D&D

 Duruşun bebeklik halini tam olarak gözümde canlandıramıyorum. Demir sildi, üstüne de kendi görüntüsünü kaydetti sanki. Sence bu normalmi günlükçüm? Bir şarkıyı dinlerken aynı anda başka şarkıyı da çıkaramam ya, onun gibi. Sence bu normalmi?
Her gün Duruyu almaya gidiyoruz Demir'le. Kapıya yaklaşırken gülmeye başlıyor. Nede çabuk öğrendi gezmeleri... Kime çekti bu çocuk bilmiyorum! Bir de ablasını görünce çok mutlu oluyor, babası geldiğinde ellerini dizlerine vurarak gülmeye başlıyor. Kral tv   açıyoruz, Duruş ilginç dans figürlerini sergilerken Demir yine dizlerini döverek ve kahkahalar atarak ona eşlik ediyor.  Kucağına Durunun org'unu koyuyorum, piyanist şantörler gibi sevinerek komik sesler çıkarıp eğleniyor. Yani keyifli olduğu zamanlarda böyle aktivitelerle meşgul ama çoğunlukla da sıkılıyor ve onunla ilgilenmemi, kucağımda gezdirmemi istiyor. Neşe balonumuzun yavaşça söndüğü zamanlar başlıyor. 
 Duruş hala resim yapmaktan sıkılmadı. Genelde eve döndüğümüzde de çizgi film seyrederken bile resim yapmaya devam ediyor. O unutursa ben yanına yerleştiriyorum kalem fıçısını ve defterini, en azından gözünü ayırmadan tv. a odaklanmamış oluyor. Sulu şakalara da devam. Bir bardak suyla üstünü başını ve de halıları koltukları ıslatıp, hiç utanıp sıkılmadan yine su isteyebiliyor. Çocukların suyla oynamaktan vazgeçme yaşı nedir acaba?
Kardeş kıskançlığı meselesinde de sıcak günleri atlattık. Hep Demir de bizimleymiş gibi alıştı kardeşine. Sadece reflex halinde herkesin önce Demire yönelmesi, bizi çok sinir ediyor :) 'Ben Duruyu tanırım' diyen anneanne bile yan çizmeye başladı...Çok fena rol çalıyor tombul kuşum...


Bir kaç hafta önce, parkta orta yaşlı bir bayan, hızla ve direkt Pusetindeki Demirin yanına gelip gıdısını parmaklamaya başladı. -bu bölümden pek hoşlanmadım, açık yazmak gerekirse, el sürmemesini tercih ederdim- Yan taraftan Duruş hamle yapıp
-bende burdayımmmm! dedi birden. Benim yabancılarla konuşmaktan nefffret eden kızım da dile geldi sonunda! 
-Ablası da burda teyzesi! filan gibi bişeyler geveledim ama kadın aldırmadı, Demiri mıncıklamaya devam etti. İnsan yalandan bile olsa
-aa ablasımısın, sen de tatlısın filan demez mi ya? Bu bölümden de hoşlanmadım işte. 


Sanıyorum ki bu aralar Demirin yanında kendini biraz görünmez hissediyor ve üzülüyor, bunu görmek te beni üzüyor. Keşke benden bir tane daha olsa o da hep Duruşla ilgilense, keşke onu anladığımı daha iyi gösterebilsem...


---Elleriyle dokunarak çocuk seven yabancı büyüklerle ilgili daha küçük bir anekdot;
yine okul yolundayız, yanımızdan iki genç geçti, birisi yana doğru dönüp, pusetindeki Demirin yanağına dokunmak için hamle yaptı, ben de çocuğunu korumaya programlı her anne gibi puseti ondan uzaklaştırmaya başladım. Tamamen reflex günlükçüm. Yani yengeç gibi yan yan ilerlemeye başladık, çocuğun eli havada kaldı bir müddet, ulaşamayınca bizim koca yanağa, vazgeçti, yoluna devam etti. Ayıp ettim evet. ---









Devamını Oku »

Canım BENim!



Her bloğun bir okuru, takipçisi var ama ben 'şunu yedik, bunu içtik' kabilinden yazıları okumayı ve yazmayı pek sevmiyorum. Sanki annem kaş göz yapıp 'ayıptır göstere göstere yenmez, arkadaşlarının da canı çeker' diye ikaz edecekmiş gibi geliyor. Uyarının dozu zamanında fazla kaçmış sanıyorum ki, dışarıda da bişeyler yiyerek gezemem ben. 


