Sevgilim Şubat vol ıı



Kızlarla doğum günümüzü kutladık. Geleneksel Kolcuoğlu aktivitesi. Aslında Ayşe, Meral ve benim doğum günüm şubatta ama ancak toplanabildik, hep bişeyler araya girdi, hatta en son,
-artık nisan olur, mayıs olur... derken malum espri de Ayşecimden geldi;
-Mayıs olmaz, mayıs ta sıkıntı var! şeklinde. Geçen seneki burda...

Arka fondan anlaşılıyor zaten, derbi vardı aynı akşam, masada karşı taraf ilgiyle maç izlerken, bizim taraf, diğer tv.dan, çocuk odasını izledik , orta yaş üstü bir teyze çocuk odasında muhtemelen torunuyla, oyuncaklarla çok eğlenerek vakit geçiriyordu,
-anneanne bu!!! dedik hepimiz :) sonra teyze yan masaya gelip oturdu, Aylinden geldi bu kez espri,
-dizilerden çok sevdiğimiz bir insan geldi şu an içeriye! şeklinde, ben çok güldüm wallahi günlük. Zaten Aylinle biz birbirimize çok güleriz :)

Biz futboldan hazetmeyenler, abartı tepkilerle ekranlara bakıp söylenenler ve hatta masaları yumruklayanları daha bir ilgiyle izledik, son kertede maç berabere bitince herkes somurtmaya başladı, kimse sevinmedi, aman de ne spor ne güzel bi eğlence yani, hıh dedik. 

Hamişler sardı, dört bir yanımı, baktığım her yerde göbüşler duruyor.
Ben kurtulmuş olmanın sevincindeyim, darısı başlarına, allah kavuştursun ne diyeyim...
Yeğenimiz de geliyor, heyecanla beklemekteyim...

Bu arada, Ayşe'den bir anekdot, kahfaltıya gitmişler, Sezen Aksu da tek başına kahfaltı yapıyormuş, Fotoğraf çekinip sohbet etmişler, isim önermesini istemişler, 'sade' demiş, bende ' garsona kahfe söyledi , sizde üstünüze mi alındınız' dedim, bu espride bendenizde naçizane hihiihiii:)
Her sene daha görkemli oluyor kutlama pastamız, mesela bu özel bir tasarım..., 


Bu arada Demir için sabahtan biberona süt aktarımına başladım akşam için ama fön çektirmeye çıkınca annem durmadığı için hepsini içirmiş :( Moralim düştü,tekrar doldurmamda fiziksel olarak mümkün olmadığı için ya gitmeyecektim, kendi doğum günüme , ya da, marketten mama alacaktım, sorumsuz bir anne olarak gidip bir kutu aptamil aldım, ve bu gün de mc donalds çocuk menüsü yesin dedim. İlerleyen saatlerde annemi aradığımda;
-biberonu kaval çalar gibi tutup, 125 cc yi bitirip uykuya daldığını öğrendim. Gece 2 de döndüğümüzde, hala uyuyordu. Ablası da karşı koltukta tv. seyrederken uyumuştu, çok tatlı göründüler suçlu anne vicdanıma...

Bir de artistik şeref pozu verelim, kahfe içerken...'sade' kahfe...

Devamını Oku »

Sorulaaaarrrr, sorular...




Geçen günlerden birinde, havayı güzel gördük, çıkalım dedik. Duruşu okula bıraktık, Demiri de babasıyla iş yerine bırakıp işlerimi halletmek niyetindeydim. Arabadan inerken,
-ben gürbüzü aldım, sen de çantamı alırmısın ? dedim kocama,
-ok. dedi, ama arabayı otoparka götürüp park ettikten sonra, çantamı içinde bıraktı.
Ben çıkıp arabaya gittim, çantamı aldım, işlerimi hallettim, gürbüz iki saat kadar uyumuş zaten, sonra Demiri de alıp, annemin arabasıyla sağlık ocağına geçtim, kontrole çağırmışlardı, boyumuza , kilomuza baktılar. Maşallah, maaşşallaahhhhh!!! dediler. Sonra çıktım, Demiri arka koltuğa yerleştirdim, kapıyı kapatıp, şoför mahaline geçecektim ki, kapılar kilitlendi. Alarma bastım, açılmadı. Telaşlanmadım, sonuçta anahtarı kullanabilirdim ama, deliğe girmedi bile. Yavaş yavaş panik başladı bende, gürbüz içerde, ben dışarda kaldık, arabanın etrafını düğmeye basarak tavaf ediyorum, lakin tık yok. Allahtan gürbüz mutlu mesut elleriyle oynuyor içerde yoksa çok daha fazla telaşlanırdım.
Ferhatı aradım tabi, o da yıldırım hızıyla otoparka koşmaya başladı yanımıza gelmek için. Bagajı zorladım, kapıları zorladım derkennn anahtarlıktaki logo birden gözüme gözüme büyüyüp küçülmeye başladı , çantadan rastgele çektiğim, diğer arabanın anatharıymış, iki anahtarda siyah ve anahtarlıksız, sadece farklı logolar var üstünde :)

