tekrar. Çoğunluk Tuzlaya geçmeye karar verdi, birazda tuzla sahillerinde havalandık. Durukız kankası Ecrinle oynadı, bende fotoğraflarını çektim, ilginç dimi :)))
Güldük oynadık, pilimizi doldurduk, geldik evimize, bir hafta yeter bu enerji bize.







Devamını Oku »

Pazar öğleden önce



Sabah Ferhat kendiliğinden kalktı,
-hadi kahvaltıya Eskihisar'a inelim dedi, iki kere şaşırtıcı bir durumdur bu. Ben de herzamanki gibi
-ama yürüyerekkk dedim, itiraz ettiler ama kabul ettiremediler. Duru direk
-ama ben yoruluruuumm, dedi, artık puset kullanmak istemiyorum , elele tutuşup gezmek daha güzel, hemde Durululu içinde hareket lazım. Çocukları yormak lazım biraz, düzenli uyku, iştah için, yaşasın kötülük!
Tabi yolda
-durun durun fotoğraf çekicem, Duru bak kedi, aaa kelebek derken bir saat kadar sürdü aşşağı inmemiz, birazda yer beğenme faslı zaman aldı, sonunda kahvaltıya saldırdık, süpürdük, ben özellikle çayı sünger gibi çektim diyebilirim.




Önceki akşam Yüzüklerin efendisi vardı tv.da. Duru Smegol a taktı kafayı, yolda sürekli
-baba Smegol nerde yaşıyor, buralardamı, mağarası nerde, diye sordu. Çocukların hayal gücü müthiş çalışkan oluyor.

Ferhat tren yolunda fotoğraf istedi, bende acayip irkiliyorum, çok mantıksız ve gerçek olan tren kazaları geliyor aklıma.
-Tamam çektim hadi hadi çıkınnn, diyorum, Feroş
-yok yok bakamadım bidaha çek, diyor, ben çekiyorum tekrar telaş yapıyorum, bu böyle birkaç dk. sürdü ama stres yaşadım, oyyy...



Eskihisar sahilinde daha çok Kaplumbağa Terbiyecisi tablosuyla bilinen Osman Hamdi Bey'in müze(!) haline getirilmiş evi var. Büyük, iki yapıdan oluşan ahşap evleri, kayıkhanesi, küçük bir korudan oluşan arka bahçesi var, kayıkhaneden anlıyoruz ki sahil doldurulmadan once denize sıfır bir yalıymış. Kahverengi evde de resim kursları, sergiler oluyor.Önceki senelerde, bahçesi de cafe olarak işletiliyordu. Çok kötü bir işletmesi vardı ama yine de biz pazar sabahları kahvaltıda Osman Hamdi Beylerdeydik. Bu sene kapalı, bahçe otlarla kaplanmış, çok bakımsız görünüyor. Düzeltilir belki.


Devamını Oku »

Böyleyken böyle...


Benim tohumlar kafalarını çıkarıp el sallamaya başladılar, dönem dönem mahsulü fotoğraflayıp ekliycem bloğa. Beni mahçup etmeyin bebekler!!!!!!

::::::::Cuma günü Durucum bana süpriz yaptı, ofise geldi, koltuğuma kuruldu, resim cizdi, dolaştı, yaramazlık yaptı, su istedi, babaya gitti geri geldi, güzeldi, hoşuma gitti. Çok yağmur yağdı akşam üstü. Barajlar tam kapasite doluymuş. Yeter artık, yağmur, sende vurup durma şu cama!
::::::::Bugün ev toplama ve temizlikle geçti. Sabah işlerim bitince Durusultanı Eskihisara götürmeyi düşünüyordum ama işim bitince yine yağmur başladı. Yine de güzel bir gündü. Duru keyifliydi, sabah ben evdeym bugün beraberiz deyince, biraz düşündü, sonra sırıttı, evin içinde ayrılmadı hiç yanımdan bugün. Bi ara bilgisayardan resimlere baktık, Feroşun doğumgünü pastasını yediğimiz resmi gördü, çok bozuldu,
-babamı aldı pastayı, neden aldı, nerde yedi? sorularını arka arkaya sordu ve suratı çok asık ve çok sevimliydi. Kıskandı.
::::::::Havalar ısındı, genelde yürüyerek dönüyorum eve, önceki gün, Duru dışardaydı geldiğimde. Çalıların arkasına saklandım, birden çıktım karşısına, AYSUNNNNN diye bağırarak koşmaya başladı bana doğru? Kucaklaştık, öpüştük, off havamız batmasınnnn!!!
::::::::Geçen hafta Aylinle buluşucaz kadıköyde, bi taraftan da konuşuyoruz tel. da şurdayım, buraya gel fln, kapattık, iki adım yürüdüm, kız cırlamaları geliyo arkamdan,
-canım yaaa nerden çıktın seennn, ya çok değişmişsin, canım sende fln böle bağırışıyolar, cıkcıklayarak bi döndüm, aa bizim Aylinmiş çığırışan, arkadaşını görmüş, sevinmiş.
:::::::Aylinin başının etini yedim, Duruyu calliouyla şopla diye, bi hayli zaman sonra yapmış, sabah Duruhanıma gösterdim, önce ağzını açıp baktı bir süre, sonrada
-ama o benim rüzgargülümdüüüü dedi. Annecim teyze senin için resimlerinizi yanyana yerleştirdi, diye anlattım, çok ta hoşuna gitti. Masaüstü yaptık, nb.u her açışta kocaman açıp ağzını gülüyor.

Devamını Oku »

İyiki doğdun, ne güzel bir baba oldun...

Ferhatçığımın doğumgünüydü bugün. 1 Nisan. İşyerinde toplanıp kestik pastasını. Mutlu yıllar kocama...

Devamını Oku »