Asılacak kadın...


Pınar Kür'ün 80'lerde yazdığı bu kısa romanını bu sene okuyabildim. Ruh hastası erkeklerin öldürdüğü kadınlarla ilgili haberler beni de ruh hastası yapmak üzereydi neredeyse, kitapta bu sırada elime geçti.
Küçük yaştaki kız, zengin, yaşlı bir sapığın yanına veriliyor (buraya kadar çok tanıdık), adam, mahallenin erkekleriyle ilişkiye girmeye zorluyor kızı ve seyrediyor, evin kahyasının oğlu kıza aşık oluyor ve onu kurtarmak adına yaşlı adamı öldürüyor. Mahkemede biri kadın diğerleri erkeklerden oluşan hakimler, cinayeti kızın işlediğini düşünüyor, çünkü kız kendini savunamayacak kadar, ezik, hala şokta, hiç konuşmuyor. Kadın hakim, kıza inanıyor ama, erkek önyargısıyla başa çıkamıyor, suça memnuniyetle iştirak eden mahalleli suskun, sonuna kadar suçunu bağırarak itiraf eden kahyanın oğlu da sesini d
uyuramıyor, kızın sonu kitabın adından da belli, idam sehpası oluyor.

Pınar Kür, bu romanı, okuduğu 'gerçek' bir gazete haberinden çok etkilenerek ve rahatsız olarak yazmış. Yazım tekniği o dönem için yeni, ''bilinç akımı'' yani, olaylar, kitaptaki şahısları eş zamanlı konuşturarak anlatılıyor. Yazarın başı epey ağrımış kitap basıldıktan sonra, 'cinsel tahrik' içerdiği için defalarca dava açılmış, kitapları toplatılmış, ülkeyi terkedip gitme noktasına gelmiş, yapamamış. Böyle hastalıklı bir durumdan tahrik olanlar var ve bizim yargımıza göre çözümü bunu dile getireni susturmak...

Filmine zaplarken rastladım, açıp izlemeyeceğim eski bir filmdi ama sahneyi görür görmez anladım bu kitabın filmi olduğunu, kitapt
an kadar sarsıcı filmi de.
*****

Cumhuriyet bayramı kutlamalarıyla ilgili bu seneki 'gelişmeler' gerçekten beni çok rahatsız etmişti. Bu sene 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı için de bir ayar gerektiği düşünülüyor ki, değişiklikler yapılıyor,
Hürriyet'in haberine göre: Kutlamaların, 1 Ekim 1981 tarihli yönetmeliğe göre yapılması gerektiği ancak törenlerin kanun ve yönetmelikte olmayan bazı içeriklerle gerçekleştirildiği vurgulanan genelgede şu ifadelere yer verildi:

Derslere ilgiyi azaltıyor

“Kutlama törenlerinin hazırlık döneminin mevsim olarak soğuk bir zamana denk gelmesi nedeniyle sağlık sorunlarına yol açmasına, çalışma süresinin uzun olması sebebiyle öğrencilerin derslere ilgisinin azalmasına, motivasyonlarının düşmesine, gönüllü olmayan öğrenci velilerinin okullarla olan ilişkilerinin bozulmasına sebep olduğu yönünde duyumlar alınmaktadır.”

Okullarda kutlayın

“Kanun ve yönetmelik hükümlerine aykırı olmamak kaydıyla ve eğitim öğretimin aksatılmamasını teminen, mevzuatında belirtildiği üzere tüm gençliğin dahil edileceği formatta gerçekleştirilmesi uygun görülmektedir. Kanun ve yönetmelikte kutlamaların öğrencilerin katılımıyla yapılacağına dair bir hüküm de bulunmamaktadır. Bununla birlikte günün anlam ve önemi ile uygun kutlamaların okullarımızda ve öğrencilerimizin katılımıyla icra edilmesine devam edilecektir.”

Yazılacak, söylenecek çok şey var, içi boş, değerleri olmayan bir gençliğin, kime, hangi ulusa faydası olabilir? Ortak değerleri paylaşmaktan korkan bir milleti çökertmek ne kadar zor olabilir? Gençliği dershanelerde sınavlara hazırlanmak olarak görmeye başlayan aileler ve daha kötüsü bizzat gençler, bayramlarda bile bunu hatırlamayacak, motivasyonları düşmesin diye, hastalanmasınlar diye... Aslında 30 ağustos ta çok sıcak olur, Eminim bunun için de bir çözüm düşünülüyordur. Spor yapmayan, tarihini bilmeyen, sevmeyen nesiller, yetişmeye devam ediyor, bundan biz de nasibimizi aldık...