Ferhatı tekrar aradım, koşma dur! diye, zaten arabaya varsa da çalıştıramayacaktı :) Sonra bayağı ter atmış halde bindim arabaya. Aynı saatlerde de annem kapıda kalmış günlük, görüyomusun başımıza geleni ? bu da böyle bir gün oldu, çözemediğim nokta da, farklı anahtar arabayı nasıl kilitlemişti? Murphy kanunlarına bir yenisinimi eklemişti? Gürbüz ağlasaydı, kapılar hiç açılmasaydı benim halim nice olurdu? Annem neden kapıda kalmıştı ve sonrasında ne yapmıştı?
Sorular...sorular...


Devamını Oku »

Demir'in kepek sorunu!!!



Agucuk gugucuk Demircik, 16 haftalık olmak üzere, nede çabuk geçmiş yine zaman... Gürbüzcüm 4. aya girecek yakında. Aylık gelişim tablolarına bakıyoruz, paralel gidiyor, en büyük sorunumuz, -çok şükür ki- konak problemi oldu. Duruşda olmamıştı ama Demirden, doğumdan itibaren kafa derisinde kabuk şeklinde ve giderek çoğalan, konaklarıyla mücadele ediyoruz. Uzun süre tavsiye edilen her şeyi denedim, dr. badem yağı demişti, zeytinyağı ve karbonatı karıştırarak sürmeyi önerdiler, bepanten ve bebe yağı da kullandık, kafasını sabah akşam yıkayarak, yumuşak bir fırçayla fırçaladım, sonunda savaşı kazandık ama tekrar çıkmak için fırsatı kaçırmıyorlar, akşam nemlendirecek bir şey sürmediysem örneğin, sabah tekrar belirmiş oluyor. Bir sürü şey sürüp yoğun bakım koplexi! uyguladığım için hangisi etkili oldu bilemiyorum ama totalde sonuç verdiler.

Demircik, anne sütüyle beslenmeye devam ediyor. Artık gündüzleri daha az daha kesik uykusu, gece ablası gibi tamamen karanlıkta sabaha kadar, uyuyor, dört- beş kez beslenmek istiyor. İşin zor bölümlerinden biri bu, ağlayıp uyanmıyor iyi ki ama bölünen uykular tam dinlenemememe ve hep uykulu, yorgun hissetmeme neden oluyor. Yine de emzirmek güzel.

Sabaha karşı bezini değiştiriyorum, uykusu açılmasın diye ışık açmadan değiştiriyorum, insanın karanlıkta görme yeteneği de gelişiyor. Kıyafetlerimiz hemencik küçülüyor, anakucağına, kanguruya sığmıyor artık, 7 kg+ 60 cm oldu bile. Sen bakma alttaki resme günlük, mesut bahtiyar bir bebek, gülmeyi çok seviyor. Çenesinde düğmesi var, basınca hemen gülücük. :)

Kendi kendine yatağında uyanıkken de vakit geçiren, oyuncaklarıyla oynayan bir çocuğum olmasını çok istemiştim, bu sefer çok ta yaklaşmıştım ama Demir de uyanıkken kucağıma almamı isteyen, hatta ısrarla isteyen bir bebek olma yolunda. Kararlı davranıp almamaya çalışsam da ağlayan bebek sesi sinirlerimi geriyor, dayanamayıp alıyorum çoğunlukla. Allah alman sabrı versin annelere diyeceğim ama bizde genelde yufka yürek oluyor...
Son haftalarda ayrınmenimin ilgisini oyuncaklar çekmeye başladı. Renkleri farkediyor , minik patileriyle pıt pıt dokunmaya,tutmaya çalışıyor, minicik pamacıklar çok tatlı çokkkk!!!


Devamını Oku »

Sadede gel!!!

