Çölde Çay

Bilirsin günlük, okuduğum kitaba ve izlediğim filme hep sadık kalırım. Aynı anda iki kitabı birden idare etmem, izlediğimi yarım bırakıp başka filme geçmem!
 Niyeyse :)
Severek okuduğum kitap yanımda yok iken, ve de çok okuyasımın geldiği bir an, şeytana uydum, başka kitaba elim uzanıverdi. Öylesine, çok düşünmedim üzerine, okumaya başladım sadece. Filmini seyredeli çok olmuştu, sadece aklımda birkaç kare kalmış. Kitabı da eski bir basım, yaklaşık yirmi senelik ama, hemen içine daldım, çabucak bitirdim, beğendim, bir de filmini tekrar seyrettim üstüne. Filmde, aklımda kaldığını sandığım sahneleri bulamadım, başka bir çöl filmiyle karışmış belki, fazlaca iddialı olmayan belleğimin tozlu odalarında. Bu güzel üç gün boyunca genel hissiyatım, bu tip maceraperest insanlara duyduğum kıskançlığın da etkisiyle, ' ne işiniz vardı çöllerde, evinizde demleyip içseydiniz çayınızı, bunlar da başınıza gelmezdi işte, peeehh!!!' şeklindeydi. Bir de hep aklıma Teoman geldi, bayağı özdeşleşmiş 'Çölde Çay' ile.  İki de, kafamda alternatif çay reklamı fikirleri belirdi;
- en cüzel çay çölde çay!
- onlar çay, bu çölde çay! vs.


Bu arada atlamak istemediğim nokta, kitabın hoş bir derinliği, kendine özgü bir felsefesi var. Durup düşündüğüm satırlar, paragraflar çokçaydı. Filmi için aynı şeyi söyleyemiyorum, -Bertolucci ustaya rağmen- çok yüzeysel kalmııış, bencileyin.

Devamını Oku »

Son Kararım...

Yaz sıkkınlığı mı, üç senenin bıkkınlığı mı bilmiyorum ama benim pek yazasım gelmiyor bu ara. Koskoca ayı iki postla geçiştirenler var aramızda. Bu sene yine yıl dönümümüzü unutmuşum günlükçüm, üç senedir beraberiz senle, ki, 6 senedir de kocamla beraberiz ama hiç evlilik yıl dönümümüzü hatırlayamadım şimdiye kadar, üstüne alınma yani...

Bir de hava sıcak, dışarılara dışarılara atıyoruz kendimizi, tebdili mekanda var olduğu iddia edilen ferahlığın hayaliyle, mecazi aşka inandık güneşli havalarda...
Duruş'un da anneanneyle Amasya zamanı geldi çattı. Valizlerimizi hazırladık, (iki valiz doldurmuş olması üzerine çok düşünmek istemiyorum) hediyelerimizi hazırladık, boya kalemlerini hazırladık, mp3 çalarını, gerekmemesi ümidiyle ateş düşürücü şurubunu, takısını tokasını, bikinisini, pekmez karışımına kadar yerleştirdik valizine. Öğlende sevdiği poğaçayı yaptık, yolluk kabilinden, seyahat yastığını da koyduk yan çantasına. Anneanne istanbuldan bindi gece 22.00 de, bizde burdaki otogara gittik, yolcumuzu uğurlamak için. Çok neşeliydik, şakalar, gülüşmeler...Otobüs otogara girince Duruşla koştuk anneannenin yanına Duruşu yerleştirmek için...Sonra birden Duruş ağlamaya başladı, hatta bağırarak ağlamaya başladı, bana yapışıp, 'gitmiycemmmm seninle kalmak istiyorummm' diye bağırdıkça, çocuk kaçırıyormuşuz gibi bir manzara oluştu. Annemse elinde Duruşa aldığı balon tabancasını sallayarak ikna etme çabasındaydı umutsuzca...Daha fazla rezil olmamak ve çocuğuda ağlatmamak adına yerine yerleşmiş bavulları tekrar çıkarttırıp apar topar döndük evimize... Anneanne mahzun, tek başına gitti bu sene...Biz de ertesi gün, vedalaştığımız okulumuza...


