yaaa işte böyle günlük...

yılsonu 212
Annemle Halime teyze kendilerini 3. kankalarının kızının düğününe götürtmek için beni kurban seçtiler. Annem gece trafiğe çıkmaya cesaret edemedi. Ana kız saçlarımızı da kestirdik, hafifledik, ne rahatmış... Duru tararken ağlamıyor, saçları dolaşmıyor, ben sıcakta o aslan yelesini taşımıyorum... Duruşun buklelerini aldım, saklıyorum.
yılsonu 260
Bulantılarım bitti, ağzımdaki pas tadı da nihayet bulmak üzere. 49'a düşmüştüm ama toparladım kendimi bir- iki kilo aldım ya da almadım emin değilim, değişiyor her tartıda, ama sanırım hızla kilo alma dönemine giriyorum, kendimide medyaya kapatıyorum bu da son fotoğrafım olur herhalde pampişlerim :)))))))
5. ayımdayım, 2 numara erkekmiş, üç çocuğu daha büyütebilecek kapasitedeki elbise stoğumuz ölü yatırıma dönüştü, dağıtıyorum hamişlere. Erkek çocuk fikrine alıştım sayılır, özellikle göbüşümün içinde başlayan kıpırdanmaların buna direkt bir etkisi oldu, geçen hafta avuç içime ilk uçan tekmeyi savurarak merhaba demesi bir neşe kaynağı oldu bana, hünkarımız, 'şehzade geliyor' haberiyle bahtiyar, üçlü testimiz sorunsuz , mutluyuz, özellikle bulantı faslının bitmesiyle açılan gözlerim hayata olumlu bakmaya başladı...
yılsonu 228
Haziran çiçekleri part 2. geçen sene kaçırdık, zaten kısa bir süre kalıyor çiçekler, herkes bir tarafa gitmişti, bu sene de vişneler dallarda bekliyor, gidip toplayamıyoruz... Duruş 10 gündür anneannesiyle Amasya'da. Benim anneannememdeler. Duruş çok mesut, bahçede oynuyor, meyve topluyor, yanakları kolları kararmış, Asya yı da bırakmışlar, arkadaş ta olunca yanında, bizimle tel.da konuşmaktan bile sıkılıyor, özet geçip bahçeye kaçıyor. Ağır geçirdiğimiz hastalığımızı atlattık, orda daha da iştahlıymış, rüyamda çok tombiş bir kız olarak geldiğini gördüm , bastırılmış özlemler :) Dönünce yaz okuluna başlıyacak minnoşum. Çok özledikkkkkkk!!
yılsonu 218
Haziranda bloğumuzda 2. senemiz dolmuş, 3 ten gün almışız, bunu da atlamışız, zaten ben özel günleri hatırlamak konusunda başarılı değilim, evlilik yıldönümümü de aylar sonra hatırlarım, sen üstüne alınma günlükçüm :)
yılsonu 007
DuruşDuruş yılsonu gösterisinde, hasta dönemindeydi, nazlıydı, yarısına iştirak etti, yarısına çıkmadı. Bu kadarıda çok güzeldi... Sırma saçları kesilmeden önce :)
yılsonu 039
yılsonu 028

Devamını Oku »

Maymun Kimin...

Baba kız bi takım sahte mtluluk pozları verdiler. Kameralara oynadılar.
Maymun kimin triplere girdiler. Nispetçilik yaptılar.
Erikler o kadar ekşiydi ki, bütün havaları söndü! Buruştu ağız göz, iyice maymun kimin oldular, ooohhhhhh!!!!
Duta saldırdılar, bir nebze ağız tatlanır umuduyla.
Bakarmısın günlük şu sevimliliğe(!)

Devamını Oku »

Bir Hastalığın Seyri...



Bu sene bizim hastalık senemizdi. İlk okul yılımız olduğundan, bağışıklık sistemimizin zayıflığından, Virüs ve bakteri dostu ılıman bir kış geçirdiğimizden...
Doktora gitiiğimizde karşılaştığımız hep aynı kalıp tedavi;
-boğazları kızarmış, auğmentin, ateşi çıkarsa 3-4 saat arayla pedifen
-antibiyotik kullanmasak....
-olmaz
-peki :(
Üç gün süren, çok az yemek, bol ilaçlı istirahat, süzülmüş bir çocuk, küçülen suratıyla, iyileştirilip okula gönderilir, tekrar virüs kapar, hiç bir salgın es geçilmez, bu döngü böyle devam eder...