Ama güzel sofralar kuranları, değişik yemekler yapanları okumayı  seviyorum, hatta özeniyorum maharetlerine. Kendimi yetersiz hissediyorum mutfak konusunda. Hani çoğunluk olarak yabancı dil özürlüyüz de, 'anlıyorum ama konuşamıyorum' deriz ya, onun gibi, 'yiyorum ama pişiremiyorum' bende. 'çat pat, hayatımı idame ettirebilecek kadar yemek yapabiliyorum' da olabilir. Hele sunumu için, fotoğraflamak için fazladan enerji bulamadığım bir dönemdeyken, yapabilenleri takdir ve takip ediyorum. 


Ne yalan söyliyim, 'şu kombinim, bu kombinim , ahanda bunlar benim yeni cicilerim' yazılarından da pek haz etmiyorum. Yine içimdeki dış ses, 'ne o öyle hava atar gibi, görmemiş demezlermi insana???' diye uyarıyor beni. Yeni aldıklarımı hemen giyemem mesela bi süre demlenmeye bırakırım dolapta, sabırla benim elimin uzanacağı günü beklerler, elbiselerimin yüzüklerimin efendisiyim ben!


Ama arada sırada ziyaret de ederim kombici ay pardon kombinci hatunları. Bakim bu gün ne giymiş, ne takmış takıştırmış diye. Kendimce kritiğimi yaparım. Sonuçta biz hatunlar birbirimiz için giyinmiyor muyuz? Ademler fark ediyormu acaba, bu sene neon renkler modaymış, Gömlekler kuşluymuş, elbiseler puantiyeliymiş...


Sadece şunu merak ediyorum, hazırlıklar tamamlandığında o güzel fotoğrafları kime çektiriyorlar? Sokaktan geçen birinden mi rica ediyorlar, kocaları mı 'tabi hayatım sen poz ver ben makinayı hazır ediyorum' diyor, yoksa yanlarında gezen fotoğrafçılarımı var? Bunu bilmek istiyorum.


Ah bir de çekiliş yazıları yok mu? Zaten reklamlar sarmış dör bir yanımı, bir de bloglar reklamdan geçilmiyor. Hediyeyi lütfeden zatı muhterem, bir de emirler yağdırmıyor mu, 'duvarında paylaş, listeni davet et, yazısını yaz, resimli olsun, linkimi ver, amuda kalk, kuyruk salla... Biz ne zamandan beri böyle hediye veriyoruz birbirimize? Olmaz, çok çirkin, sinirleniyorum yine...Tamam sakin günlükçüm... Yani bakıyorum da benim gibi yazan yok be günlükçüm. Ben bitaneyim ben, beeennn , bennnnnnn!!!











Devamını Oku »

Bozulan kafayı tamir etmece...



Tembelin yaz postu bu kadar olurmuş!!! 


 İdare et günlüçüm...


-İdare edemem sahip idare edememmmmm!!!

Devamını Oku »

Hey Heyy Heyyy Murphy, Bütün İşlerim Gitti Aksi...

Bir ev hanımının aşırı acıklı Murphy'si;

***Çamaşır makinasını tam doldurmak için bütün kirli ve yarı kirlileri toparladığımı sanıp, makinayı çalıştırdığımda, yakında bir yerlerden farketmediğim kirliler bana bakar...


***Ocağı yeni temizlemiş, silmiş parlatmışsam, o gün sütün taşma günüdür, kahfenin arkamı döndüğüm anda yanardağ gibi püsküreceği gündür...


***Özenle ve istekle masa hazırladığımda, ev halkı tok ya da iştahsızdır, yemek yapmamışsam, herkes birden acıkıverir...


***Misafir geliyorsa, çocuklar huysuz, uykusuz, ve bazen hasta olur, fazladan ilgi ve bakım ister, kafamdaki misafir ağırlama planını sabote eder, ellerimi ayaklarıma dolandırır, ter ve toksin attırırlar...


***Boş hafta sonunu plansızlıktan değerlendiremem, çok gitmek istediğim bir yer olduğunda, aynı güne bir nikah, bir okul gösterisi ya da bir ağır misafir denk gelir...


***Çocukların fotoğrafını çekmek isterim, makinanın şarzı (şarjı, şarcı, neyse işte) biter, hafıza kartı dolar, ya da toptan evde kalmıştır, bütün bunlar olmadıysa, ikisini bir araya getirip gülümsetmeyi başaramam bir türlü...