 Aslında gün içinde çok fazla işaret gelmişti Duruştan. Herhalde beş kere falan yanıma gelip, mır mır sesiyle,
'aslında senin yanında kalmak istiyorum, ama anneannemle de gitmek istiyorum' dedi, bende ısrarcı olmamak için, 'sen bilirsin, akşama kadar düşün kararını ver' dedim, ama içinde çözemedi demek ki hayatının bu ilk büyük ikilemini :) Bir de tabi bu sene Demirin oluşu çeldi aklını sanıyorum...

Bununla birlikte başka bir durum; yaz okuluna başladılar, -geçen sene de yaz okuluna gitmek istememişti- bu sene bayılıyor, öğretmenlerinden de çok başarılı yüzdüğü haberleri geliyor... Tercihleri değişiyor, bu normal ama biraz hızlı değişiyor sanki, ne dersin günlükçüm?

Devamını Oku »

Demir Emilimi

Neşeli Demirciğimiz 6 aylık oldu. Pamuk gibi yumuşacık ve ılık elleri var, bir de kapanmayan göbüşü! Anne sütüne devam, ek gıdalara da başladık. Günlük yoğurdunu, sebze çorbasını ve meyvesini yiyor, artık su da içiyor. Şu an sevmediği yiyecek yok gibi, umarım beni yemek konusunda Duruş kadar zorlamaz ve böyle devam eder. Yemeyen çocuk bir çeşit ömür törpüsüdür malum...


Ablamız okuldan gelirken, moda olan virüslerden bir demet yapıp eve getiriyor ve kardeşine de ikram ediyor, üst solunum yollarıyla ilgili sıkıntılar yaşıyoruz bazen, ben de anne sütü ikram ediyorum, birkaç sıkıntılı geceden sonra hallediyor kendi içinde, ilaçsız devam etmeye çalışıyoruz, bakalım nereye kadar...


Yatırdığımda yana doğru hamle yapıp biraz debeleniyor, tam dönüşünü tamamlayıp kaplumbağa gibi başını kaldırıp biraz bakınıyor, akabinde, yorulup huysuzlanmaya başlıyor, yani oyun halısına bıraktığımda biraz oyalandığı güzel günler de çabuk geçti...
Kucağıma aldığımda yumuşak omuzlarına, gıdısına kafamı gömüp kokluyorum, öpüyorum...Anneyle çocuğun en çok tensel temas halinde olduğu, en çok öpüşüp koklaştığı zamanlardayız. Biliyorum, giderek azalacak , çocuklar büyüdükçe daha az öptürecekler kendilerini bize...

Devamını Oku »

Nereden geldik nerelere gidicez...


Canım sıkkın. Keyfimi kaçırıyor yine memleket meseleleri. Uzun zamandır vazgeçmiştim, kendimi çoğunluk bunu istiyorsa yapacak bişey yok diye avutuyor, hatta şaşırmıyordum da artık ama olmuyor, dozu artıyor git gide. Benim de kendime göre bir muhafazakar yanım var ve kadınsal konularda bir erkek yorumu duymak beni hep rahatsız eder, hele ki tepeden inme böyle bir yasak...

Hatun egemen bir blog alemi var, ya da benim penceremden öyle görünüyor, ama çıt yok... Sanki bizim meselemiz değilmiş gibi... Benim kocamla oturup karar vermem gereken bir konuda bir başkasına söz hakkı düşmez, daha vahim durumlarda, nasıl bir dayatma yapılabilir? Kadını koruyamayan, erkek terörünü halledemeyen, aksine sessizliğiyle bütün bu suçlara ortak olan, erkek egemen bir toplumuz, kimin ne hakkı var bir kadını cinayetle suçlamaya, bu kadar mı temiz sicilimiz?