Lisede, Kandilli'deyken, 19 mayıs törenlerine Kuleli askeri lisesiyle birlikte, İnönü stadyumunda katılmıştık. Tören gününden önce provalara gittik, bayram günü, erkenden yine stadyumdaydık, gerçekten eğlenmiştik, çok güzel günlerdi, çocuklukla gençlik arasında, kaygısız günler... Bunu düşündüğümüzden daha tehlikeli görenler, durumdan vazife çıkarıp, kızların ve erkeklerin bir arada olmasını çok yanlış bulanlar, bunları da yazarı oldukları gazetelerde açık açık yazanlar var. Yuvarlak hatlarla yazdıklarının Türkçesi, kızların erkek öğrencileri tahrik edici biçimde giyindikleri, terbiye ve ahlaka aykırı durumlar içinde bayram kutlandığı...

Sonuç, kızlar, kadınlar mümkün olduğu kadar ortak hayatın dışında olsunlar, mümkünse evlerde otursunlar, erkeklere insan olmayı öğretmekle uğraşmayalım, tahrik olmamaları için kızlar bu bedeli ödeyebilir, çocuklarımıza birbirlerini karşı cins olarak değil, arkadaş olarak görmelerini öğretmek çok meşakkatlidir, zaten buna uygun ne eğitim sistemimiz, ne de idealist öğretmenimiz kaldı, mümkün olduğu kadar ortak paylaşımlardan uzak dursunlar... Ben çok üzülüyorum, çok fazla üzülen göremediğimde daha da çok üzülüyorum...

Devamını Oku »

KOMŞU KOMŞU HUUUU!!! AÇ KAPIYIIII!!!


Demir kucağımda camdan dışarı bakıyoruz. Kar bazen artıyor, sonra duruyor.
Tombiş komşu teyzeler, çiçekli etekleri, patik üstüne giydikleri terlikleri, üstlerinde buz gibi havaya rağmen örgü yelekleri, bir bloktan ötekine giriyorlar. Ellerinde bez çantalar, içlerinde de muhtemelen el işi ekipmanları var. Çeyiz mi yapılıyor, lif mi örülüyor, yedek yelek mi, bilmiyorum.
Yine kuvvetle muhtemel, habersiz, ‘çat kapı’ başka bir komşu teyzeye gidiliyor. O evde yoksa da başka daireye artık, üretim devam etmeli!

Ev işleri çabucak bitmiş, akşam yemeği ayarlanmış. Belki dünki biber dolmasının yanına makarna pişecek. Akşam da yapılabilir, rahatız. Gidilen istikamette de, günlük rutinler çoktan tamamlanmış, ev derli toplu, ‘çat kapı komşu’ için ortam hazırlanmış. Endişeye gerek yok, her şey yerli yerinde.
Belki aynı konular tekrara düşecek, belki yeni gelişmeler var. Türk kahfesi mi? Sanmıyorum. Bence çay içerler bu saatte. Uzun sohbetlere çay demlenir. Patates salatası mı? Kısır mı? Ya da sadece galeta. Tv. açık olmalı, ‘ka dın’ programları göz ucuyla izlenmeli. Konulara hakim, gelişmelerin takipçiisiyiz!

-Ben Esra’ya bakıyorum, Handeyi sevmiyorum!
-Bu akşam hangi film vardı? (dizidir bahsedilen)
-Bakim senin motife, çok güzelmiş, eline sağlık, örneğini alıimde bende öriyim fiskosun üstüne. (Hala varmı o gereksiz sehpalar? Kim koymuşki bu çirkin adı? Bu seksenler bütün dünya milletlerini kepaze etmişmidir acaba?)

Çayın orta yerinde yine kapı çalar, diğer daireden gelen olur, kapıdaki fazladan terlikler, dikkatli komşuların gözünden kaçmamıştır.

