Güzel Şeyler II


Günlükçüüüüüümmmm.... Evet...Havalar diyorduk, bi dengesiz sanki... Eskiden, sobalı evlerimiz vardı. Biraz bahar yüzünü gösterse, ev hanımları, sobayı kapatır, boruları söker, temizliği bitirirdi. Bu telaşın altında, 'soba yakma eziyeti bir son bulsun, bahar temizliği faslı bir nihayete ersin, bitsin bu kış' psikolojisi vardı zannediyorum, mamafih o çıtırdayan sobanın eksikliği,kapıdan girer girmez hissedilir, olduğundan daha soğuk, tatsız, neşesiz gelirdi  insana ev... Artık kombili evlerimizde ne de rahatız ama dimi günlükçüm... Ne kolaylıklar var artık...

Dikkate değer ayrıntılar oluyor günler akarken, senden hızlı olmasın bir arkadaş var, ig diyoruz kısaca, hemen ölümsüzleştiriveriyor o anı, bir de paylaşıveriyor sıcak sıcak, al sana bir kolaylık daha... (liste yapmaya başladım yine, napim ben bu toplayıcı bilinçaltımı bilemiyorum) Seninle de paylaşmak isterim canım bloğum benim (canımsın)


Annem 'bir örtü de kendime yapayım' niyetiyle başlamıştı bu sefer de ama, dayanamayıp 'Durunun yatağında daha güzel durur bu renk'   dedi ve yine bize geldi örtü. Daha önce de bahsetmiştim, annemin hobisinden... Merak buyurursanız burda, buyrun efendim... Bir de burda...



Bu yelekle Demirin resimlerini çok uzun zamandır eklemek istiyordum, erteledim erteledim, sonunda küçülmüş, göbüş düğmeleri kapanmadı hatta :) Hediye gelmişti, el örgüsü, bu işlerden anlayanlara model olabilir diye düşündüm. 

Bu arada Demir hiç sıkılmıyor, bu fotoğraf çekimlerinden. Duruş hiç hoşlanmazdı, zaman zaman rüşvet teklif ederdim, fotoğrafını çekebilmek için, ki onda da iki tane ama! diye sınırlardı, Demir gül oğlum dediğimde sırıtmayı bile öğrendi :) Bir de Duru hiç kendi halinde oynayan bir çocuk olmadı, belkide ben buna neden oldum bilmiyorum ama Demir bu konuda çok başarılı, eline aldığı herhangi birşeyle 'ıınnn ınnnn' sesleri çıkararak arabaymış gibi oynayabiliyor, oyuncak bir hayvanı, mırıldanarak yerde gezdiriyor... Bunu sessizce seyredebilirim saatlerce, çok sevimli... 

Ama konuşma becerisi Duruya göre çok geride, hala anne yok, insanlar 'baba' hayvanlar 'tedi' tekerlekli cisimler 'ınn' bu kadar. Üç kelime (hatta iki) yetiyor hayatına devam etmesine... Duru özne ve yüklemi yerli yerinde, düzgün cümleleri, kusursuz telaffuzuyla kullanırdı 13.aydan itibaren... Çocukların gelişim evreleri de, eğilimleri de farklı oluyor, aynı ailede yetişseler de...
 Konumuz bu değildi galiba günlükçüm? 


Yakın geçmişte kuzgun filmini izlemiş, beğenmiştim. Kocamla kitapçıları gezerken, çizgi romanını da buldum. Kuzgun ve Poe nun başka hikayeleri var içinde, çizimleri de güzel. Korku-gerilim çizgi roman sevenlere tavsiye olunur...











Devamını Oku »

Güzel Şeyler... 1.


Canım günlükçüm benim, bitanemmm... 

Olmadı dimi... 

Bence de. Bi eğreti, yapmacık durdu...

Beni çapkın sevgilin gibi düşün blogcum, yeni ve daha genç sevgililer bulup, seni de elinin altında isteyen... Ve lütfen 'peki ama biz noolucaz?' diye de sorma, kapatırım dükkanı...