Bazen, hatta sık sık gözüme batıyor evdeki eşyalar. Mesela evde o kadar çok yastık varki, kişi başına 10 yastıktan fazla düşüyor ve bizden çok hacime sahipler. Evin asıl sahibi, koltukların üstüne yayılmış yastıklar sanki. Bir sürü şey aslında hiç gerekmiyorken alınmış, ve fazladan yer kaplıyorlar. Dikkatli bakınca, en ilkel olanı en çok işimize yarıyor gibi, özellikle de mutfakta.
Hiç ısınamadım şu mutfak robotu denen icada, kocaman, aparatları bi dünya, üstelik bir bıçak ve bir rendenin yaptığını yapıyor. Benim mutfaktaki en iyi dostum, lazerli tırtıklı bir bıçağım var, işte o dur. Yıkayıp sürekli onu kullanırım. Suya çeken süpürgeden vazgeçemem, toz kalkmıyor ama yere döküleni hemen temizlemek için de çok zahmetli ve hantal. Gırgırım, canım benim, sen benim şah damarımmısın, gökkuşağımmısın acaba :))) Çok dalga geçtiğim şeyler zamanla en iyi dostum oldu...
Bir de şu kocaman tost makinesi yok mu tezgahın üstünde, yayılmış, her tarafına da yağlar konuşlanmış, pis pis sırıtıyor bana. Acaba evlendiğimizden beri kaç kere ızgara olarak kullandık? Tost yapmak için fazlaca iri değilmi sencede günlük? Şu üsttekinden bulup alıcam ve kaldırıcam bunu en kısa zamanda, annem yapardı küçükken, gayet güzeldi tostu, hemde temizliği de kolaydır onun! Piiiis yağlı şey seni...
Neden aldığımı sık sık sorguladığım bir diğer alette katı meyva sıkacağıdır. Üç tane elma sıkıyor, otuz parça bulaşık çıkıyor günlük, nalet gelsin, meyva kasemi alır otururum soyarım yediririm çocuklarıma, kendim de yerim. İğrenç tv reklamlarındaki gibi yeşil iksir mi hazırlıycam? Spora giderken enerji drink mi yapıcam allaaşkına? Bu ne? Diğerinin biraz daha güzeli bir portakal sıkacağım var yeterli bence. En son yoğurt makinası alıyordum da allah korudu, baktım kapları plastik vazgeçtim, büyük kapaklı, cam kaseler aldım, yoğurt mayalamayı da öğrendim bi zahmet.

Bu arada sizde varmı boşuna yer kaplayanlardan?
Evde fax ve tarayıcı yerine belgenin fotoğrafını çekip mail atıyorum, işimi çok kolaylaştırdı bu buluşum, bunuda paylaşmak istedim :)

Devamını Oku »

Annelik...

Annelik, tek gözle bilgisayara bakarken, diğeriyle çocuğunu kontrol edebilmek, sağ eli ile mail atarken, sol eli ile bebeğin emziğini yerleştirebilmektir. Aynı anda şarkı da söyleyebilmek üzerinde çalışıyorum, bittiğinde, 'yetersizmisiniz anneler' e katılacağım. Bazen telefonla görüşürken, fonda bebek sesi gelebiliyor, tabi pek profesyonelce değil ama ben de profesyonel değilim, bilmiyorum söylemişmiydim günlükçüm;
-anayım ben anaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa.

Annelik, zor zenaat, fotoğraf makinesi de üçüncü çocuğum gibi, evde sürekli elimde, gezmede çantamın baş köşesinde, daha hafifini, küçüğünü de yapamadı ki japonlar, isviçreli bilim adamları... Haa annelik, diyordum, diğerleri poz verirken, fotoğraflarını çeken olmak, mutlu karelere dahil olamamaktır... Tripod mu alsam ki?
Yaaa, bu kısın gözü hep benim giydiklerimde, şapkamı takıp okula bile gitti. Ama yakışmıyor mu günlükçüm sen söyle :) Ki , annelik demek, çocuğunu herkesin çocuğundan güzel, akıllı ve üstün yetekli görmektir!!!
Annelik, birilerinin sürekli evde yer değiştirdeklerini tekrar yerlerine yerleştirmek, birileri mütemadiyen dağıtıyorken, toplayıcılık görevini üstlenmektir. Kirletileni temizlemek, biteni yerine koymaktır. Ben de bunları yeni farkediyor ve dağıtan olduğum günleri özlüyorum. Annelik birileri evden neşeyle çıkarken arkalarından hüzünlü gözlerle bakmakmış bir de...

Birisi hep mutlu, birisi biraz huzursuz son zamanlarda. Daha büyük olmanın sorumluluğunu öğreniyor. Biraz da ihmal ediliyor istemeden. Ben de Duruşla başbaşa geçirdiğimiz zamanı özlüyorum. Ne güzel gezerdik ana kız, hafta sonları mutlaka bi yere kaçardık. Durunun da özlediğinin farkındayım. Okuldayken burnumda tütüyor... Annelik vicdan azabı...