Akşam üstü ‘ ben kalkıyım’ demeye başlar misafir, ama ağırdan alınırkalkış eylemi, kuleden izin gelmeden kalkmak olmaz! El bez çantaya bir uzanır, bir bırakılır usulca koltuğun kenarına.
Ev sahibine de;
-Oturun daha erken! Demek düşer.
Gelen cevap;
-‘Kalkıyım, oğlan okuldan gelicek, açtır’ ya da
-‘ Pirinç ıslamıştım, pilav yapıyım kız gelmeden’
olur herhalde…

Yavaş ama oldukça yavaş ev boşalır, davet diğer komşuya geçer, sanıyorum ki yazılı olmayan bir kuraldır, komşuculuk teamüllerindendir ‘sıra’yı takip etmek.

Akşam oluyor. . Yazlık terlikleriyle bloktan bloğa bir akış başladı. Komşu teyzeler için eve dönüş vaktidir. Bu saatlerde biraz yoğun oluyor asansörler, trafiğe kalmamak lazım.


Benim kapımı çat kapı misafirler çalmıyor. Ben kimseye habersiz gitmedim ki, kim gelsin bana. Hiç o kusursuz ev görünümünü oluşturamadım ki, içim rahat komşuculuk oynayayım. O kadar titiz, temiz, derli toplu ki benden gayrısı, hep içimde bir ‘ayıplanma’ korkusu.

Bir müddet ben de komşuculuk oynadım kendi yaşıtlarımla, ‘denedim’ daha doğrusu. Yine de hiç ‘alo’ demeden gitmedim kimseye. Benim gibi herkes korkuyordur, ev halinbi sergilemekten gibi geldi hep. Rahatsızlık vermekten korktum. Müsait olduğunu duyduğum halde, bu sefer de ‘’telefonda, ‘hayır’ diyememiştir de aslında pek ağırlamak istemiyordur kimseyi’’ endişesi bırakmadı yakamı. Herhalde ben de gerildim, karşımdakini de gerdim…Açmadı beni…Sıkıldım hep, yerime oturdum ve kalkıp evime dönmek istedim. Kültür-sanat muhabbeti beklemiyordum tabiki ama bu kadar klişeyi de bünyem kaldırmıyordu. Yürütemedim.

Şimdi de bakma günlük, eğlenir gibi durduğuma, komşu teyzelerle. Hayranım geliştirdikleri bu teklifsiz iletişime aslında. Onlar mutlu kendi ortamlanda ki, aslolan da bu. Bu kadar rahat görüşebiliyormuyuz biz, telefonla aramadan, face’den mesajlaşmadan, buluşmaları erteleyip erteleyip, beceremeyince ucu açık ‘ görüşelim mutlaka’ lara hapsedip köreltmiyormuyuz ilişkilerimizi? Bilemiyorum…

*** görsel benim çok yaşlanmış halim...







Devamını Oku »

Çoktan Seçmeli Post


Yılbaşı çikolatası atlanmadı tabiki bu yılda. Havalar çok soğuk olduğu için gidip seçemedi anneannesiyle. Şu da var ki, Duruş her sene daha hızlı bitirmeye başladı çikolatasını. Bu sene, kaşla göz arasında orta boy bir kedi yavrusunu mideye indirdi. Karini de yemesinden korkuyoruz!!!

Sermayeyi süpriz yumurtaya bağladık bu sene. Şirinler çıkacak diye, her markete girişimizde alıyoruz, anneanne- babaanne seferber oldu kolleksiyon tamamlanacak diye. Tabi her yumurtadan da şirinler oyuncağı çıkmıyor. Genelde hayal kırıklığı diyebiliriz.

Duruş iki ay okula ara vermiş oldu. İst.da olduğumuz için uzak kalıdı okulundan. gördük ki, Duru da biz de okulda olmasına çok alışmışız. O da sıkıldı, biz de bunaldık. Bir de kardeşinin gelişi ve dalganan duygusal durumu, bazı huy değişikliklerine neden oldu. Televizyon kısıtlaması kalktı, canı çok sıkıldığı için bütün gün tv. izlemesine göz yumduk, ki zaten kumandayı elinden almak mümkün değildi. Kumandayıdayı o kadar sahiplendi ki, otururken, biri alır endişesiyle çaktırmadan arkasına saklayarak oturur hale geldi. Yine de aşırı doz çizgi film almasına rağmen mızmızlığı, aksiliği devam etti.