Bakarmısın günlükçüm, yağuşukluma, otur diyorum oturuyor, gül diyorum, gülüyor, yerim ben bu modeli, çok profesyonelim, sonerarıca saçlım benim...
 Annemlerdeki 30 senelik koltuk. Babam pek severdi, attırmazdı,  yenileri geldikçe ordan oraya taşındı, sonunda da aşağıya atıldılar. Ben de İkea dan kumaş alıp yeni kılıf diktim (havama bakma, annemle Sevim teyze diktiler) Bir nev-i fıntış eyledim (vintage) 

Bahçeye atıp bir otuz sene de ben keyif yapmayı, statusumu, 'kahfe keyfi' olarak güncellerken, içtiğim fincanın fotoğrafını da ig aracılığıyla sosyal ağlarda paylaşmayı hedefliyorum...







1. Spor salonunun çıkışına bir kaç tane araba geliyor, çıkışta kadınlar arasında bir toplaşma oluyor, ahşap boyama yapanlar için satış yapıyorlar. Ağaçlara asmak için kuş yuvası bulunur belki dedim, bende karıştım geçen gün araya. Minibüs gibi bi arabanın arkasında bi girdap var sanki, kafamı uzattım, beni de içine çekmeye başladı, bissürü tepsi, biblo, sepet mepet, kendime geldiğimde, kuçağımı doldurmuştum,

- 'bunu da boyarım ben, bunu da eskitme yaparım kii..' diye kendimden geçerken, silkindim ve kendime geldim, 

-''Bir turkuaz bir turuncu boya, bir de kuş evi  alacağım amca'' diyerek hızla uzaklaştım, Duruş anneannesiyle boyadı, müdehale etmemiş annem, böyle bir iş çıkarmış bizimki...





2. Şeker makinesi , 50 kuruş atıyoruz şeker veriyo bize. İçine şekeri de biz dolduruyoruz, paramızla rezil oluyoruz , böyle bi icat... Ama baktıkça bi seviniyo insan niye bilmiyorum :) 

3. Pazar günü, beyimle, çocukları anneme satıp elele bi dolaşalım dedik. Cafer Erol beyin şekercisine girdik, vitrindeki marzipanların da hipnotize edici bir etkisi var, (bi girdap ta orda var dikkat) Çocuklara bişeyler alıp vicdan rahatlatırken, kendime de bir kavanozcuk portakal reçeli almışım...Çok mu?

4. Annemin haşhaşlı çöreği ve kayınvalidemin portakal reçeli... Beni mutlu etmek için elele vermişler, sağolsunlar, çok başarılı bir çalışmaya imza atmışlar, ben de boş durmadım afiyetle yedim, dinimiz, amin...




Devamını Oku »

Türkün tv.la imtihanı


Televizyon hakimiyeti tamamen Duruşta. Bazen, okuldan gelince, çok sevdiği birşeyi izlesin diye, dayanamayarak teslim ediyorum kumandayı eline, bazen, yemek faslını biraz daha sorunsuz atlatabilmek için, karşısında yemesine izin veriyorum, hatta tv. karşısına ben hazırlıyorum yerini - ki o tabağı yine de tertemiz bitirilmiş, şööyle bir kalan ekmekle sünnetlenmiş bulamıyorum-, bazen çocukların sesini bastırır belki umuduyla, hadi biraz da çizgi film seyredin diye ben iteliyorum tv.a doğru -ki mevcut kakafoniyi ikiye katlayor sadece-, bazen Duruşun tehtitkar tavırlarına direnecek enerjiyi kendimde bulamadığım için, bazen koltukta 5dk kestirmeme, bi bulaşık makinası boşaltmama, çamaşır katlamama izin verirler zihniyetiyle, bazen... yani genelde tv. da çocuk kanalları açık ve ben artık tv. a karşı kısıtlı tv izletme konusunda hakimiyetimi tamamen kaybettiğimi kabul ediyorum...