Kızım için endişeleniyorum, ütü yaparken bile bunları düşünüyorum, duyduğumdan beri kafamdan atamıyorum daha doğrusu...Hiç sevmem 'bu ülkede yaşanmaz' söylemini, bütün zorluklarıyla ve güzellikleriyle bağlıyım ben, uğruna canını verenlerin hatırası için. Ama artık inceden bir tiksinti duyuyorum, sanki burası benim herşeyiyle sevdiğim yer değil, başkalarının ülkesi. Artık eskisi kadar sevemiyorum bu suskun insanları...

Devamını Oku »

Annelere süprizler hiç bitmesin, hep sürsün...

 Vaktiyle, mektebimizin bahçesinde, valideler günü münasebetiyle tertip edilen kahfealtı davetine icabet ettik, kerimemle beraber. Pek muhterem hanımefendiler ve talebelerine pek düşkün kıymetli muallimelerle hoşca vakitler geçirdik.
Pek hoş tanzim edilmiş mükellef bir kahfaltıdan sonra tasasız ve de kaygısız muhabbetle devam ettik. Evlatlarımız akranlarıyla bir arada, koşturup oynarken, bizi de hazırlanan beste ve nağmelerle şaşırtıp mesut bahtiyar eylediler. Bu güzel günü hazırlayan ve emek verenlere sonsuz teşekkürlerimi arz etmekle kesb-i şeref eylediğimi bildikmekten mütevellik memnuniyetlerimi beyanla müftehirim!!! 
Anlayan beri gelsin.







Bir de;
“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi 
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.”  demiş Kanuni Sultan Süleyman... Gerçekten muhteşem söylemiş...

Devamını Oku »

Memleketimden Anne Manzaraları

 Duruş hastalanınca gösteriden sonraki hafta okula gidemedi,  evde de çok sıkıldı, bazen parka çıktık akşam üstü, açık hava iyi geliyor. Biz de Demirle bankta oturup etrafı seyrediyoruz. Akabinde bir anne başını uzatıp;
-çok ta esiyor, üşümesin, rüzgar hasta yapar, küçük daha, vir vir bır bır.... İçimden, 'biraz sus motorun soğusun' demek istiyorum, diyemiyorum. 
 Duruşu okuldan almaya gidiyoruz, yönümüz güneşe doğru olunca Demir huysuzlanıyor, güneşliği, şapkası de fayda etmiyor, anında karşıdan gelen başka bir anne, müdehalede gecikmiyor; 
-güneş gözüne giriyor annesi!  
Sen bir dahisin teyzesi! 
 Markette alış veriş için cebelleşiyorum, Demir de arabasında yatmamak için şansını zorluyor. Ben duymamaya çalışıyorum vızıltıyı ama dürtmek için hazır kıta bekleyenler var. 
-çok ağlıyo annesi!
Ya bi siii git teyzesi! Çok afedersin günlükçüm.
Bir de mesela sohbet çok kısır oluyor bazılarıyla. Günlük rutinden şikayet edersiniz, anında en pratik çözümü söyler, tıkarlar insanın ağzına lafı. 'yok olmuyo' dersin, 'sen beceremiyosun' a getirirler. Artık muhabbet, dönüşü olmayan bir yola girer, senin, çözümsüz bir soruna sahip olduğunu kanıtlama çabalarınına karşılık, onun, bunu çok kolay hallettiği üzerine diretmesiyle, inatlaşmaya başlarsın. Sonunda da, 'gerizekalı deseydi de ancak bu kadar sinir olurdum zaten' dersin kendi kendine. Ya da bana öyle geliyo ne bilim işte. Asabiyim. Kompleksliyim. Perdelerimi kaldırdığımda da kedi gibi bir anneyim...

Devamını Oku »

PİNK SWAN...