----Serkanla aralarında geçen dialog;
Duru; gündüzleri tv benimdir, bunu bilmiyomusun?
serkan; hayır bilmiyordum, öylemiydi?
Duru; evet! Bu evin kuralıdır bu!
----Akşam geçen dialog;
Serkan; e akşam oldu ver hadi kumandayı.
Duru; Hayır, kuralı değiştirdim, akşam da benim artık!


Evde oluşunun sakıncalı bir yönü de, abur cubur konusunda da sabırla inşa ettiğimiz kalenin yine sabır ve tevekkülle, günden güne yıkılmasıydı.
Can sıkıntısına bulunan anlık çözüm genelde, 'hadi markete gidelim' olunca, marketten de Duruşun eli boş çıkması söz konusu olmayınca, bir gün içinde mutlaka
-bir miktar çikolata + falım sakız + süpriz yumurta + bir pingui-- değişmez menümüz oldu.
Hala ayakta kalan kalenin birkaç taşı da (cips, jelibon, bonibon, bisküvi, meyve suları, gazlı içecekler vs.) yıkılmadan döndük evimize...

Okula döndükten sonra Duru için öğretmeninin gözlemi, olumsuz değil olumlu değişikliklerin olduğu yönünde. Duruş eskiden olduğundan daha fazla ön plana çıkma eğiliminde imiş...

Cumartesileri yine anneanneyle tiyatro günüydü. Bizim birlikte gittiğimiz bazı oyunları da İst. tekrar seyrettiler. Yeni olarak ta birlikte sinemaya gitmeyi eklediler.
Döndüğümüz akşam anne annesine sarılıp;
- 'seni hiç unutmıycam anneanne' dedi ve bizi hem güldürdü hem de düşündürdü Durucum...

Devamını Oku »

Demir + Hasta Duru


Çok sevdiğimiz 'eskrim' duruşu, süpermen uçuşu da olabilir, yanlış anlamaya hiç gerek yok!

Günlükçüğümü biraz ihmal ettim, diğer çocuklarımdır bahanem. Anneanne tatil köyünden kesin dönüş yapınca, iş-güç-yedir-içir meşgalesi, yorgunluk uykusuzluk vs... 'boş vakitlerinde kitap bile okuyamaz, zaten boş vakitte bulamaz' haldeyim.

Eve döndük ama bir sürü poşet, çanta, ötesi berisi, ıvırkıvırı yığdık evin girişine, yerleştirmek için eksta iki fincan daha kahfe istedi bünye. Temizletip bıraktığım ev tozlanmış, temizlik tabi arkadan. Duruşun okula dönüş yapması işimi kolaylaştırdı, Demircikte uzun uzun uyuyarak yardımcı oldu annesine. Biraz da Duruşun yüksek perdeden sesi olmayınca hem iş yapıp hem kafamı dinledim, bazen huzur verdi, bazen de çok canım sıkıldı, kendimi yanlız hissettim. Sonra misafirlerle hareketlendi yine günler, geçti sıkıntımda.

Sadece sürekli evde olmak ve istediğim zaman dışarı çıkamamak klostrofobik bir stres yaratıyor bende. Duruyla evde olduğumuz zamanlarda tanışmıştık. Fanusun içindeymişim, hayattan soyutlanmışım gibi hissediyorum, şimdilik çok zorlamıyor, belkide iki çocuk buna da vakit bırakmıyor...

Duruş'un tasarımı bu uğurlar :) Yoksa manasız bi süsleme yapıp çekeyim, sanat olsun değildi amacımız:)
Hafta sonuna doğru, Duruşun ateş belirtileri başladı, tabi benim dünyam karardı yine birden, çok zordur Durunun hastalığı, yemez, içmez, her türlü tedavi girişimini reddeder, bir de son aylarda şuruplar kusturmaya başladı, en son iğne yaptırmak zorunda kaldık. Aynı gün de okulla sinema günleri vardı, evde dinlenmesi gerekirken, ikna edemedik ve okula gitti. Sinemada iyiyimiş ama dönünce ateşi yükselmiş, babasıyla eve döndüler. Demir solumda, Duruş sağımda yattık, Demire hastalık geçme riskini Allaha havale ederek, ateşli- kusarak ve inleyerek geçen gecenin sabahında ayaklarımı sürüyerek Duruşa nane-limon yapmaya çalışıyorum, bi taraftan Demir de başladı ağlamaya, odaya girdiğimizde nedense kafaları birbirine yaklaşmış ağlaşan iki çocuk bulduk. Ferhatla gülmeye başladık,
-niye ağlaşıyoki bunlar? dedi
-garip onlar, kimsesiz, başbaşa verip ağlaşıyolar hep! dedim.
Gün bir şekilde bitti, akşama misafirlerimiz vardı, onları da ağırladık, bende çok korktuğum Demir + hasta Duru sınavının vizesini vermiş oldum, umarım finali daha kolay olur, büte kalmayız...