Eğer ki, kumanda benim elime geçerse, yabancı yemek programlarına, ev yenilemecilere vs takılıyorum. Yerli versiyonlarına katlanamıyorum, çünkü yabancı kanallardakiler 20 dk.da bitiyor, bizimkiler 2.5 saatte bir salonu yenileyemiyor, aaazzzsonraları bitmiyor, bir de duygu sömürüsü,bir de taklitçilik...

Kek savaşları, var, akıllara zarar cupcakeler yapıyorlar, hastasıyım... 
Big citiy life, dünya metropollerinde yaşayan, işi mimarlık, iç mimari vs olan insanlar, kendi evlerini tanıtıyorlar, hepsi birbirinden ilginç evler tanıttılar bu güne kadar. Örnekse, Venedikte, kanalların üstünde, altı tamamen su ve kanal olan, evden   çıkıp kayıklarına binen insanların, o yüz yıllık evleri hala kullanılabilir halde tutmaları, içlerini farklı yorumlamaları çok taktire şayan, fevkaladenin... İstanbul bölümünü bekliyorum merakla.

Dr.Öz hayranıyım, biliyosun günlükçüm, 19'da hergün, takipteyim, tek düzenli izlemeye çalıştığım program, Duruşun tacizlerine rağmen. 20 dk. yine çok uzamıyor, hergün bu kadar çarpıcı konuları nasıl buluyorlar bilmiyorum ama bana göre çok eğlenceli, Duruş hiç hoşlanmıyor, alt yazılı olduğu için özellikle.

Yemek programlarını da seviyorum, farklı olduğu için belkide. Ama   çok taktir edemiyorum Amerikalıların yeme alışkanlıklarını, malum, market bağımlısı insanlar. Salata yaparken bile sadece poşetlenmiş otları açıp kaseye dolduruyorlar. Yıkanmış ve doğranmış. Bakliyatlar, konserve kutusundan, etler dondurucudan, kutular, kavanozlar... Her şeyleri çok abartı, çok büyük porsiyonlar, çizgi flm gibi kocaman etler, yiyeceklerin üst üste yığıldığı tabaklar, bir sürü sos ve mutlaka en son parmesan. Filmlerde de, kahfaltı sahnesi mutlaka mısır gevreği kutusuyla biter mesela, mısır görünce ağzını burnunu kapatıp kaçarak uzaklaşan biri olarak, acıyorum bu insanların haline, obeziteyle başı dertte çoğunun...

Tek uyuştuğumuz konu Duruşla, belgesel, Uzlaştığımız zamanlarda, 'ikimizin de istediği o zaman, ikimizin de istediğiiii' moduna geçiyoruz, belgesele bağlanıyoruz ama doğa belgeselleri de çok kısır be günlükçüm, bu aslanlar kaplanlar da olmasaydı ne çekecekti neyşınılcılar bilmiyorum. Aslaaannn pusuya yatıyooorrr, saf saf otlayan ceylanları kesmeye başlıyoooorrr,..... 

öperim koklarım okurum yazarım blogcum, çaya da beklerim....










Devamını Oku »

Pamuğu anmış oldum bak...

Datlumm ploğum benim, ya şimdi ben aman seni ihmal ettim, bi daha tövbee fln gönlünü aldım ama durum değişmedi galiba, biten aşk yeniden alevlenmiyor... Yine de arkadaş kalabiliriz, daha seyrek te olsa, görüşmeye devam edebiliriz diye düşünüyorum. 


Bu arada ben senee 2005 te bir blog açmıştım ama sonra yazı eklemek çok saçma gelmişti, boşluğa konuşur gibi,bu ne olm böle deyip bırakmıştım, Google mail attı, hatırlattı sağolsun. 5 tane post tan bu aşağıdakini paylaşmak isterim...Ama diğerleri de hoşuma gitti, uzun uzun yazmışım, niye bırakmışım ki peşini...Fotoğraftaki de, rahmetli kedim, Pamuk...




hayatımın erkeği:

kendisi filozoftur.














Bir diğer postta bu alttaki. Kafam karışmış ellaham ama sonra toplamışım kafamı herhal... Hiç değiştirmeden ekliyorum derhal...