Devamını Oku »

Gizli Anların Yolcusu

Ayşe Kulin'in çok şanslı olduğunu düşünmüşümdür hep, önce yazar olduğu için, sonra ailesi ve yakın çevresi anlatmakla bitmeyen hikayelerle dolu olduğu için. Zaten son dört romanında da (veda- hayat- umut- hüzün) dedelerinin göçlerinden başlayıp kendi hayatıyla tamamladığı bir seri şeklinde. Roman dili sade ve akıcıdır ama altı çizilesi bir cümlesine de rastlamadım bu güne kadar. Yine de her çıkan romanını hemen okurum, Gizli anların yolcusunu da hızla okuduk evdekilerle. Annem 'çok güzel, hemen bitti' dedi. Aylin, 'eee güzelll' dedi, terredütlü bir ifadeyle, en son bana düştü kitap, ben nefret ettim tam anlamıyla. En son 'kayıp gül' böyle bir tiksinti uyandırmıştı, oradan buradan kolaj hali ve yüzeyselliğiyle.

Bazı kitaplarda ve filmlerde, karakterlerin gerçekliğini sorgulamazsınız, bunu düşündürmez çünkü, bazısında da herşey fotoşoplu fotoğraf gibidir, bazen fazla güzel, şık, donanımlı, zengin türk dizisi tipleri gözüme batar benim, bazen de fazla neşeli, fazla düzgün dialoglar, yapaylıktan kustutur. Gizli anların yolcusu (GAY) , bu sunilikte.

-----------ağır spoiler var------- dikkat-----

Kitabın kahramanı! olan zat bir yayın evinin patronu, bu vesileyle, Ayşe Kulin, karakterleri konuşturarak sektöre giydirebilme fırsatı yaratmış kendine. Adam, karısıyla sorun yaşıyor, alkolün etkisiyle, ortağı hanımla birlikte oluyor ( buraya kadar itirazım yok), uzun bir ilişki başlıyor. Yine alkolün etkisiyle başka bir gece, yayın evinde çalışan oğlu yaşındaki genç bir erkekle birlikte oluyor (itirazım var, hakim bey), hop gay oluyor, hatta aşık oluyor uzun bir ilişkiye daha başlıyor. Zat-ı muhteremin yurtdışındaki kızı dönüyor, hop o da aynı gay çocuğa aşık olmuyor mu!!! İşte insan ilişkilerinde çığır açan, yeni bir boyut kazandıran ilişkiler yumağı bu.

--Anne-kız aynı erkeğe aşık-- durumu çok işlendi diye sanıyorum bu defa --baba-kız aynı erkeğe aşık-- olsun istemiş Ayşe Hanım... Üstelik bütün bunların adı yazara göre AŞK.

--------- bitti devam et-------------

Anlatımına da değinmeden geçemeyeceğim, sinirim geçmedi çünkü, farklı eğilimleri olmayan bir adam koca bir roman içinde bir paragrafla eşcinsel oluveriyor, ışık hızıyla duyguları değişiyor, bununla ilgili bir rahatsızlık belirtisi yok, kızının dahil olduğu bir ilişki üçgeninde olduğu halde bununla da ilgili bir rahatsızlık belirtisi yok. Yahu insan hiç mi sorgulamaz bunları? Kendini suçlamaz mı mesela?

Bir aceleci geçişler, çabuk çabuk atlanan durumlar, lise Türkçesiyle hızla bitirmiş Ayşe Hanım acaba diyorum nakit sıkıntısımı hasıl oldu? Kart ödemesi mi yaklaştı? Yoksa bu güzide açılımı okurla bir an önce paylaşmak için çok sabırsızlandı da bir gecede mi yazımı verdi romanı?

Son noktayı da romanın kendi içindeki çelişkilerle koymak istiyorum, anlatımdaki ;böyle kazalar hepimizin başına gelebilir, kınama ey okur!; tavrı, bunu kaza olarak gören diğer tavırla birbirini çürütüyor kitap bitene kadar, eşcinsel insanları anlatmak gibi bir derdi olduğuna da inanmıyorum, dediğim gibi her şey o kadar yüzeysel ki...

O yok bu yok, hiç sevmedim ben, merak eden okusun, çabuk bitiyor...

Devamını Oku »

14 şubat şiir gecemiz

Duruşların okulunda aylardır hazırlanıyorlardı, biz iki ay gecikmeli katılabildik , önce daha kısa bir şiir ezberlendi ama okulda daha uzun bir şiiri de ezberleyebileceğine karar vermişler, değiştirip Desemki'ye geçtik. Çok güzel bir gece yaşattılar bizlere, gözyaşları sel oldu, deli gibi alkışladık, çok ta güldük, öyle sevimlilerki sahnede...
Önceki sene de minik kelebek -burda- olmuştuk, şiirimizde minikti. Gecenin son şiirini, 6 yaşlarda bir öğrenci okudu, dinlediğim ennn uzun şiirlerden biriydi, han duvarları gibiydi, eksiksiz takılmadan okudu, inanamadık... Şiire burdan bakın lütfen, sizde inanamayacaksınız... Eberleyen kadar ezberleteni de tebrik etmek lazım, hala şoktayım ben...
Durunun okuduğu Cahit Sıtkı Tarancı'nın Desemki şiiri benim için süpriz oldu çünkü lisedeyken okuyup çok beğenmiştim, yarısı uçmuş aklımdan Duruşla yeniden tamamladık. Bitmeyen süprizlerden bir diğeri de, perdeye yansıyan resimlerimizdi, birden kocaman resmimi görünce çok şaşırdım, herşey çok güzeldi...Emek verenlere ve kızıma sonsuuzzzz teşekkürler...Hep manasız bulduğum 14 şubatların en güzeliydi...