Bu arada, ben yazana kadar Duruş iyileşti, atlattık, Demire geçmedi, anne sütü koruyor sanıyorum, çok teşekkür ederim güzel yorumlara...

Devamını Oku »

mutlu yıllar, mutlu yıllar, mutlu yıllar...

Mutluluk, insanın 'an'ı unutmasıymış, çokkk mutlu olalım, zamanı unutalım, saate bakmak hiç aklımıza gelmesin...

Biz bu gece kabak tatlısı yiycez, bekleriz...

Mutlu yıllar hepimize...


Bu oyuna takıldık;
Gizli Sayıları Bul, Gizli Sayıları Bul Oyna, Gizli Sayıları Bul Oyunları - YeniOyun.com

Eskiden...

Çoook eskiden...

Devamını Oku »

Uçurdum da Uçurdum...

Demir'in 15'ini uçurduk, aslında geziyoruz, 40'ını fln bekleyemedik :) Yavaş yavaş idrak ediyorum ki, iki çocukla gezmek, hatta evden çıkabilmek, oldukça zor, insan, sıra kendine geldiğinde hazırlanacak enerjiyi bulamıyor. Yine de vazgeçmeyip bu işlerde pratikleşmek gerektiğine inanıyorum, yoksa insan bunalmaya başlıyor.
Bir de kendini salmaya başlarsan, kısır döngü de kollarını açmış bekliyor gibi, hal ve vaziyet ne olursa olsun bakımlı olmaktan vazgeçmemek, üşenmemek ve kendimizi salmamak ta mottomuz olsun kızlar...

Demircik sadece anne sütü alıyor, yarın kilomuza bakıcaz, ilk aşımız var. Mama takviyesine gerek duymuyoruz. Zaten emzirmek çok keyifli üstelik dünyanın en hijyenik, pratik ve mucize formüllü gıdası anne sütü, umarım anneler sorunsuz emzirebilirler çünkü, yeri doldurulamayacak bir besin bebekler için.

Ziyarete gelenlerle uyku düzeni ve beslenmesiyle ilgili durumumuzu paylaştığımda, genelde, 'hiç uyumuyor, sütüm yetmiyor, çok mağdur durumdayım' dememi tavsiye ediyorlar.
-Nasılsın? diye sorulduğunda - İyiyiiiimmmm, dediğimde, 'söyleme söylemeee' diyenler var. Nefret ettiğim bir yaklaşım da bu. Karşımdaki, potansiyel haset, nazar değdirmek için kem gözlerini üstüme dikmiş, bana kötülük yüklemesi yapıyor sanki. Ben bir insanın mutluluğundan rahatsız olup bunun tersi için dua edebilecek bir insan olduğuna inanmak istemiyorum, ben psikolojik olarak izin vermezsem, bunu başarabileceğine de inanmıyorum. Benim duruşum, güzel olanı paylaşmaktan, çoğaltmaktan yana.Secretıdır, karmasıdır, moda yaklaşımlardan da hoşlanmam. Kendimi NihatDoğan gibi hissettim sanki :))))

Bir de tahammül edemediğim, hatırını sorana bütün hastalıklarını sıralayan insanlar var. Bir insanın hastalığını ancak annesi gerçekten ilgiyle dinleyebilir, bir başkasını zerre kadar enterese etmez, üstelik çok sıkıcıdır.
Aysel Gürel, başım ağrıyor diyene
-bana niye söylüyosun, ben doktormuyum? dermiş. Taktir ediyorum ve hastalığını anlatmaya başladığında biri, bende bu cevabı yapıştırmak istiyorum ama kırıcı olmaktan çekiniyorum ve yapamıyorum...

Plankingçi gençler...

Demirin çamaşırları için, granül beyaz sabun kullanıyoruz. Yumuşatıcı hiç kullanmadım, kendimiz için de çocuklara da. banyosu için sadece zeytinyağı sabunu kullanıyoruz. Şampuan, krem, yağ vs. yok, kozmetik yok.