Son zamanlarda bir de öksürük yapıştı yakamıza. Son zamanlarda gittiğim dr.lara da ısrarla öksürüğünü dinletmeye çalıştım ama viral enf. sonucu, geniz akıntısı öksürüğe neden oluyor yanıtını aldım, aynı kalıp tedaviyle , aynı reçeteyle döndük eve.

Öksürük geçmedi. Balgam başladı. Birkaç hafta önce Duruşun beni iyi duymadığını farkettim, aslında anlamadan önce biraz sinir bile yaptım, '
beni hiç dinlemiyor artık, arkasından söyleniyorum, cevap vermiyor artık' diye, uzayınca bu durum, anladım can sıkıcı gerçeği. Ferhatla deneme yaptık, arkasından kısık sesle konuşarak, Duymuyor! Dehşetle, işitme merkezine koştuk, test yapıldı ama net olarak sonuç vermedi. Yetişkinlerdeki gibi kolay algılayamadı odyometri cihazı. İyi bir dr. önerdiler, ona koştuk. Kulakta bir sıvı biriktiğini, yine viral enf. sonucu olduğunu, yine antibiyotik kullanmamız gerektiğini söyledi. Bir haftalık tedaviden sonra tekrar gittik, kulaktaki sorun halloluyordu ama duruşun ateşi çıkmaya başlamıştı ve bu güne kadar hep yaşadığımız gibi, ben en az üç gün sürüp bizi yine solduracağından emindim. Öyle de oldu, öksürük daha da arttı. Aynı dr, bizi devlet hastanesine yönlendirdi. Ona gittik, akciğer filmi çekildi, kan testleri yapıldı.
Sonuç: bronşit ve zatürre başlangıcı. Testleri almaya gittiğimde artık o kadar gerilmiştim ki, dr. sonucu söylediğinde höykürerek ağlamaya başladım. Beni sakinleştirip neden bu kadar abarttığımı anlamadığını söyledi kadıncağız. Çok gergindim, amacının ne olduğunu çözemediğim hormonlarım beni dengesiz yaptı fln. dedim. Bu sefer 11 tane iğne verdi. Çok zor geçti iğne süreci, gözlerinden damla damla yaşlar süzülerek, annem, ben ve iki hemşireyle üstüne abanıp sabit tutmaya çalışarak bitirdik dün gece. Hatta dün gece son iğne şerefine babasıyla saat 11 de hamburger,patates ve sos dolu çantayla döndüler eve, kutlama yapıcakmışız :)

Duruşum şu an iyi. öksürük etkisini kaybetmek üzere, yine kontrolümüz var. İştah çok daha azaldı. Ama açılıyor. Ben çok üzüldüm, çok suçladım kendimi, okula gitmeseydi, ben çalışmasaydım, dahamı iyi olurdu,? öksürüğünü ciddiye almayan dr. lar beni neden ikna etti, üstüne gitmedim? bulantımın, halsizliğimin arasında ihmal mi ettim, şimdiden ihmal ediyorsam hep böylemi devam edecek? İyi bakamadım mı, bakamıyormuyum? vs....
Bir de her hastalıkta koştuğumuz özel hastaneler ve sonucu devlet hastanesinde alabilmemiz...

Devamını Oku »

Gezelim Görelim

Kopyası 14062011193
Merkeplerle çok tırtıllı bi yere gittik. Bu taraflarda bi köy. Ballıkaya.
Kopyası 14062011198
IMG_4020
IMG_4028
IMG_4017

Devamını Oku »

İlk karma sergimiz!!!





İşte minnoşumun okul bahçesindeki ilk karma sergisi...Sanatçılar çok özgün eserler çıkarmışlar. Dışavurumcu bir duygusallık, modernizm etkileri ama en çok ta minimalizmin sadeliği... Toplumun bunlara ihtiyacı var...