.Uzun ve tembel bir ilişkinin ardından gelen evlilik oluyor,eğer çiftlerden ikisi de kendini hayatın akışına bırakmışsa. Bizde taktık sonunda evlenmeden önce sağ parmağa takılan yüzüğü. Düşünmeye başlayınca kafam karışıyor, rahatsız oluyorum ama sonra geçiyor, unutup hep bildiğim gibi yaşamaya devam ediyorum . Her şey normale dönüyor. Bazen parmağıma bakıyorum, bu halkayı kimbilir kaç yıl taşıycam , yine rahatsız etmeye başlıyor.
Galiba beni, istediğim zaman vazgeçemeyeceğim kararlar rahatsız ediyor.

Kız arkadaşlarıma bunları anlatmaktan hoşlanmıyorum. Onlar eşlerini ararken bunu yapmaktan çekiniyorum biraz. Okuduğum kitaplar yaşadıklarımla hep aynı dönemlere denk geliyor ya da ben öyle yorumluyorum bilmiyorum ama yine okuduğum son kitap beni yakaladı . İnsanı yoran seçenekler, hayatı zorlaştıran alternatifler… keşke yaşadıklarımızı programlayan bir makine olsa , bizde seçmek zorunda kalmasak. Buna benzer şeyler anlatıyor ya da ben öyle sanıyorum .










Devamını Oku »

Çalınmış Saatler...



Eğer şanslı günümdeysem, sessiz, sakin, yanlız sabah saatleri günün en kıymetlisi oluyor. Çok sık gerekli şartlar bir araya gelmiyor tabi, ender zamanlar onlar... Duruşun okul koşturmacası olmaz da anneanne ya da baba okula bırakırsa, Demir kendini aşar da uzun uzun uyursa, Ferhat erken çıkmış ama çıkarken Demiri de uyandırmamış olursa... Hemen mutfağa koşup kahfemi hazırlıyorum, pazar gününden kalma gazeteleri okuyorum, blogcum seninle buluşyorum ama en güzeli sessizlikte kafamı dinliyorum... 

Sessizlik gerçekten nimet ve benim yüksek sese hiç tahammülüm yok, muhtemelen hatırlayamadığım bir yaşlının fena ahını aldım ki, artık bende o lanetli cümleyi kuruyorum;
- susuuun çocuklaaaaarrrr bağırmayınnnn, kafam götürmüyooorr...

Daha önce bahsetmişimdir belki, evdeki çocuk sayısı klasik hesaplamalarla doğru sonuç vermiyor, mesela 1 +1 = 2 çocuk değil, daha fazlası. Bir araya geldiklerinde müthiş bir sinerji! çıkıyor meydana. Çünkü birbirlerinin yemek, uyku, oyun gibi ayarlanmış düzenlerini bozuyorlar, örneğin, ses olunca daha az uyuyor, daha keyifsiz oluyorlar , daha az yiyorlar gibi gibi... Ama bazen de çok güzel kaynaşıyorlar, tarifsiz fotoğraflar veriyorlar, hayranlıkla seyrediyorum, o da ayrı...

Bu günlük yakınmalar bu kadar... Oooopppppsss Demir uyandı, görüşürüüüüzzz...

Devamını Oku »

ISLAK MENDİL TEMİZLİĞİ - bir dudunun hatıra defteri-




Bazı icatlar, kullandıkça mucidine dua okutturur, 'toprağı bol olsun, ışıklar içinde uyusun (o da nası bi oksimorondur, aman bana bu duayı okumasınlar hiç hazzetmem uyurken ışık sızmasından bile...) dedirtir', hakikaten hayatı kolaylaştırır çünkü. Misal ıslak mendil...

Bebek popişi temizliğinde nasıl kullandığımı burda anlatmıştım, iki çocuğumda da bu yöntemi izledim. El-yüz temizliğinde kullanamıyorum, kendi ellerimi bile silmem, tenime değmesinden de hazzetmiyorum o ne idüğü belirsiz sıvının. Galiba bu nedenle bir türlü taşıma alışkanlığı da edinemedim. Çantama atmak hiç aklıma gelmez, çocuklara rağmen. Kii bu bir problem değil, mutlaka ihtiyaç hasıl olduğunda -otobüs, minibüs, sinema, tiyatro farketmez- anında bir yaprak ıslak mendil ikram eden bir teyze beliriverir. Hatta hiç tanımadığınız biri size ıslak mendil uzatırsa, şaşırmayın, alın, kullanın. 