Bez olarak yenidoğan almıştım ama kullanamadık, çok küçük geldi, kilosuna göre daha büyüklerden aldık, hep molfix kullandım Duru'da, Demirde de devam.

Yenidoğan ıslak mendilleri var. Parfümsüz, parabensiz ama onların da içeriğinde henüz zararları deşifre edilmemiş ya da yasaklanmamış kimyasallar var. Kullanmadan önce uzun süre suda bekletip, çok iyi durulayıp başka bir kutunun içine yerleştirerek kullanıyorum.

Biberon kullanmadık Duruda. ek gıdayla birlikte kaşıkla ya da bardaktan içmeye alıştı yavaş yavaş. Demirde de böyle yapmayı düşünüyorum. Emzik almıştık ama Duruş çok sevmemişti, Demir yine ablasını takip ediyor. Annemle Aylin çok ısrar ettiler almamız için ama yine sevmedi bebiş.

Duru göbek bağını 3. günde düşürmüştü, Demir bey 10 gün sonra attı. Babasına benziyor diyorum, ağır bu çocuk :)
Duruda kullanmıştık ama Demir için eldiven ve şapka kullanmıyoruz. Tırnaklarını kesip törpülüyorum, kendini çizmiyor, parmaklarıyla oynayabiliyor.

Kundak yok. Pozisyon değiştirerek, yanında olmadığımda yan, yanındayken yüz üstü,ama genelde sırt üstü yatırıyorum. Yanlızken yüz üstü uyutmamak lazım beşik ölümleri riski yüksek bu pozisyonda. Yan yatarken de kolları ağrıyabiliyor. Şu an tavsiye edilen en sağlıklı yatış şekli sırt üstü. Kafasının şeklini de problem yapmıycaz artık :)

Demir hastane de ablasına hediyeler getirdi, hemde en sevdiği kitapları. Nasıl tahmin etti bilemiyorum!!!

Devamını Oku »

Umutlu Ev Hanımı

Fotoğrafları taslak olarak kaydettim ama günler geçti iki satır yazıp tamamlayamadım postu. Şu an sadece süt içip uyumaktan ibaret Demirin hayatı ama Duruş ondan kalan vakti de fazlasıyla dolduruyor, kendime kalması için imkanları zorladığım sınırlı dakikaları da yürüyüşe çıkarak değerlendiriyorum.Yürürken kafamda bloğa yazıyorum da yazıyorum ama eve dönünce bilgisayara kavuştuğum gece saatlerine kadar hepsi uçup gitmiş, enerjim ve isteğim bitmiş, uykuyu tercih etmeye meyilli bünyem, tv a bile boş bakar olmuş oluyor.
Duruş ablanın benim için -anneanne yardımıyla- hazırladığı çiçekler. Herkezde bir ikebanacılık, bir adamsendecilik :)
Demir için tebrik edenler, ikinci olarak Durunun kıskanıp kıskanmadığını soruyor. Tabiki böyle bir kontenjan mevcut ailede ama henüz endişeye mahal yok, herşey normal, sadece severken çok nazik davranmayı beceremiyor. Büyük tepkiler vermeden seyretmeye çalışıyoruz, Demircikte biraz hırpalanmayı problem yapmaz sanıyorum, sonuçta küçük kardeşlerin kaderi bu :)
Demirciğin akşam 8 den sonra başlayıp birkaç saat süren ağlamaları dışında uslu bir bebek olduğunu söyleyebilirim. Yine -ikinci çocuğun kaçınılmaz kaderi- hep Duruyla kıyaslıyorum, Duru bu kadar sakin değildi. Demir bu gaz ve naz zamanlarının dışında ailecek aldığımız kararlar doğrultusunda, yerinde yatıyor, kucaklarda gezmiyor.
Duruş Demirin bu hallerini 'ferhat göçer' e benzetiyor. Alnını onun gibi kırıştırıyormuş. Kendisi pek sever, youtubedan videolarını dinliyor sürekli. Bence de 'ferhat karakaş' a benziyor!