Yanlız benim minik sanat ışığım, o gün de sanatçı duygusallığının etkisinde, huysuz, mızmız ve sinirliydi. Aslında sabah çok heyecanlıydı ama öğle uykusunu atlayınca, çok rüzgarlı, hafif yağışlı hava yüzünden yeni elbisesini istediği gibi 'cıpcak' giyemeyince, sergide de yüksek volüm müzik kalabalıkla birleşince eteklerime yapışıp kafasını kaldırmayan, bir güzel fotoğrağını çektirmeyen, star kaprislerinden geçilmeyen bir çocuğa dönüştü. Yağmurda hızlanınca erkenden terkettik zaten. Çerçelevettiğimiz ebru asılırken düşüp parçalanmış, bize süpriz olarak hazırladıkları fotoğraf ve çerçevesi verniklenirken bozulup çamur gibi bişey olmuş ve bu terslikler sadece bizim eserlerimizin başına gelmiş :(

Sonra Bahar'a geçtik. Tülayda vardı. Baharın eşi maçta aşil tendomunu koparmış, toparlanıp hastaneye koştuk. Ameliyat öncesi oturduk yanında biraz. Çocuklar en çok hastane odasında eğlendi. Kendi hallerinde kikirdeyip durdular...

Devamını Oku »

Sizin için seçtiklerim, kendimi feda ettiklerim...


Hani bir 'sofinin dünyası' dönemi vardı, benim lise son zamanlarımda başlamıştı. İnsanlar toplu taşıma araçlarında kapağı dışa dönük olarak taşımayı severdi bu kitabı. Bana göre jostein gaarder'ın en iyisi 'sirk müdürünün kızı' Portakal Kız' ı da onun kadar güzeldir umuduyla istemiştim, o kadar değil ama güzel. Hastalığını ve öleceğini bilen doktor baba, oğluna yetişkin olduğunda eline geçecek bir mektup bırakıyor ve bir soru soruyor;
"eğer sana seçme şansı verseler kısacık hayatın ardından öleceğini bile bile yaşamayı kabul eder miydin?"
işte böyle...

Bu iki film benim gerilime olan kaybolmuş inancımı geri getirdi. Ya da ben çok ara vermiştim, tatlı geldi. Bilhassa the resident baya bayaaa ürküttü beni. J.Bardeme benzeyen psikopatta gayet psikopattı yani...

Devamını Oku »

Nostalji


İşte kolonyaya benzemeyen kolonyalar...

Devamını Oku »

Sonunda Uçurabildikkkkkk!!!!

tayakadın
Hafta sonu Duruş hem uçurmasını uçurdu, -çok hevesleniyordu- hem de kamp özlemini giderdi. Kaayunun ailesi kadar uzmanı olamasakta bi ateş yandı, çocuklar başına toplandı, bir dağ bayır tırmanıldı, köpek sevildi, bahçede kahfaltı yapıldı. Tam olarak Kaayuda gördüklerine benzemedi belki ama yakın zamanda denize yakın bir yerde gerçekten çadır kurup kamp deneyimini de yaşamak ve yaşatmak istiyorum Duruya.
tayakadın 105
tayakadın 032
tayakadın 082
tayakadın 038
Baharcım nasıl olmuş fotolar :) Tekrar teşekkür ederimmmmm:)

Devamını Oku »

hala bilmiyorum...



Eskiden, ben çocukken, büyük cam şişede kola vardı galiba 1.5lt, depozitoluydu. Misafir gelince alınırdı. Tadı dahamı güzeldi, banamı öyle geliyordu, bilmiyorum...

Ketçap ilk çıktığında yine cam şişedeydi, azaldığı zaman dibine sert ve kararlı yumruklar vurmak gerekirdi dökebilmek için, daha mı güzeldi, öylemi hatırlıyorum, bilmiyorum...

'Kavuniçi' diye bir renk vardı boya kalemlerinin içinde, nereye kayboldu, bilmiyorum...

'Okul önlerinde hap vs satılıyormuş' diye bir söylenti yoktu, ama bir 'toz' bağımlılığı vardı, bakkalda satılırdı, şeffaf poşette. Leblebi tozu. Ne zevk alırdık, bilmiyorum...

'Alacakaranlık' modasına uzun yıllar vardı, ama yine mahalle bakkalımızdan temin ettiğimiz vampir dişliklerimiz vardı. Beyaz, plastik. Kim ne amaçla icat etti, bilmiyorum...