Devamını Oku »

mim





Deeptone mimlemiş; Pek te severim mimleri, ebe sobe gibi, lisedeki anket defterleri gibi bir iş. Hemen yazıyım da soğumasın.

1. En sevdiğin şeyler nelerdir, nelerden hoşlanırsın vb.

Tatilleri severim, yolculukları, camdan bakıp düşünmeyi, gezmeyi, tozmayı, yürümeyi, severim, kahfe ve türevlerini, bitter çikolatayı, geleneksel türk mutfağını, acıyı ve ekşiyi, ketçap ile mayonezi, simiti ve balık ekmeği, kerevizi, kitaplarımı, çocukların peşinden koşup fotoğraflarını çekmeyi ve


çekinmeyi , film seyretmeyi, takı-toka, incik-boncuk işlerini severim, beyaz tshirtlerimi, kumbaralarımı, Behsat Ç' yi , Leyla ile Mecnunu severim,

fotoğraf makinamı, bilgisayarımı, kot eteklerimi, çizmelerimi severim, türkü dinlemeyi, TRT fm dinlemeyi, tsm'ni severim, yoğurt mayalamayı, Okan Bayülgen'i, Johhny Depp'i , Oğuz Atay'ı, Orhan kemal'i severim, hızmamı, kedileri,
erken kalkmayı, yol almayı,günlerden, ailecek takıldığımız pazarları, semt pazarlarını, sosyete pazarlarını severim, güzel olanı, farklı olanı severim, strech filmi, alüminyum folyoyu, balkonda oturmayı, king oynamayı, tavlayı, çiçek ve sebze yetiştirmeyi severim,


Eskişehir'i, Kadıköy'ü , vapura binmeyi, İstiklal'de yürümeyi, sucuksuz yumurtayı, magazini, blog yazmayı severim, başka aklıma gelen olursa de eklerim...

2. Bilgisayarda vaktini neler yaparak geçirirsin?
En çok blog yazarak, çok az da çalışarak vakit geçiririm. Çocuklarla ilgili aklıma takılanları arayarak, facebook'la, fotoğrafları kaydedip düzenleyerek, diğer bloglara uğrayıp, kaynaştıklarımızla selamlaşarak doldururum kotamı.

3. En sevdiğin filmler nelerdir, veya izlediğin ve hafızanda kalan veya kesinlikle izleyin dediğiniz?
Volver, Tibette 7 yıl, the orphanage, Muhsin Bey, Sultan, Son imparator, Sin city, Lock stock and two smoking barrels, Olağan şüpheliler, Züğürt ağa, Yol, ... ne bilim bunlar geldi aklıma...

4. Şu sıralar almak istediğiniz şeylerin listesini yapsanız bunlar neler olur?
Şu sıralar pek bir şey alasım yok...

5. Şu sıralar en çok dinlediğiniz şarkılar? 3 tane.
Şu sıralar hep radyo açık, moda olan neyse onu dinliyoruz ama hep dinlemeyi sevdiğim;



Devamını Oku »

Günlerin Getirdiği...

Kapıyı açınca Duruş bağırdı;
-Aylin gelmediiii, diye.
Aylin gelmiş süpriz yapmak için, kızım gelmiş okuldan, hediyelerim, pastam, kocam gelmiş, ne güzel günmüş doğum günülerisi...
Abla yavaş yavaş delirmeye başladı. Sesiz kızım içine atar diyordum ama baya dışa vurumcu bir hali var. Önce anneanneye çıkıştı;
-Sen beni sevmek için gelmemişmiydin, neden Demir kucağında? diye. Aylin'e
-Hani o şaşıydı, bıyıklıydı, neden seviyosun? diye sordu. Bana da Demir kucağımdayken;
-İkiniz de ordasınız, beni sevmiyosunuz! dedi. Çok serinkanlı ve net cümlelerle ifade ediyor korkuyorum biraz. Duruşun cd çalarını Demirin yanına getirdim, yine Duruşa bebekken dinlettiğim cd. leri dinletiyorum uyurken. Görünce hemen;
-bebeğe mi müzik dinletttin? dedi, sorguya çeker gibi. Sanıyorum duygularını ifade ediyor olması iyi bir şey, bunları hissetmesi de çok normal. Bir de okuldaki rehber pedagogumuz sohbet edecek, çözebilecekmi bakalım Duruşu...