Hele ev temizliği konusunda öyle geniş bir yelpazeye sahip ki, alışveriş listelerinin demirbaşı olması boşuna değil bu güzide icadın...

Aniden kapımı çaldı, çek bir yaprak, bir yüzüyle sehpanın tozunu, diğeriyle tv.un kirini pasını, temiz kalan köşesiyle de şööyle bir parkelerin üstünü siliver, aç kapıyı, misafirini buyur et! Halıya yağlı lekeler mi damladı, çıkaramadığı leke çeşidi yok, anneanne eli değmiş gibi, üç silmede leke kayboldu!

Dr.um programında izledim, yarıdan açtım kim bilmiyorum ama  konuya vakıf olduğunu sandığım, otorite gibi duran biri anlatıyordu; ıslak mendille kullan-at temizliği aslında su ve enerji tasarrufu sağlıyormuş. Malum su çok kıymetli. Pek te mantıklı gelmedi sanki ama??? Amaaann nebileyimmmnebileyimmm...

Not : hepimizde var dimi şu hastalık; mutfakta işi bitince iki yaprak kağıt havlu koparıp elini kurularsın amaaa buruşturup atmazsın bi te tezgahın, masanın üstünü silersin, öyle atarsın... var dimiiii :)))






Devamını Oku »

Herşeyin bir çöpçüsü varmış...

 Hep aklımda olan bir şey vardı, kahfe fincanı koleksiyonu yapmak... Bir kaç çift kutuya kaldırıp unutmuştum. Bir gün kayınvalidemin salonunda aynanın önünde, üstüste toparlanıp bırakılmış birkaç fincan ve tabak çanak gördüm, fincanlar çok güzeldi, ve değişik modellerde sadece birer tabak ve fincan kalmıştı. Yani tam da benim sevdiğim gibi :) Neden ortaya çıkardığını sordum, atılacakları ayırdım dedi :) Tam da benim sevdiğim gibi... Birazcık çekinerek almak istediğimi söyledim, 'herşeyin bir çöpçüsü vardır! dedi, Elime geçerse yine ayırırım sana diye de söz verdi. Çok hoş, eski, ince porselen,ki tam da benim....ayynen.
 En sevdiğim parça, mütevazi koleksiyonumun da gözdesi olan, fotoğrafın ortasındaki bebek. 

 Dama desenli olanı Nergizcim, Turuncu çizgili olanı Medinecim getirmişti. Daha klasik görünenler, anlattığım gibi katıldı aramıza. Kalanını ben aldım ama, asıl istediğim, eskici dükkanlarını gezmek. O da beklemede... Aslında görüştüğüm insanlardan da ,son kalan tabak - fincanı bana ayırmalarını istemek te geliyor aklıma ama hep çekinip vazgeçiyorum.  Neyse burdan söylemiş oldum :)
Bu mutlu çift te,fincanları sakladığım kutuyu açınca elime geçti, bir de anısı var;
Levent'in düğününe gidecektik, Demire hamileliğimin son haftalarındaydı, o yüzden Duruşu almadık yanımıza. Evden çıkarken içim rahat etmedi, 
-istediğin birşey var mı? gelirken alayım, dedim
-gelin bebek. dedi. Giderken oyuncakçılara uğradık ama bilen bilir, artık oyuncakçılarda reklamları dönen oyuncaklardan başka pek birşey bulunmuyor. Öyle Oyuncak müzesi tadında değiller yani. Gelin bebek te pek popüler değil herhalde, hiçbirinde bulamadık. Sonra yemekte Ferhat pastanın üstünden bu porselen bibloyu alıp getirdi, eve döndüğümüzde Duruş uyumuştu, avucuna yerleştirdim bibloyu, sabah baktım uyanmamıştı, bibloyu da hala sıkı sıkı tutuyordu avucunda. Uyanınca şaşkın bir yüz ifadesiyle indi salona, güldürdü bizi...