Lastik atlar, formumuzu korurduk. Ama illa ki Alman lastiği. Yani bir lastik oyunu icat etmişliğimizde mi yoktu, onudamı daha ucuza geliyor diye ithal etmiştik, bilmiyorum...

Misafirlikte annemin gösterdiği yere oturur, 'yok o çay içmez' dediği zaman, çay isteyemez, yaramazlık yapmayı aklımdan geçirdiğimde bie annemle göz göze gelir ve yapmamam gerektiğini gözünden anlardım. Anlardık yani topluca. Folik asit eksikliğimiydi, bilmiyorum...

Annem minik havlu şort giydiridi, köşesinde çapraz raket logosu vardı, uyumlu renkte bez ayakkabılarım vardı ve annem saçıma da aynı rekte örgü ipten bi bant takardı. Kendimi çok güzel hissederdim. 80.li yıllar :(

Sizin bilmedikleriniz varmı, arada bir aklınıza gelen?

Devamını Oku »

bi kötü bi iyi...


Cuma günü prensesimin okulundan aradılar, (zaten okulun numarasını telefonda ne zaman görsem 'kötü birşey oldu' hissiyatı kaplıyor her yanımı) Duruş suratını kapıya çarpmış, yani anladığımız kadarıyla koşarak kapının köşesine dalmış. Alnında şiş bir morluk, dudağı yarılmış, yüzünde boydan boya bir çizik. Dr. a gittik hemen, çene filmi çekildi, kötü bişeyimiz yokmuş, iki dişimiz daha geliyormuş. Dr. gözünün ve burnunun morarabileceğini söyledi ama Duru çabuk toparladı çok hafif bir morluğu var, o da hızla iyileşiyor. Yine de yüzüne baktığımda üzülüyorum, ne kadar çocukluğumdaki vukuatlarımı, hep kabuklu, kanamış dizlerimi hatırlasamda...

Bulantılarım önemli ölçüde azaldı. Kendimi lama gibi hissettiren aşırı tükürük salgısı normale döndü, sadece sürekli bulantı hissi yüzünden şekerlere bağımlı bir hayat tarzını benimsedim, kahfeli misbonsuz yaşayamaz hale geldim. Bu illetten de kurtulduğum zaman tamamen normale döneceğim herhalde.

Devamını Oku »

Eses 2011



Haftasonu Eskişehirdeydik. Bahanesi pilav günü yine. Son gün Ferhat faranjit olmuş, ant. iğne oluyor, bende bulantı tavan yapmış, Duruş nazlı ve iştahsız, gidip gitmeme konusunda bi türlü karar veremiyoruz. Gitmek istiyorum , kalkıp hazırlanmam gerek ama öyle halsizimki, bunu düşünürken yine uykuya dalıyorum. Sonunda birkaç saat daha uyudum, valizimizi hazırlayalım, Duruyu bırakmak için anneme geçelim, ertesi sabah iyi hissedersek yola çıkalım dedik. Ertesi sabah güneş vardı, iyi gibiydik, çıktık erkenden, yolda toplaştık, maşukiyeye uğradık kahfaltı için. Cansu diye bir yer var, hep gittiğimiz. Her sene biraz daha kalabalıklaşsa da vazgeçemiyoruz. Kahfaltı güzeldi. Yol korktuğum gibi geçmedi. Acil durum poşetlerim yanımdaydı ama gerek kalmadı. Hep söylerim; gezmek her derde deva diye...
Duruşla konuştum gitmeden,
-Biz Eskişehir'e gidiyoruz, ayşelerle, sende anneannende kalırsın olurmu, dedim
-İşinizmi var? dedi
-Hayır gezicez, bir gece kalıp dönücez, dedim
-Bende gelebilirmiyim? dedi
-Çocuklar gelemiyor tatlım, dedim
-Park varmı orda? dedi
-Sanmıyorum, dedim, bu kısımda bir miktar yalana başvurdum istemeden, dönüp tv. izlemeye devam etti. Hiç ağlamadı bugüne kadar arkamızdan. Anneannesiyle iyi vakit geçirdiği için tabi.

Yollar sarı çiçeklerin arasına konumlanmış gelincik tarlalarıyla doluydu, onlara dalamadık ama yol kenarındakilerle hatıra fotoğrafı da çektirmeden geçmedik yanlarından.