Devamını Oku »

ben, kendim, günlük, münlük...


Seyrek görüşebildiğimiz günlüğümle aramızda geçen dialog:
-Wayyy günlüğüm nassın görüşmeyeli?
-İidir ya noolsun, bildiğin gibi!
-Geçen gün aynada yine kendimle konuşuyoruz, senden laf açıldı, dedim, bende hiç göremiyorum bi girip bakim...
-Hımmm... kendinle konuşurken diosun...peki... benden de selam söleseydin kendine...


Duruşla babası sürekli bir film keyfi içindeler. Çocuk filmleri, çizgi filmler... Ferhat, en son 'yeni filmler getirmeliyim!!!' derken görüldü...Bense katlanamıyorum tv. daki çizgi filmlere bile. Birbirlerini buldular tencere-kapak ikilisi....Hafta sonu ist. daydık (ilgiiinnnççççç) Ankara'dan yengem geldiiiii, ilknur ablamlar Kartal'an geldiiii, oturduk, çocuk-çoluktan bahsettik... İlknur ablam da benden bir hafta sonra doğum yaptı, çocukları bir araya toplayıp kardeş kardeş resimlerini çekmek istedim tabi bir araya toplamak ve ikna etmek çok kolay olmadı. Hiç görmedim ama çil yavruları herhalde böyle dağılıyordur...

Demir'in kime benzediği konusuna son noktayı koymak isterim; Bariz Dalai Lama...Ya da Zekeriya Beyaz da olabilirmiş sanki... Dr.a gittik, kilomuza, boyumuza baktı, 2 kilo fazlamız varmış. 'Biraz gürbüz' dedim, ' biz ona obez diyoruz' dedi doktor. Yüzümüze karşı, olurmu, böyle hakaret edilirmi amaaa???
Gören de eline bebek alıpta oynuyor zanneder. Barbi bebeklerle, prenseslerle, winxlerle fln hiç işi olmaz. 'Çok salak' larmış! (e bencede...) Ama evde deney yapıcam diye gezmeler, heryeri ıslatmalar, dökmeler , karıştırmalar... Hep o Sid'le bilimden, Arka bahçe bilimcilerinden özenti bu hareketler... Onlar yapıyo bizimki özeniyo burda...


Bütün çocuklarım...
Her gün Leyle ile Mecnunu izliyoruz Duruşla. Üstün Dökmeni de seyretmek istiyorum ama hep kaçıyor. Bir zamanlar ailecek pazar kahfaltısında seyrederdik...
Kendisini Feshane'de ailesiyle gezerken gördüm, yanına gidip hayranlığımı belirtmek için 'savaşçıyı iki kere okudum!' dedim ama tepki vermedi :) (şaka şaka yapmadım günlük)
Ben neden yokum? Yine elinde makineyle ben geziyorum da peşlerinde ondan günlük...

Devamını Oku »

Asılacak kadın...


Pınar Kür'ün 80'lerde yazdığı bu kısa romanını bu sene okuyabildim. Ruh hastası erkeklerin öldürdüğü kadınlarla ilgili haberler beni de ruh hastası yapmak üzereydi neredeyse, kitapta bu sırada elime geçti.
Küçük yaştaki kız, zengin, yaşlı bir sapığın yanına veriliyor (buraya kadar çok tanıdık), adam, mahallenin erkekleriyle ilişkiye girmeye zorluyor kızı ve seyrediyor, evin kahyasının oğlu kıza aşık oluyor ve onu kurtarmak adına yaşlı adamı öldürüyor. Mahkemede biri kadın diğerleri erkeklerden oluşan hakimler, cinayeti kızın işlediğini düşünüyor, çünkü kız kendini savunamayacak kadar, ezik, hala şokta, hiç konuşmuyor. Kadın hakim, kıza inanıyor ama, erkek önyargısıyla başa çıkamıyor, suça memnuniyetle iştirak eden mahalleli suskun, sonuna kadar suçunu bağırarak itiraf eden kahyanın oğlu da sesini d
uyuramıyor, kızın sonu kitabın adından da belli, idam sehpası oluyor.

Pınar Kür, bu romanı, okuduğu 'gerçek' bir gazete haberinden çok etkilenerek ve rahatsız olarak yazmış. Yazım tekniği o dönem için yeni, ''bilinç akımı'' yani, olaylar, kitaptaki şahısları eş zamanlı konuşturarak anlatılıyor. Yazarın başı epey ağrımış kitap basıldıktan sonra, 'cinsel tahrik' içerdiği için defalarca dava açılmış, kitapları toplatılmış, ülkeyi terkedip gitme noktasına gelmiş, yapamamış. Böyle hastalıklı bir durumdan tahrik olanlar var ve bizim yargımıza göre çözümü bunu dile getireni susturmak...