İşte böyle günlükçüm, senin de yeni yılını kutlarım, 2013 te daha sık görüşmeyi dilerim...

Devamını Oku »

Mevsimi geldi,başladık kutlamaya...

Tatlı Durum 5'i devirdi, okulda arkadaşlarıyla kutladık. Akşam da evde toplandık. Geleneksel kutlamamızı yaptık. Hiç bu kadar yorulduğumu hatırlamıyorum, bacaklarımı sürükleyerek bitirdim günü. İki hafta sonra Demirciğimizin bebeklikten çocuk olmaya terfi edişini kutladık. İlk yaş günümüz vardı ama bende de hiç enerji yoktu. Evde olmak ta istemedim. Aslında bir tek ben istemedim. 

Babamız 
-pastamızı alır evde rahat rahat yeriz içeriz! dedi. Annem hemen destekledi,
-ben bi ıspanaklı börek yaparım! diye başladı, ki devamını biliyorum ben, börekle başlar, 12 çeşide kadar çıkar, ben de kendimi mutfakta bulurum devamında.  
- Size afiyet olsun, ben gelmiyorum! dedim, resti çektim bende... Sonraaa, akşam dışarda buluştuk hepimiz heheeee :)
Duruşun yaş günleri için hep fazlaca stres yapıp, çokça iş çıkardım kendime, ilk heves ya... Son yıllarda da en az ikişer kere kutladık. Ama fotoğraflara bakıyorum, çok az yanyana gelebilmişiz, onlarda da yüzümde yorgun bir ifade var. Hatta bu sene mum üflerken bile doğru dürüst fotoğraf çekememişiz koşturmaktan. Bu sefer  sakin bir törencik yapmak ve oturup pastamı yemek istedim, ''oy tombulum tombulum ablana çifte doğumgünü yaptım yorgunum'' dedim, Oğluşum da anladı beni, güldü yine :) Akşam da çok mutlu bir hali vardı, garsonların kucağından inmedi. 

Wallahi güzelmiş,bundan sonra böyle, yemeğe çıkalım, pastaneye gidelim, dönelim derlitoplu tertemiz evimize...İyi böyle. 
Garib anam, yağuşuklum, datlum...



Not: sana yazacağım ve seni yeneceğim günlükçüğüm demiştim dimi!!!

Devamını Oku »

Affet beni...



      Blogcum biliyorum ihmal ettim biraz... Tamam çok ihmal ettim biliyorummmmm... Ama bi sor niye? Elektirikler kesilmedi ama wallahi internetimiz bağlanamadı bir türlü... 

      Gerçi kafamda çok yazdım sana ama yüklerken sorun oluştu... Telefondan yazılmıyor bilemiyorum neden...
      Bi kere de kaada ay çok pardon kağıda yazdım, hatta başına da küçük bir resim çizdim, görsel de önemli çünkü, çok saçma geldi,   -anlaşılamayan bir yazar- tadında buruşturup attım ve bir müddet gözlerimi uzaklara dikip baktım...
      Söz uçtu,yazı kalmadı özetle...
Kendimi affettirebilirmiyim bilmiyorum ama artık mazeretim de kalmadığına göre, bu hafta her gün bir post eklemeyi düşünüyorum, ne dersin? Belki o eski güzel günlerimize geri dönebiliriz seninle? Bir zamanlar yakındık, hatırlarsın... Hımm ne dersin blogcum? Hadi hadiiii :))))
     Ayrıca nerden çıkarıyosun başkaları olduğunu anlayamıyorum bazen seni... İnstagramla wallahi ve tillahi sadece arkadaşız, sen kendini onlarla niye kıyaslıyosun, lütfen. Lüttfen!