Çiğ börek krizlerine girdik. Hep kalabalık burası, tabureler için sıra bekledik, yedik rahatladık. Evde yaptığımız kıymalı hamur kızartması.



Bir güneş açtı, bir deli gibi yağmur yağdı. Hava çok serindi, ama Eskişehir çok güzeldi. Sokak festivali vardı, Porsuk üzerinde platform oluşturmuşlar dubalarla, üstünde sürekli sokak konserleri veriliyor, köprüler seyredenlerle dolu, cıvıl cıvıl, dinamik... Kendimi çok daha genç hissediyorum her gittiğimde.

Bir güzel İlhan İrem şarkısı der ki;

Yemyeşil bir deniz senin gözlerin
Ne bir sandal ne bir ada
Ne bir sahil var boğuluyorum, boğuluyorum

Öğrenciyken bazen aklıma gelir mırıldanırdım, deniz kıyısı özlemiydi belki, İstanbul ya da... Ama artık Eskişehirin, denizide var, sahili de var, gondolu da... Yılmaz Büyükerşen'i var özetle...

Pazar günü hava daha güzeldi. Okulda vakit geçirdik, çok farklı bişey yapmadık aslında, okul turu, fotoğraf, eski günler...Her şekilde keyifli...Geçen seneki gibi. Seneye bakalım hangimiz gelebileceğiz, neler değişmiş olacak...






Dönüşte yine bir Pamukova İlhanTan Tesisleri klasiği. Çok oyalandık, Durucuk 11'e kadar bekledi bizi. sevimli pandam yine de neşeliydi.

Devamını Oku »

ay ken singarengooooo....





Tatlı Duruşumun ingilizce gösterisi vardı ve geçen hafta sonundaydı, ben ancak ekleyebildim resimlerini. Kankası Elifnaz'la birlikte ı ken singarengooo (ı can see the rainbow:)) şarkısını söylediler civcivler, popişleri sallayıp selam verdiler. Gösterinin sonunda da bizlere de çiçekler verip anneler günümüzü kutladılar, bize güzel bir gün yaşattılar. Şimdi yılsonu gösterimize hazırlanıyoruz, şov mast go on değilmi günlük :)

Devamını Oku »

Anadolunun Kayıp Şarkıları



NEZİH Ünen çok güzel bir belgesel hazırlamış. Bayıldım ben. Şarkılar dönüyor sürekli kafamda, anlatanlar da öyle. Bu videoda karadenizli teyzelerin söylediği bir türkü var, sonuna kadar izleyin çok neşeli...

Devamını Oku »

Patik Hanım...


Durudan önce Patik kızım vardı evde. Çok güzel , hanım efendi bir kediydi. Sonra birden evin içinde bağırarak gezmeye başladı. Gece sabaha kadar evin içinde tiz seslerle uluyarak dolaştı. İçindeki saat çiftleşme zamanının geldiğini söylüyordu ama Patik ne yapacağını da bilmiyordu muhtemelen. Kısırlaştırmayı önerdi veteriner, kesin çözüm olarak. Benim içime sinmiyordu, en azından bir kez anne olma deneyimini bile yaşamadan bu hakkı bir canlının elinden almak, onun evde bir saksı bitkisi gibi oturmasını istemek en hafif tabirle bencillik olurdu.

Sonunda anneme götürüp özgür bırakmaya karar verdim. Bahçeye fırlar gibi koştu ve tam 5 gün ortadan kayboldu. Birkaç gün geçince çok endişelendim, komşular ve annem artık gelmez dediler ama ben
-biliyorum gelicek! diye kendimden ve kedimden emin konuştum ki hiç adamı değilimdir, kararlı duruşların. Ferhat, gel aramaya çıkalım dedi, fazla somurtunca, birkaç kere gece mahalleyi adını seslenerek dolaştık, bulamadık. Sonunda 5. günün sabahı kalktık, babam hastanede yatıyordu, annem onun yanında kalacaktı birkaç gün, biz evimize dönecektik ve eve dönse de onu içeri alacak kimse olmayacaktı. Bende umutsuzdum artık. Kalkıp perdeyi açtım, camın önünde bana bakıyordu. Çok zayıflamıştı, kirlenmişti, yüzü kamuflaj yapmış gibi koyu renk tozlarla kaplıydı ama gelmişti. Hemen kaptım, eve dönünce yıkadım kuruttum, çok iştahlıydı topladı kendini. Nerelerde neler yaşadı bilemiyorum ama iki ay sonra iki tane yavrusu oldu. Biri sarı, diğeri beyaz. Belki babaları farklı bile olabilirmiş, kedilerde böyle bir kabiliyet mevcut, aynı seferde birkaç babanın çocuğunu doğurabiliyorlarmış. Neyse bizde olmadığı daha iyi, gereksiz bir kabiliyet.