***Seyretmek için beklediğim programa, yemek saatini denk getirmek isterim, masayı hazırlarken en güzel yeri kaçar, oturup yemeye başladığımda reklam girer, yemek biter softa toplanırken tekrar dizi (pardon belgesel:)) başlar.


***Özel bir gün için, açık elbise seçerim, hava serin olur, fön çektiririm, manasız bir kafa karıştıran rüzgar olur, ya da yağmur çiseler düz fönüm kadayıf olur. Soğuk olur diye seçtiklerim kalın gelir, güneş açar terlerim, yine fönüm yalan olur...


***Kolları, omuzları bir sürü apoletler, düğmelerle dolu kocamın havalı gömleklerini, kargo pantolonlarını ütülemek beni sinir eder, bunları kendisine benim hediye ettiğimi farkedince kendim ettim, kendim buldum'u mırıldanır, bir kere daha sinir olurum...


***Markete 'aman allahım, acil almam gereken bisürü bişey var' diye koşturur, acil olanlar eksik, gereksiz olanlar fazla alınmış olarak eve dönerim...


***Minicik tozu üç tekrarda çeken elektrik süpürgesi, bişeyin lazımlı bir parçasını 'flööppp' diye çekiverir, koltuk arkasındaki çorap tekini iştahla yutuverir...


Bu kadar yeter bence günlük, şimdi yatağa kapanıp hlykçyğt gibi ağlamaya başlıycam... Blogcu hatunlar sizde varmı başka kanunlar?

Not: yorumlara cevap yazamadım bir süredir , özür dilerim zaman ayırıp görüş beyan edenlerden, effedin beni nüftennüftennüfteeennnn...



Devamını Oku »

Çölde Çay

Bilirsin günlük, okuduğum kitaba ve izlediğim filme hep sadık kalırım. Aynı anda iki kitabı birden idare etmem, izlediğimi yarım bırakıp başka filme geçmem!
 Niyeyse :)
Severek okuduğum kitap yanımda yok iken, ve de çok okuyasımın geldiği bir an, şeytana uydum, başka kitaba elim uzanıverdi. Öylesine, çok düşünmedim üzerine, okumaya başladım sadece. Filmini seyredeli çok olmuştu, sadece aklımda birkaç kare kalmış. Kitabı da eski bir basım, yaklaşık yirmi senelik ama, hemen içine daldım, çabucak bitirdim, beğendim, bir de filmini tekrar seyrettim üstüne. Filmde, aklımda kaldığını sandığım sahneleri bulamadım, başka bir çöl filmiyle karışmış belki, fazlaca iddialı olmayan belleğimin tozlu odalarında. Bu güzel üç gün boyunca genel hissiyatım, bu tip maceraperest insanlara duyduğum kıskançlığın da etkisiyle, ' ne işiniz vardı çöllerde, evinizde demleyip içseydiniz çayınızı, bunlar da başınıza gelmezdi işte, peeehh!!!' şeklindeydi. Bir de hep aklıma Teoman geldi, bayağı özdeşleşmiş 'Çölde Çay' ile.  İki de, kafamda alternatif çay reklamı fikirleri belirdi;
- en cüzel çay çölde çay!
- onlar çay, bu çölde çay! vs.


Bu arada atlamak istemediğim nokta, kitabın hoş bir derinliği, kendine özgü bir felsefesi var. Durup düşündüğüm satırlar, paragraflar çokçaydı. Filmi için aynı şeyi söyleyemiyorum, -Bertolucci ustaya rağmen- çok yüzeysel kalmııış, bencileyin.

Devamını Oku »

Son Kararım...

Yaz sıkkınlığı mı, üç senenin bıkkınlığı mı bilmiyorum ama benim pek yazasım gelmiyor bu ara. Koskoca ayı iki postla geçiştirenler var aramızda. Bu sene yine yıl dönümümüzü unutmuşum günlükçüm, üç senedir beraberiz senle, ki, 6 senedir de kocamla beraberiz ama hiç evlilik yıl dönümümüzü hatırlayamadım şimdiye kadar, üstüne alınma yani...