Duruşun bu seneki ingilizce gösterisi bizi o kadar şaşırttı ki. Hastaydı, ateşi vardı, evden çıkarken 'istersen gitmeyelim, dinlen evde' dedik, gitmek istedi. O arada midesi bulandı, kustu, Ferhatın elinden ilaç şişesi fırladı, kırıldı yerler şurup oldu, Demiri hazırlarken geç kaldık, velhasılı kelam, çok zor çıkabildik evden. Arabada, ateşi yükseldi, uyuklamaya başladı , bende korkmaya başladım, havale geçir, kuliste farkedilmez diye. Yine de çıkmak istemesi zaten yeterince şaşırtıcıydı bizim için, çünkü daha önce bir gösterisini yarım bırakmışlığı da vardı. Demiri babaannesine bırakıp, Duruşu öğretmenine teslim ettik, yerimize oturduk, gergin bir bekleyiş başladı. 

Sahneye çıktıklarında pembe yanakları dışında hastalık hali silinmişti. Hele masanın üstünde görünce gerçekten çok şaşırdık, hiç ipucu da vermemişlerdi ki... 

Gösterinin tamamı çok güzeldi, bittiğinde, artık bitti, başka skeç yok! demek durumunda kaldılar, çünkü hala herkes gibi ağzımızı toparlayamamış, yerimizde kalakalmıştık...

Bizi çok mutlu eden,  kabuğundan çıkan, isteyerek gösterisini tamamlayan, ve sahnede çok eğlenen bir Duru görmekti...Öğretmenlerinin doğru yönlendirmeleri, ilgili, ve sevgi dolu yaklaşımlarıydı Duruyu motive eden, çok yoruldular, hepsine sonsuz teşekkürler, bize bu gururu yaşattıkları için...













CANIMIN İÇİ, SENİ ÇOK SEVİYORUM, BİR NUMARAM BENİM...

Devamını Oku »

Ot gibi...


 Pazar alış verişini severim. Havalar ısındığından beri Demirle pazara çıkabiliyoruz. Yine de yakında bir semt pazarı olmayışı hala problem ve hala ilginç geliyor bana. 

 Bana en çekici gelen otların, marulların, yeşilliklerin ve sarı limonların olduğu tezgahlar. Yaz kış, ıslanmış ışıl ışıl otlar. Mesela maydanozsuz kahfaltı yavan gelir, rokasız balık tatsız-tuzsuz, dere otsuz hafta geçmemeli zaten. Baharın geldiğini taze sarımsakların belirmesinden anlıyorum, her bahar 'bu sene 40 enginar yemeyen yamulsun' diyorum, ama 3 'ü geçemedim hiç... Brokoliyle yeşil çayı da sevemedim bi türlü...Bi de tekerlememiz var;

dandini dandini dasdana
Demirde girrmiş bostana
kov bostancı Demiri
yemesin brokoliyi

dandini dandini dasdana
Duruşta girmiş bostana
kov bostancı Duruşu
yemesin avokadoyu...
Sağ baştan; yeşil soğan, taze sarımsak, pırasa ve sarımsak. Familya geniş. Biçimsiz köy biberleri de göstermeye başladı kendini, şimdi artık menemenli kahfaltıların zamanı ve hiçbir süpermarket manav reyonu, asla bir pazar olamaz...

Misafirlikte, çay faslında en sevdiğim salatalardır, Hamuru bol, salatası az bir sofraysa üzülürüm, hele salata koca kasede değilde kuş kadarsa bozulurum, herkes salata yiycek, bana az kalıcak diye endişelenirim, kısırsa sevinir, marcimekli köfteyse tekrar almaya utanırım...












Pazardan gelen klorofiller, likopenler, meyveler, sebzeler, suda bekler, temiz temiz dolaba girer, sonrada, makarnanın sosuna girer, çorbanın, omletin, salatanın üstüne düşer... Güzel de süt yapar, koyu kıvamlı...
Canım uzun zamandır şöööyle çatır çatır bişeylerin fotoğrafını çekmek istiyodu , çocuklardan başka bi şey çekemez oldum. Malum, ikiledik.  