İşte böyle günlükçüğüm, günleeer günlerin ardındaan... seni unutmak mecburiyetindeydim ... Bir geçerli mazeret de bu buçukluklar. İnternetim olsaydı da çok farklı olamazdı malesef, bili geyts seni inandırsın, mark zukerberg satın alsın, hiç enerji bırakmıyorlar. 
Hiç bişey değilde, sürekli oyuncak toplamak bitirdi beni yaf!!! Dağılmış puzzleları tamamla, renkli halkaları üstüste koy, vakit kaybetmeden doğru şekilleri doğru delikten geçir, hemen küpleri üst üste diz, sonraki levela atla, Duruşun kitaplarını diz, çabucak boyalarını topla...Sonra arkanı döner dönmez bozsunlar yaptıklarını...Wallahi zeka puanım düştü, günde 5 kere aynı oyuncakları toplamaktan, ben daha çok oynuyormuşum gibi hissediyorum artık... 
Neyse geç oldu, yarın devam ederiz günlükçüm, şişşşh :) 



Devamını Oku »

Giderli 6


KARDEŞİM BENİM


Duruşla Demirin arasında 5 yaş var. Tam iki  hafta var yaş günleri arasında. Demir de ilk yaşını doldurmak üzere. Bebeklerin en tatlı dönemleridir, her şeyi yarım yamalak yapabildiği zamanlar.  Demirtoşum da bu aralar paytak paytak yürümeye çalışıyor, karşılıklı oturuyoruz,  altın topumuzu birbirimize gönderip eğleniyoruz, gerçekten çok sevimli bu halleri ve evde müthiş bir enerji demek çocuklar…

Biz bazen fazlaca kendimizi kaptırıp oyuna dalarken, bir çift göz de bizi izliyor, kaygı ve endişe içinde. Sahne zaptedilmiş, büyükler başka bir oyuncak bulmuş, başka bir bebeği sever olmuş, anne baba zaten kölesi, anneanne babaanne kucağından düşürmüyor, gelen misafir önce onu soruyor, bir de ellerinde kamera, marifet gibi her yaptığını kaydediyorlar…

Düşününce çok büyük bir stres kaynağı aslında. Yetişkin olarak aynı şeyleri yaşasam, zemin ayaklarımın altında parçalanıyormuş  gibi hissederdim herhalde… Aynı durumda bizler ne yapadık? 
***Daha fazla öne çıkmaya çabalar ve sonunda daha çok gözden düşebilirdik…
***Giderek daha agresif tavırlar sergileyebilir,  sürekli çatışma içinde olabilirdik...
*** Rakibimizi seviyor ve takdir ediyor gibi görünüp çaktırmadan onun sahne hayatını bitirmeye yönelik teşebbüsler içinde olabilirdik…
***Ondan kurtuluş olmadığına kanaat getirip, onun gibi olmaya çalışabilirdik, muhtemelen de bizim üzerimizde itici olurdu, eleştiriliyor olurduk, çocuk gibi davranmamamız yönünde…
*** Bazı fazla titizlenilen ev içi kurallar konusunu kullanabilirdik… Mesela  aç kalmadan sanki yemek yemiyormuş gibi davranabilir, saatinde uymayı reddedebilir,  özetle denilenin tersini yapmakta ısrarcı olabilirdik… Ki bu da işe yaramazdı, üstelik hane halkının bize karşı daha tepkisel olmasına da neden olurdu…

Bizim evin halleri de uzun zamandır böyle… Şu anda empatinin dibine vurmama rağmen çok zorlanıyorum. Bunların farkında olmam da çoğunlukla durumu değiştirmiyor, Duruş beni zorluyor, benim beynime doğru sıcak sıvılar yükseliyor, bağırmaya başlıyorum,  Duru da mutsuz ve üzgün halde bir süreliğine kabuğuna çekiliyor. Daha önce göz göze geldiysek, gözlerinden anlayabiliyorum  çok kırıldığını, bende kendime kızmaya içimden küfür etmeye başlıyorum, bir de vicdan azabı biniyor üstüne…

Bir kardeşi olmalı mutlaka diye düşünüyordum, aslında hala öyle düşünüyorum, Demir duymasın, dünyaya geliş sebebi, ablasının kardeşi olmak. Bunlar da arka arkaya gelince, bir kardeş verip, çocukluğunun en tatlı zamanlarını mı elinden aldık bilmiyorum... 