Bir de hava sıcak, dışarılara dışarılara atıyoruz kendimizi, tebdili mekanda var olduğu iddia edilen ferahlığın hayaliyle, mecazi aşka inandık güneşli havalarda...
Duruş'un da anneanneyle Amasya zamanı geldi çattı. Valizlerimizi hazırladık, (iki valiz doldurmuş olması üzerine çok düşünmek istemiyorum) hediyelerimizi hazırladık, boya kalemlerini hazırladık, mp3 çalarını, gerekmemesi ümidiyle ateş düşürücü şurubunu, takısını tokasını, bikinisini, pekmez karışımına kadar yerleştirdik valizine. Öğlende sevdiği poğaçayı yaptık, yolluk kabilinden, seyahat yastığını da koyduk yan çantasına. Anneanne istanbuldan bindi gece 22.00 de, bizde burdaki otogara gittik, yolcumuzu uğurlamak için. Çok neşeliydik, şakalar, gülüşmeler...Otobüs otogara girince Duruşla koştuk anneannenin yanına Duruşu yerleştirmek için...Sonra birden Duruş ağlamaya başladı, hatta bağırarak ağlamaya başladı, bana yapışıp, 'gitmiycemmmm seninle kalmak istiyorummm' diye bağırdıkça, çocuk kaçırıyormuşuz gibi bir manzara oluştu. Annemse elinde Duruşa aldığı balon tabancasını sallayarak ikna etme çabasındaydı umutsuzca...Daha fazla rezil olmamak ve çocuğuda ağlatmamak adına yerine yerleşmiş bavulları tekrar çıkarttırıp apar topar döndük evimize... Anneanne mahzun, tek başına gitti bu sene...Biz de ertesi gün, vedalaştığımız okulumuza...


 Aslında gün içinde çok fazla işaret gelmişti Duruştan. Herhalde beş kere falan yanıma gelip, mır mır sesiyle,
'aslında senin yanında kalmak istiyorum, ama anneannemle de gitmek istiyorum' dedi, bende ısrarcı olmamak için, 'sen bilirsin, akşama kadar düşün kararını ver' dedim, ama içinde çözemedi demek ki hayatının bu ilk büyük ikilemini :) Bir de tabi bu sene Demirin oluşu çeldi aklını sanıyorum...

Bununla birlikte başka bir durum; yaz okuluna başladılar, -geçen sene de yaz okuluna gitmek istememişti- bu sene bayılıyor, öğretmenlerinden de çok başarılı yüzdüğü haberleri geliyor... Tercihleri değişiyor, bu normal ama biraz hızlı değişiyor sanki, ne dersin günlükçüm?

Devamını Oku »

Demir Emilimi

Neşeli Demirciğimiz 6 aylık oldu. Pamuk gibi yumuşacık ve ılık elleri var, bir de kapanmayan göbüşü! Anne sütüne devam, ek gıdalara da başladık. Günlük yoğurdunu, sebze çorbasını ve meyvesini yiyor, artık su da içiyor. Şu an sevmediği yiyecek yok gibi, umarım beni yemek konusunda Duruş kadar zorlamaz ve böyle devam eder. Yemeyen çocuk bir çeşit ömür törpüsüdür malum...


Ablamız okuldan gelirken, moda olan virüslerden bir demet yapıp eve getiriyor ve kardeşine de ikram ediyor, üst solunum yollarıyla ilgili sıkıntılar yaşıyoruz bazen, ben de anne sütü ikram ediyorum, birkaç sıkıntılı geceden sonra hallediyor kendi içinde, ilaçsız devam etmeye çalışıyoruz, bakalım nereye kadar...


Yatırdığımda yana doğru hamle yapıp biraz debeleniyor, tam dönüşünü tamamlayıp kaplumbağa gibi başını kaldırıp biraz bakınıyor, akabinde, yorulup huysuzlanmaya başlıyor, yani oyun halısına bıraktığımda biraz oyalandığı güzel günler de çabuk geçti...
Kucağıma aldığımda yumuşak omuzlarına, gıdısına kafamı gömüp kokluyorum, öpüyorum...Anneyle çocuğun en çok tensel temas halinde olduğu, en çok öpüşüp koklaştığı zamanlardayız. Biliyorum, giderek azalacak , çocuklar büyüdükçe daha az öptürecekler kendilerini bize...

Devamını Oku »

Nereden geldik nerelere gidicez...


Canım sıkkın. Keyfimi kaçırıyor yine memleket meseleleri. Uzun zamandır vazgeçmiştim, kendimi çoğunluk bunu istiyorsa yapacak bişey yok diye avutuyor, hatta şaşırmıyordum da artık ama olmuyor, dozu artıyor git gide. Benim de kendime göre bir muhafazakar yanım var ve kadınsal konularda bir erkek yorumu duymak beni hep rahatsız eder, hele ki tepeden inme böyle bir yasak...