Babamızın Antalyadan toplayıp getirdiği portakallar... Karpuz da var, portakalda aynı anda. Garip... 






Devamını Oku »

Ba ba baa havalara, nasıl da kırıtıyor...

Huysuz Duruşum iyiden iyiye bir yeni ergen genç kız havasında. Bazen fotoğrafını çekmek için yalvarmam, tehdit etmem gerekiyor, bazende kendi kendine hallenmeye başlıyor, 'şöylede çek, böylede çek anne' diye...Müzik delisi olduğu için bir mp3 çalara bayılır diye düşündüm, yanıltmadı beni. İçine de ingilizce çocuk şarkıları, masallar doldurdum. Netten indirilebiliyor, özellikle grimm kardeşlerinkilere bayılıyorum, çocukluğumu hatırlattığı için belki. Travmatik korkunç morkunç ama günlük,  Müşfik Kenterin sesinden de dinlemek ayrı bir zevk.  Gece dinleyerek uyuyor, arabada camdan dışarıyı seyrederken, resim yaparken, yanına bir arkadaş bulduğunda beraber dinliyor. Çok sevdi.
Akşam üstleri, Demir'le beraber ablasını okuldan almaya gidiyoruz. Dönüşte de bi sohbet, bi muhabbet. Çok neşeli anlatıyor okulda yaptıklarını. Geçenlerde yanımızdan irice bir köpek geçti. İstifimizi bozmadık yine. Ama köpekçik pek titrek, bakımsız bi şeydi. Bi hüzün çöktü bize.
-anne , neden öyle titriyo? diye sordu Duruş,
-hasta galiba, dedim. Bizim sesler çatallaşmaya başladı.
şimdi nereye gidiyodur? diye devam etti hüzünlü sorular.
-belki anneannen gibi yemek ,su veren biri vardır, onun yanına gidiyordur, dedim.
-hiç sanmıyorum, dedi. Herşeyi de bil zaten. Sessiz sessiz ağlamaya başladı. Bir eli pusetti bırakmıyor, diğer elinin tersiyle gözyaşlarını siliyor bitanem. İnci taneleri süzülürken yanacıklarından içim ezildi.Öptüm datlu yanacıklarından. Bi süre sessiz yürüdük, sonra aklına bu gün bakkaldan ne alacağı geldi. Her gün 1 lira veriyorum, cebine büyük bir keyifle yerleştiriyor. Sonra da sitenin bakkalından bi şey alıyor kendine. İyiki çabuk unutuyorlar...
-
Çalıkuşu diye bir dizi, Lamia diye de bir karakter vardı. Öğretmeni Duruşun saçlarını böyle örünce onu anımsattı bana. Ağaçlara da tırmanırsa aynısı olucak...İncisu'yla bahçenin tadını çıkarıyorlar bu ara...


Devamını Oku »

Ne güzel blog komşumuzdun sen, Gönül Abla...

 Duruş, Zeynep Duruş'la buluştu hafta sonu. Blog aleminden arkadaştılar, birbirlerini kanlı canlı görüp, birlikte takıldılar, pek eğlendiler, kikir kikir güldüler, koşturup durdular masaların aralarında. Kesinlikle pozitif elektrik aldılar birbirlerinden, ki anneleri de kanka :)
Dattttluuu Gönülüm benden önce davranıp çok güzel yazdı buluşmamızı ve beni de mest etti okurken. Kendisi, genelde benim iki çocuklu halimi pek metheder, kendi üç çocuklu haline bakmadan :) Datlummm sen benim modelimsin, idolümsün, nirvanamsın, o kadar söylüyorum!!!
Fotoğrafları kızlar çekti, inanırmısın günlük, biz 4, 5 yaşlarımızda bu kadar beceriklimiydik? Şimdikiler kesinlikle çok daha fazla donanımlı yetişiyor, zamana ayak uydurabilmek için... 
Günün kafein-nikotin-muhabbet özetinde ağırlıklı olarak, en sevdiği tablosunu seyreden ressamlar gibi, buğulu gözlerle, süppperr anlaşan kızlarımızı süzüp, 
-'ayyy ne iyi, ne güzel yapmışız bu kızları biz, iyi ki doğurmuşuzzz!!!'
-'dimi dimiiii!!!'  ler eşliğinde, kader arkadaşlığımızın tadını çıkardık ama babaannesine bırakılan Demir de omurilik soğanımı minik minik dürttükçe kalkma saatini hatırlayıp ayrılmak zorunda kaldık.  Amaaa şimdilik...