Ben yavaş yavaş beni terkeden kilolar sayesinde keyifli, annemde kalıyor olmanın konforunu yaşamaktan dolayı şanslı, gittiğim yer market bile olsa, gerektiğinde dışarı çıkabiliyor, oksijen alabiliyor olmaktan dolayı mesut, sık sık çalan zilden, konu komşu, arkadaş ziyaretleriyle hareketlenen günlerden hoşnut, genel olarak olumlu ruh hali içindeyim.
Yine de bazen, istiklalde yürüdüğümü hissediyorum, durup dururken, bir ben çıkıyor benden dışaru, eskişehir de, porsuk kenarında geziniyor, ara sıra böyle astral seyahatlere çıkıyor ruhum, özlüyorum yüklerimden azade gezmeyi. Sonra geri gelip bütünleşiyor benle suretim, kalkıp demiri emziriyorum...

Devamını Oku »

Henüz Alüminyum Folyo...



Demirimiz bugün iki haftalık... İki hafta önce bu gün, hastane odasında gergin bekleyişler, sonrasında mutluluk, yeni bir bireyin aramıza katılması... Hamilelik ne kadar sevimsizse -bana göre- doğum ve sonrası o kadar heyecan verici, o kadar güzel ki... İki seferde de hastanede kendimi çok mutlu hissettim, belki de bu sayede kolay atlattım doğum sonrası fiziksel zorlukları...
Duruş ta karışık duygular içindeydi, hastanede olmamasının daha doğru olduğunu söyleyenlerde oldu ama ben hep yanımda olmasını istedim, özellikle de ayıldığımda Duruyu hemen görmek istedim, çok korkutucuydu, Duruşumu bir daha görememe ihtimali, Demirden önce Duruyu aradı gözlerim. Bir de bu günü hatırlamasını, zayıf ta olsa bir kaç kare aklında kalmasını istedim, kardeşiyle ilk anıları onlar.




Demir ve kime benzediği konusunda spekülasyonlar...Bir sürü benzetme yapıldı tabi. Bir bebeğin yüzünde, vücudunda, ruhunda milyonlarca genden bir karışım var, belki de her bakan görmek istediği kadarını seçip farkediyor, benzemesini istediği kişinin parçalarını ayırıp yorumluyor... Bana göre en çok babasına benziyor, baktığımda birsürü mimiğini, ayrıntıyı benzetiyorum ve bu kusursuz sistem karşısında saygıyla eğiliyorum...


Gözler ağlamaktan kızarmış, sürekli Demir'in başında kızlar.

Demir, kız çocuk tercihimdeki ısrarımdan dolayı beni utandırır gibi, uslu bir bebek. Sütünü içip uyuyor, sık sık kontrol ediyoruz, anormal bir durum mu var? diye. Böyle devam ederiz inşallah...


13 kilo almıştım toplamda ama çoğu gitti, kalanlar içinde 'geldikleri gibi giderler' diyorum, egzersizime , yürüyüşe başladım, yine insan gibi yemek yiyorum, o kocaman göbüşü hiç özlemiyorum.

Devamını Oku »

Bi Süre Yokuz...

Biz yarın bölünerek çoğalmaya gidiyoruz. Umuyoruz, herşey yolunda gidicek, ufaklığıda alıp dönücez evimize...

Devamını Oku »

Gezin Bakalım...









Devamını Oku »

Kafesten Bir Kuş Uçtu




Hafta sonu, İzmit'e Kafesten Bir Kuş Uçtu'yu seyretmeye gittik. Kocam pek istemedi aslında, karnım iyice burnuma yaklaştığı için, araba kullanmama pek taraftar değil ev ahalisi. Hatta 'anneni arıycam, göndermesin seni' diye tehdit etti beni ama oyunu çok görmek istiyordum uzun zamandır, resmen bir aş erme durumuna döndü artık. 'Sadece oturuyorum, araba kullanırken, rahatsız olmuyorum' diye bir savunma geliştirdim ki aslında endişelerin yörüngesinin, 'kaza fln olur, gelip çarpan olur, son hafta bir terslik olmasın' şeklinde olduğunun da farkındayım, üstüme alınmıyorum... Oyun çok güzeldi, 'Guguk Kuşu' nun çok başarılı bir versiyonuydu, bütün oyunculara tekrar hayran olduk, Kocaeli şehir tiyatrolarının kötü oyununu izlemedim zaten. Kapanışı da güzel bir oyunla yapmış oldum...