Hatun egemen bir blog alemi var, ya da benim penceremden öyle görünüyor, ama çıt yok... Sanki bizim meselemiz değilmiş gibi... Benim kocamla oturup karar vermem gereken bir konuda bir başkasına söz hakkı düşmez, daha vahim durumlarda, nasıl bir dayatma yapılabilir? Kadını koruyamayan, erkek terörünü halledemeyen, aksine sessizliğiyle bütün bu suçlara ortak olan, erkek egemen bir toplumuz, kimin ne hakkı var bir kadını cinayetle suçlamaya, bu kadar mı temiz sicilimiz?

Kızım için endişeleniyorum, ütü yaparken bile bunları düşünüyorum, duyduğumdan beri kafamdan atamıyorum daha doğrusu...Hiç sevmem 'bu ülkede yaşanmaz' söylemini, bütün zorluklarıyla ve güzellikleriyle bağlıyım ben, uğruna canını verenlerin hatırası için. Ama artık inceden bir tiksinti duyuyorum, sanki burası benim herşeyiyle sevdiğim yer değil, başkalarının ülkesi. Artık eskisi kadar sevemiyorum bu suskun insanları...

Devamını Oku »

Annelere süprizler hiç bitmesin, hep sürsün...

 Vaktiyle, mektebimizin bahçesinde, valideler günü münasebetiyle tertip edilen kahfealtı davetine icabet ettik, kerimemle beraber. Pek muhterem hanımefendiler ve talebelerine pek düşkün kıymetli muallimelerle hoşca vakitler geçirdik.
Pek hoş tanzim edilmiş mükellef bir kahfaltıdan sonra tasasız ve de kaygısız muhabbetle devam ettik. Evlatlarımız akranlarıyla bir arada, koşturup oynarken, bizi de hazırlanan beste ve nağmelerle şaşırtıp mesut bahtiyar eylediler. Bu güzel günü hazırlayan ve emek verenlere sonsuz teşekkürlerimi arz etmekle kesb-i şeref eylediğimi bildikmekten mütevellik memnuniyetlerimi beyanla müftehirim!!! 
Anlayan beri gelsin.







Bir de;
“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi 
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.”  demiş Kanuni Sultan Süleyman... Gerçekten muhteşem söylemiş...

Devamını Oku »

Memleketimden Anne Manzaraları

 Duruş hastalanınca gösteriden sonraki hafta okula gidemedi,  evde de çok sıkıldı, bazen parka çıktık akşam üstü, açık hava iyi geliyor. Biz de Demirle bankta oturup etrafı seyrediyoruz. Akabinde bir anne başını uzatıp;
-çok ta esiyor, üşümesin, rüzgar hasta yapar, küçük daha, vir vir bır bır.... İçimden, 'biraz sus motorun soğusun' demek istiyorum, diyemiyorum. 
 Duruşu okuldan almaya gidiyoruz, yönümüz güneşe doğru olunca Demir huysuzlanıyor, güneşliği, şapkası de fayda etmiyor, anında karşıdan gelen başka bir anne, müdehalede gecikmiyor; 
-güneş gözüne giriyor annesi!  
Sen bir dahisin teyzesi! 
 Markette alış veriş için cebelleşiyorum, Demir de arabasında yatmamak için şansını zorluyor. Ben duymamaya çalışıyorum vızıltıyı ama dürtmek için hazır kıta bekleyenler var. 
-çok ağlıyo annesi!
Ya bi siii git teyzesi! Çok afedersin günlükçüm.
Bir de mesela sohbet çok kısır oluyor bazılarıyla. Günlük rutinden şikayet edersiniz, anında en pratik çözümü söyler, tıkarlar insanın ağzına lafı. 'yok olmuyo' dersin, 'sen beceremiyosun' a getirirler. Artık muhabbet, dönüşü olmayan bir yola girer, senin, çözümsüz bir soruna sahip olduğunu kanıtlama çabalarınına karşılık, onun, bunu çok kolay hallettiği üzerine diretmesiyle, inatlaşmaya başlarsın. Sonunda da, 'gerizekalı deseydi de ancak bu kadar sinir olurdum zaten' dersin kendi kendine. Ya da bana öyle geliyo ne bilim işte. Asabiyim. Kompleksliyim. Perdelerimi kaldırdığımda da kedi gibi bir anneyim...