Birbirimizi bulmamız biraz zaman aldı, Mudo'dayız dedim ama, bi lokmacık yerde, üç tane Mudo, bi tane de Mado var :)
Çok kasfetli, yağmurlu ve koşturmacalı başlayan gün, öğlen olmadan açtı... 
'Bu demek değil ayrılık 
Bu demek değil herşey bitti 
Bu demek değil güneş yok artık 
Buluta girdi '


Pazar günü, plansız çıktık evden, outlette panayır başlamış gidelimmi dedim, (panayır ve orada alış veriş yapabiliyosun, daha iyisi olamaz...) kocam pek istekli değildi, onun kırı bayırı gelmiş, benimse ekonomiye can veresim var, zaten o spor giyinmiş ben gezmeliklerimle, niyetler de belli yani... Kimin dediği olduuuu??? Hımmmm, sence günlük :))) 
Aslında o kadar kalabalıktı ki, bizim biri mızmız, öteki pusette iki çocukla zaten rakiplerimizi ekarte edip indirimden faydalanma şansımız yoktu, beğenmediğimiz hamburgercilerin kuyrukları dışarıya doğru ben diyim on sen de yirmi metre uzamıştı... Aldık voltamızı. Bi de koca haklı çıktı. Şansımızı  23 Nisan etkinlikleri için deneyelim dedik,  Duruşun yüzü düştü, 
'ben 23 nisana gitmek istemiyorum! dedi, bizimki ergen oldu da iyiden iyiye, çocuklarla pek eyleşmek istemiyor...
Gittik yine de, orda da manzara farklı değildi, Demir de uyuduğu için 
'siz gidin Duruşla, biz arabada iyiyiz' dedim, arkalarından anladım ki, yine hüsran olacak, çünkü, akın akın çocukları hızlı hızlı çekiştirerek koşuyor fuar alanına ebebeynler. Çok uzun sürmedi bizimkilerin geri gelmesi, 
-Babasının anlattığına göre, Duruşla içerdeki, muhabbet;
-Duruş, cam üflemek istermisin?
-hayır
-Duruş, hede
-hayır
-Duruş hödööö?
-hayıııırrrr....
Kaayu gösterisi de başlayınca, güruh sahneye doğru akınca, kaçmış bizimkiler. O arada İkizleriyle Ünv. den arkadaşlar geldi yanımıza, Harikalar sahiline gidelim dediler, bende kendimce espri yaptım,
-Ailece harikalar diyarında! şeklinde. Gittik, biraz oturduk, kahfeleri içerken biraz dinlendik, dört çocuk kafa ütülerken ne kadar dinlenilirse işte. Arabada 
-geç kaldık, geç, yarın okul var, daha Duruş banyo yapıcak, bıdı bıdı vir vir vir deerrkennnn aklıma birden geldi ki, 
-yarın okul yok, 23 Nisannn, tatillll, banyo da yokkk! diye seviniverdik Duruşla...Hakkaten bazen neşe doluyor insan. Gün bitti, hafta bitti, tatiller de bittiii, Gün dönende dönenceeeee ....

Devamını Oku »