Geçen ay Duruş ta tiyatro sezonunu açtı. Elifnazla ikisini tiyatroya götüreceğime söz verdim. Sabah yine nazlandı Duruş kalkarken, tiyatro günü olduğunu söyleyince, açıldı gözleri, her sabahkinden daha fazla 'onu giymem, öbür eteğimi giydir, beyaz çorabımı istiyorum' krizi yaşadık, sonunda uzlaştık, gidebildik okula. öğlende almaya gittiğimde Elifnazla ikisi öyle çok kikirdediler ki, çok mutlu ve enerjik bir halde okulun bahçesine fırlayıp koşturmaya başladılar. Öğretmenlerle birlikte, kızlar koşmayın, yavaş derken, iki tane bowling labutu gibi arka arkaya devrildiler, ıslak çamurlu bahçede. Duruş bi yandan da ' elma da gitti! diyordu, ellerine son anda öğretmenlerinin tutuşturduğu elmaların ardından... Hızla içeri aldık, yedek eşofmanları giydirdik, tiyatroya da eşofmanlarla gitti bizim süslüler... Oyundan çok zevk almadılar, aynı gün okulları da oyuna getirmişler, çok gürültülü bir ortam vardı ama, birlikte olmak hoşlarına gitti sanıyorum, yine sürekli kikirdediler...
Cumartesilerimiz yine tiyatroya ayrıldı, anneanneyle her hafta sonu gidiyorlar ve ikisi de çok seviyor. Evinize yakın bir kültür merkezi varsa, zaman ayırmaya çalışın çocuklar için güzel bir kış aktivitesi oluyor çünkü...



Devamını Oku »

Bebek şekeri & kapı süsü

IMG_8255

Cumartesi Ayşe, Aylin, ben ve göbeğim Eminönü'ne geçtik. Mevkiinin kurdu olmuş Ayşe bizi bir hana soktu, girişten aşşağıya doğru 5 kat döne döne iniyor, her kat ta benim için harikalar diyarı gibi. Yani inanırmısın günlük herşeyi satın alsam, onluk yirmilik banknotları böyle saça saça dönerek insem en alt kata kadar... Asansöyle tekrar çıksam, bi tur daha dönsem...
IMG_8333
Tam bir sektör haline gelmiş, bebek şekerleri, kapı süsleri, vs... Bir sürü mağza ve çeşit var. Hazır halde de satılıyor tabiki. Maliyet açısından arada çok büyük fark olmuyor, kendin hazırladığında ama, biz hamarat!!! blogcular seviyoruz galiba ' ben yaptım' demeyi.
IMG_8335
Dediğim gibi, çok fazla çeşit, çok kafa karışıklığı durumu oldu, küçük kovalarla ve saplı meleklerle iki çeşit hazırlamaya karar verdik, Tül, kurdele, bir kaç çeşit aksesuar beğendik. Badem ve renkli şeker aldık. Evde Aylinle yapmaya başladık, annem de dayanamadı, çok kısa sürede bitti, yapımı da zevkliydi, bitmiş hali de çok hoşumuza gitti...
IMG_8344
IMG_8346
IMG_8296
İğne korkusuyla çok düzenli içmeye başladığım demir şurubumun şişeleriyle, bunları yaptım. gerçekten oyuncak gibi, şişelerle, şekerlerle eğlendim bir müddet.
IMG_8308
IMG_8311

IMG_8351
2 Numaranın adı tescillenmiş oldu böylece... Keçe işlerine daha önce hiç bulaşmamıştım ama çokkkk zevkliymiş. Keçe ustası hatunların bir bildiği varmış! Kapı süsü konusunda üstümde bir baskı oluşturdu annem, Aylin ve Ayşe. Sevmediğimi söylesem de ikna edici olamadım, bir süre sonra benden bağımsız olarak bakmaya başladılar çeşitlere. Aylin
-abla almadan dönemeyiz, annemiz kızaaaarrr!!! diye, korkutmaya çalıştı beni ama o tüller, üstündeki bebekler... Çok sevimsiz geldi. Keçeden bunu yaptım.
IMG_8361
Duruşun hastane sepeti. Annemle Sevim Teyze içindeki kılıfı ve minik yatak örtüsünü yeni kumaşla tekrar diktiler. Çok seviyorum bu sepeti. Gerçekten leylek gagasına takmış, çocuğu sepetle birlikte getirip bırakmış gibi...
IMG_8358

Devamını Oku »