Devamını Oku »

PİNK SWAN...

Duruşun bu seneki ingilizce gösterisi bizi o kadar şaşırttı ki. Hastaydı, ateşi vardı, evden çıkarken 'istersen gitmeyelim, dinlen evde' dedik, gitmek istedi. O arada midesi bulandı, kustu, Ferhatın elinden ilaç şişesi fırladı, kırıldı yerler şurup oldu, Demiri hazırlarken geç kaldık, velhasılı kelam, çok zor çıkabildik evden. Arabada, ateşi yükseldi, uyuklamaya başladı , bende korkmaya başladım, havale geçir, kuliste farkedilmez diye. Yine de çıkmak istemesi zaten yeterince şaşırtıcıydı bizim için, çünkü daha önce bir gösterisini yarım bırakmışlığı da vardı. Demiri babaannesine bırakıp, Duruşu öğretmenine teslim ettik, yerimize oturduk, gergin bir bekleyiş başladı. 

Sahneye çıktıklarında pembe yanakları dışında hastalık hali silinmişti. Hele masanın üstünde görünce gerçekten çok şaşırdık, hiç ipucu da vermemişlerdi ki... 

Gösterinin tamamı çok güzeldi, bittiğinde, artık bitti, başka skeç yok! demek durumunda kaldılar, çünkü hala herkes gibi ağzımızı toparlayamamış, yerimizde kalakalmıştık...

Bizi çok mutlu eden,  kabuğundan çıkan, isteyerek gösterisini tamamlayan, ve sahnede çok eğlenen bir Duru görmekti...Öğretmenlerinin doğru yönlendirmeleri, ilgili, ve sevgi dolu yaklaşımlarıydı Duruyu motive eden, çok yoruldular, hepsine sonsuz teşekkürler, bize bu gururu yaşattıkları için...













CANIMIN İÇİ, SENİ ÇOK SEVİYORUM, BİR NUMARAM BENİM...

Devamını Oku »

Ot gibi...


 Pazar alış verişini severim. Havalar ısındığından beri Demirle pazara çıkabiliyoruz. Yine de yakında bir semt pazarı olmayışı hala problem ve hala ilginç geliyor bana. 

 Bana en çekici gelen otların, marulların, yeşilliklerin ve sarı limonların olduğu tezgahlar. Yaz kış, ıslanmış ışıl ışıl otlar. Mesela maydanozsuz kahfaltı yavan gelir, rokasız balık tatsız-tuzsuz, dere otsuz hafta geçmemeli zaten. Baharın geldiğini taze sarımsakların belirmesinden anlıyorum, her bahar 'bu sene 40 enginar yemeyen yamulsun' diyorum, ama 3 'ü geçemedim hiç... Brokoliyle yeşil çayı da sevemedim bi türlü...Bi de tekerlememiz var;

dandini dandini dasdana
Demirde girrmiş bostana
kov bostancı Demiri
yemesin brokoliyi

dandini dandini dasdana
Duruşta girmiş bostana
kov bostancı Duruşu
yemesin avokadoyu...
Sağ baştan; yeşil soğan, taze sarımsak, pırasa ve sarımsak. Familya geniş. Biçimsiz köy biberleri de göstermeye başladı kendini, şimdi artık menemenli kahfaltıların zamanı ve hiçbir süpermarket manav reyonu, asla bir pazar olamaz...

Misafirlikte, çay faslında en sevdiğim salatalardır, Hamuru bol, salatası az bir sofraysa üzülürüm, hele salata koca kasede değilde kuş kadarsa bozulurum, herkes salata yiycek, bana az kalıcak diye endişelenirim, kısırsa sevinir, marcimekli köfteyse tekrar almaya utanırım...












Pazardan gelen klorofiller, likopenler, meyveler, sebzeler, suda bekler, temiz temiz dolaba girer, sonrada, makarnanın sosuna girer, çorbanın, omletin, salatanın üstüne düşer... Güzel de süt yapar, koyu kıvamlı...
Canım uzun zamandır şöööyle çatır çatır bişeylerin fotoğrafını çekmek istiyodu , çocuklardan başka bi şey çekemez oldum. Malum, ikiledik.  

Babamızın Antalyadan toplayıp getirdiği portakallar... Karpuz da var, portakalda aynı anda. Garip... 






Devamını Oku »