Filmine zaplarken rastladım, açıp izlemeyeceğim eski bir filmdi ama sahneyi görür görmez anladım bu kitabın filmi olduğunu, kitapt
an kadar sarsıcı filmi de.
*****

Cumhuriyet bayramı kutlamalarıyla ilgili bu seneki 'gelişmeler' gerçekten beni çok rahatsız etmişti. Bu sene 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı için de bir ayar gerektiği düşünülüyor ki, değişiklikler yapılıyor,
Hürriyet'in haberine göre: Kutlamaların, 1 Ekim 1981 tarihli yönetmeliğe göre yapılması gerektiği ancak törenlerin kanun ve yönetmelikte olmayan bazı içeriklerle gerçekleştirildiği vurgulanan genelgede şu ifadelere yer verildi:

Derslere ilgiyi azaltıyor

“Kutlama törenlerinin hazırlık döneminin mevsim olarak soğuk bir zamana denk gelmesi nedeniyle sağlık sorunlarına yol açmasına, çalışma süresinin uzun olması sebebiyle öğrencilerin derslere ilgisinin azalmasına, motivasyonlarının düşmesine, gönüllü olmayan öğrenci velilerinin okullarla olan ilişkilerinin bozulmasına sebep olduğu yönünde duyumlar alınmaktadır.”

Okullarda kutlayın

“Kanun ve yönetmelik hükümlerine aykırı olmamak kaydıyla ve eğitim öğretimin aksatılmamasını teminen, mevzuatında belirtildiği üzere tüm gençliğin dahil edileceği formatta gerçekleştirilmesi uygun görülmektedir. Kanun ve yönetmelikte kutlamaların öğrencilerin katılımıyla yapılacağına dair bir hüküm de bulunmamaktadır. Bununla birlikte günün anlam ve önemi ile uygun kutlamaların okullarımızda ve öğrencilerimizin katılımıyla icra edilmesine devam edilecektir.”

Yazılacak, söylenecek çok şey var, içi boş, değerleri olmayan bir gençliğin, kime, hangi ulusa faydası olabilir? Ortak değerleri paylaşmaktan korkan bir milleti çökertmek ne kadar zor olabilir? Gençliği dershanelerde sınavlara hazırlanmak olarak görmeye başlayan aileler ve daha kötüsü bizzat gençler, bayramlarda bile bunu hatırlamayacak, motivasyonları düşmesin diye, hastalanmasınlar diye... Aslında 30 ağustos ta çok sıcak olur, Eminim bunun için de bir çözüm düşünülüyordur. Spor yapmayan, tarihini bilmeyen, sevmeyen nesiller, yetişmeye devam ediyor, bundan biz de nasibimizi aldık...

Lisede, Kandilli'deyken, 19 mayıs törenlerine Kuleli askeri lisesiyle birlikte, İnönü stadyumunda katılmıştık. Tören gününden önce provalara gittik, bayram günü, erkenden yine stadyumdaydık, gerçekten eğlenmiştik, çok güzel günlerdi, çocuklukla gençlik arasında, kaygısız günler... Bunu düşündüğümüzden daha tehlikeli görenler, durumdan vazife çıkarıp, kızların ve erkeklerin bir arada olmasını çok yanlış bulanlar, bunları da yazarı oldukları gazetelerde açık açık yazanlar var. Yuvarlak hatlarla yazdıklarının Türkçesi, kızların erkek öğrencileri tahrik edici biçimde giyindikleri, terbiye ve ahlaka aykırı durumlar içinde bayram kutlandığı...

Sonuç, kızlar, kadınlar mümkün olduğu kadar ortak hayatın dışında olsunlar, mümkünse evlerde otursunlar, erkeklere insan olmayı öğretmekle uğraşmayalım, tahrik olmamaları için kızlar bu bedeli ödeyebilir, çocuklarımıza birbirlerini karşı cins olarak değil, arkadaş olarak görmelerini öğretmek çok meşakkatlidir, zaten buna uygun ne eğitim sistemimiz, ne de idealist öğretmenimiz kaldı, mümkün olduğu kadar ortak paylaşımlardan uzak dursunlar... Ben çok üzülüyorum, çok fazla üzülen göremediğimde daha da çok üzülüyorum...

Devamını Oku »

KOMŞU KOMŞU HUUUU!!! AÇ KAPIYIIII!!!