Patik hanım, sabaha karşı doğurdu yavrularını, ne yapacağını biliyordu, biz sessizce izledik sadece. O sırada bende Duruya hamileydim, hem hoşuma gitmişti, hem çok midem bulanmıştı. Galiba benim hamileliklerim bütün olarak mide bulantısından ibaret bir keyifsizlik hali zaten. Patik hanım çok iyi bir anneydi. Doğadaki hemen hemen bütün anneler gibi. Erkek kedilerse tam tersidir. görevlerinin mümkün olduğunca çok dişiyi mart ayı boyunca dölleyip bir daha geriye dönüp bakmamak üzerine programlıdırlar. Dişilerse acıksalarda yavruların yanından ayrılmazlar, başka erkek kediler gelip yavruları yiyebilir, zarar verebilir diye. Annesiz yavruları kendi çocukları arasına katıp emzirirler, yalayıp temizlerler, onlara hayatta kalmayı, avlanmayı, savaş oyunlarıyla öğretirler. Yine de pek az yavru yaşamayı başarır. Ya ezilirler, ya da gençlik hastalığına yakalanırlar, önce iştahları kaybolur, sonra ölürler. Bu durumu senede iki kere annemin arka bahçesinde gözlemlediğimiz için sanırım hissizleştim artık.

Patikte iyi bir anneydi demek istiyorum, gerçi yedikleri önlerinde, kumları balkondaydı ama onları oynarken ve karman çorman olup uyuklerken seyrettikçe içim sızlardı. İki ay sonra Patik agresif bir anneye dönüştü. Meme emmek için sokulmaya çalışan yavruların kafasına önce patilerinin içindeki yastıklarla uyarı vuruşu yapıp sonrada arka ayaklarıyla sertçe itmelere başladı. Pek anlam veremedik neden böyle olduğuna ama sonunda anladık ki, patik yine hamileydi. Artık emzirmek istemiyordu. Enerjisini yeni yavrulara saklamak, iki yavruyu da sütten kesmek istiyordu. Zamanla anladım ki iki kardeşin de artık hayata atılmasını, dışarda yaşamayı da öğrenmelerini istiyordu.

Benim için bir karar zamanıydi. Durunun evde bir hayvan arkadaşının olmasını istemiştim ama hali hazırda iki yavrusu olan ve kaç tane daha doğuracağını da bilmediğim bir anneyle ve evde bir bebekle baş edemeyeceğimin de farkındaydım. Kaçınılmaz son, bu düzenli olarak genişleyen aileyi güvenilir bir yere yerleştirmekti. Gökçeada da Aylin in öğretmeni istedi bizim mültecileri, bir kaç taş evden oluşan pansiyonu ve büyük bir bahçesi vardı. Ayrıldık nitekim.

Bazen bir olay yaşanıyor ama çok sonra anlam kazanıyor, ben bu günlerde bunları düşünüyorum sıkça. Kendimi yavrusunu iten patik gibi hissediyorum. Duruyla istediğim kadar ilgilenemiyorum, okulda, sonra babası ilgileniyor. Duru herşeyin farkında sanki, sabah bana 'anne sana şarkıyı bilgisayardan açıcam dinleriz, kusucaksan kusarsın, sonra gene dinleriz' diyor. Kendince çözüm buluyor ben mazeret bildirmeden. Seni çok seviyorum anne diyor sık sık, içim sızlıyor.Ya da sabır gösteremiyorum sıkıntım arasında, hadi hadi diyip duruyorum arka arkaya. Şimdiden kendine fazlasıyla yer açıp rol çalmaya başladı bu zigot. Umarım bu haller çabuk biter de unuttururum bunları tatlı kızıma...