Ama bizim ev de Demirtoşla tamamlandı günlükçüm. Eksik varmış kadroda, o da gelmiş, herkes yerine yerleşmiş gibi ev şimdi...Uuuu datlummm benim...Datlularım benimmmm...

 Not: üstteki resmi, Duruş kendine göre tamamlamış, ailemizi çizmiş. Demir nerde diye sordum, 'o anneannemde kalmak istemiş! dedi...








Devamını Oku »

Hepimizin bayramı...

Dün akşam caddede coşkulu ve neşeli  kalabalıklar vardı, kırmızı bir insan seli aktı, çocuklar bayrak sallayarak dolaştılar, zorlama değil, içinden geldiği için şevkle yürüdü insanlar... Gider yapmak istemiyorum, büyüsü bozulmasın, hepimizin bayramı, Cumhuriyet bayramımız... 

Zorunlu bir değişime uğradı sırma saçlarımız...Sabahın 7'sinde  hiç çekilmiyordu o sırmalar wallahi günlükçüm.  Anneannesiyle kestirip fönletip süpriz yaptılar bana, bayıldım bende...

Kurban bayramımızı da kutladık, etimizi yedik kutsadık, kavurmamızı depoladık, üç mum yaktık, seyrine baktık günlükçüm... Daha yazardım ama canım istemiyo şimdi... uğrarım gene... kendine ii dawranıosun taammııı!!!

Devamını Oku »

Günlük değil,aylık...


Günlükçüm,görüşmeyeli nelerrr neler oldu, bilsen...Walla çok dedikodu birikti. Kaynatırız bi ara. Bizim çocuklaaarr işte büyüyolar ...Demirin alt iki dişi çıktı, emekliyor tutunarak geziyor. Duruş anaokuluna başladı. İki yıl kreşten sonra bayaa baya okul gibi geldi bize. Tabi ilk gün çok ağladı, tepindi hatta ama çok sürmedi, şimdi de çok seviyor. Özellikle de öğlene kadar olmasından memnun. Öğretmenini de sevdi ama eeen çok ta saçlarını sevdi, biz de saç değil peruk olduğunu söyleyemedik :(

Okulda mutlu ama evde bir süredir keyifsiz, tatsız ve huysuzzzzz!!! Duruyu biliyosun... Tam tersini hayal et. Sabırları zorlayan , kendini de hane halkını da yıpratan halve tavırlar içinde bir süredir...Eski tatlı Duruşumu özledim bennnn...

Ders çalışıyormuş ya da kopya hazırlıyormuşcasına ciddi takılan Duruş, aslında sadece masasını karalıyor ama altta gürbüz çok mutlu. Sonuçta neden mutlu olmasın ki, hayat çok acayip.. kuşlar falan...



Emelciimin çabalarıyla Tarkan konserine gittik bi aralar. Eğer şimdiye kadar izlediklerimiz konser idiyse peki ya bu neydi o vakit? diye düşünmeden edemedim doğrusu. Ateşidir, suyudur, dansıdır showudur, her şey çok güzeldi, çok eğlendirdi ve eğlendi, merdivenler dahil tıklım tıklım doluydu Harbiye. Sonuna kadar ayaktaydık, ben bir ara sıranın üstünde zıplıyordum ki, arkadaki teyze (evet evet baya bi teyzeydi) sırtıma pıtpıt yaptı, göremiyormuş, bence sende zıplamalıydın teyzecimmmm :) Seneye de gidiyoruz dimi ekippp???


Mehmet'le Gülay'ın nişanına gittik. Zonguldak'a. Aynı gün içinde gidip döndük. Çok zor olur çocuklarla sanmıştım ama akrabalarla ve tanıdıklarla dolu bir ortamda gürbüz kucaktan kucağa gezdi, Duruş Ahmetle, Betülle bahçede oynadı, çok zorlamadılar bizi. Zonguldak ta çok güzeldi, nişanlılar da..
Mutluluklaaaar...





Devamını Oku »