Devamını Oku »

Günler böyle geçiyor...



Hastayımmmm yaaaşıyorummmm a dostlar...

Bulantı devam, bir gün nefes aldırıyor, biraz daha iyi geçiriyorum günü, umutlanıyorum, ertesi gün sürünüyorum. Evden çıkamayıp yattım birkaç gün ama gördümki, kısır bir döngüye giriyor hastalık hali, daha da zorlaşmaya başlıyor, işe devam dedim kendime. Duruşta bazı yöntemler geliştirmiştim, nispeten rahatlatan, yine onlardan faydalanaıyorum;

- sürekli limonlu, portakallı olips, mentos, kremini var elimin altında. Dişlerim sızlamaya başladı sürekli şeker yemekten.
- su içmek çok zor geliyor, bulantıyı tetikliyor. Limonata yapıp içiyorum, Duruşla beraber içiyoruz.
- Tuzlu katı şeyler daha uzun kalıyor midemde. Peynirli börek, peynir-ekmek, simit peynir ve türevleri...
- Asitli içeceklere düşkün değilimdir ama hamileliklerde çok tüketiyorum, rahatlatıyor. Yaşlandım galiba iyice; sarısından al evladım, sarısını seviyorum ben! şeklinde fanta tercih ettiğimi de belirtiyorum.
- Akşamları daha erken yatıyorum, uykuda bulantı olmuyor:)
- Dışarda olmak daha iyi geliyor. Galiba bu zigot ta benim gibi gezmeyi seviyor :)
- Olabildiğince mutfak sınırlarından içeri girmemeye çalışıyorum. En büyük korkum buydu, Duruyu nasıl besleyip doyururum diye dert ediniyordum ama süper babamız bu sorunu çok güzel çözümledi, sorumluluğu üstlendi, akşamları baba kız yemeklerini hazırlayıp yiyorlar. Arkasından çizgi sinema saatleri var, biraz izleyip yatıyorlar. Sıkıntılı ruhumu hafifleten, işleri kolaylaştıran bir kocam olduğu için şanslıyım...(motivasyon önemli:))
- yeme alışkanlıklarım tamamen tersine döndü. Faydalı olanları yiyemiyorum, zararlı olanları bir nebze diye özetlemek mümkün. Şekerli hiçbir mamül tüketemiyorum, (olips vs. dışında) Çay, ayran, süt, meyve içemiyorum, asitliler iyi geliyor, yoğurt, yumurta, balık, sebze, et yok. Kısır, mercimekli köfte, turşu yiyorum. Bulantı bitene kadar sağlıklı beslenmeyi kafama takmıyorum, zira zorla güzellik olmuyor, bünyede fazla kalmıyor...
- Folik asit, demir kullanmıyorum, bu zigotta hormonsuz ve ilaçsız olucak herhalde ablası gibi:)
- Film seyretmeye bile katlanamıyorum, dizi seyrediyorum akşamları, nede olsa zeka gerektirmiyor.
- Şu ana kadar Durunun yaşattığı güzelliklerle(!) paralel gidiyor her şey. Cinsiyeti belirleyen etkenmidir gerçekten hamilelik belirtileri bilemiyorum ama yine de bende bir umut yeşeriyor. Yine kız olur belki diye. Ben kız çocuk fanatiğiyim, sağ sağlıklı aklı başında olsun faslından sonraki dileğim, kız olsun, yine kız olsun, hep kız olsun şeklinde. Öyle doğuma kadar bekleyip cinsiyetini doğduğunda öğrenme gibi yüce gönüllülüklerden çok uzağım, Dr. üzerinde baskı da kurarım bu konuda:)
- 1.5 aylığız şu anda, Duru 5.5 ay kusturmuştu beni. Kusturika koysam adını, yönetmen olur belki...En kötü ihtimalle kaldı 4 ay, iyi yönü bile var, kilo almak yerine veriyorsun. Züğürt tesellisi bu olsa gerek.

Böyle işte günlük... Benim 1.5 adanam nasıl bişey olur, neye benzer, çok merak ediyorum, bir an önce bu sıkıntının da bitmesini ve hamileliğin altın çağı olan ikinci üç aylık dönemi rahat geçirmeyi umuyorum...

Devamını Oku »