Demir kucağımda camdan dışarı bakıyoruz. Kar bazen artıyor, sonra duruyor.
Tombiş komşu teyzeler, çiçekli etekleri, patik üstüne giydikleri terlikleri, üstlerinde buz gibi havaya rağmen örgü yelekleri, bir bloktan ötekine giriyorlar. Ellerinde bez çantalar, içlerinde de muhtemelen el işi ekipmanları var. Çeyiz mi yapılıyor, lif mi örülüyor, yedek yelek mi, bilmiyorum.
Yine kuvvetle muhtemel, habersiz, ‘çat kapı’ başka bir komşu teyzeye gidiliyor. O evde yoksa da başka daireye artık, üretim devam etmeli!

Ev işleri çabucak bitmiş, akşam yemeği ayarlanmış. Belki dünki biber dolmasının yanına makarna pişecek. Akşam da yapılabilir, rahatız. Gidilen istikamette de, günlük rutinler çoktan tamamlanmış, ev derli toplu, ‘çat kapı komşu’ için ortam hazırlanmış. Endişeye gerek yok, her şey yerli yerinde.
Belki aynı konular tekrara düşecek, belki yeni gelişmeler var. Türk kahfesi mi? Sanmıyorum. Bence çay içerler bu saatte. Uzun sohbetlere çay demlenir. Patates salatası mı? Kısır mı? Ya da sadece galeta. Tv. açık olmalı, ‘ka dın’ programları göz ucuyla izlenmeli. Konulara hakim, gelişmelerin takipçiisiyiz!

-Ben Esra’ya bakıyorum, Handeyi sevmiyorum!
-Bu akşam hangi film vardı? (dizidir bahsedilen)
-Bakim senin motife, çok güzelmiş, eline sağlık, örneğini alıimde bende öriyim fiskosun üstüne. (Hala varmı o gereksiz sehpalar? Kim koymuşki bu çirkin adı? Bu seksenler bütün dünya milletlerini kepaze etmişmidir acaba?)

Çayın orta yerinde yine kapı çalar, diğer daireden gelen olur, kapıdaki fazladan terlikler, dikkatli komşuların gözünden kaçmamıştır.

Akşam üstü ‘ ben kalkıyım’ demeye başlar misafir, ama ağırdan alınırkalkış eylemi, kuleden izin gelmeden kalkmak olmaz! El bez çantaya bir uzanır, bir bırakılır usulca koltuğun kenarına.
Ev sahibine de;
-Oturun daha erken! Demek düşer.
Gelen cevap;
-‘Kalkıyım, oğlan okuldan gelicek, açtır’ ya da
-‘ Pirinç ıslamıştım, pilav yapıyım kız gelmeden’
olur herhalde…

Yavaş ama oldukça yavaş ev boşalır, davet diğer komşuya geçer, sanıyorum ki yazılı olmayan bir kuraldır, komşuculuk teamüllerindendir ‘sıra’yı takip etmek.

Akşam oluyor. . Yazlık terlikleriyle bloktan bloğa bir akış başladı. Komşu teyzeler için eve dönüş vaktidir. Bu saatlerde biraz yoğun oluyor asansörler, trafiğe kalmamak lazım.


Benim kapımı çat kapı misafirler çalmıyor. Ben kimseye habersiz gitmedim ki, kim gelsin bana. Hiç o kusursuz ev görünümünü oluşturamadım ki, içim rahat komşuculuk oynayayım. O kadar titiz, temiz, derli toplu ki benden gayrısı, hep içimde bir ‘ayıplanma’ korkusu.

Bir müddet ben de komşuculuk oynadım kendi yaşıtlarımla, ‘denedim’ daha doğrusu. Yine de hiç ‘alo’ demeden gitmedim kimseye. Benim gibi herkes korkuyordur, ev halinbi sergilemekten gibi geldi hep. Rahatsızlık vermekten korktum. Müsait olduğunu duyduğum halde, bu sefer de ‘’telefonda, ‘hayır’ diyememiştir de aslında pek ağırlamak istemiyordur kimseyi’’ endişesi bırakmadı yakamı. Herhalde ben de gerildim, karşımdakini de gerdim…Açmadı beni…Sıkıldım hep, yerime oturdum ve kalkıp evime dönmek istedim. Kültür-sanat muhabbeti beklemiyordum tabiki ama bu kadar klişeyi de bünyem kaldırmıyordu. Yürütemedim.

Şimdi de bakma günlük, eğlenir gibi durduğuma, komşu teyzelerle. Hayranım geliştirdikleri bu teklifsiz iletişime aslında. Onlar mutlu kendi ortamlanda ki, aslolan da bu. Bu kadar rahat görüşebiliyormuyuz biz, telefonla aramadan, face’den mesajlaşmadan, buluşmaları erteleyip erteleyip, beceremeyince ucu açık ‘ görüşelim mutlaka’ lara hapsedip köreltmiyormuyuz ilişkilerimizi? Bilemiyorum…

*** görsel benim çok yaşlanmış halim...







Devamını Oku »

Çoktan Seçmeli Post


Yılbaşı çikolatası atlanmadı tabiki bu yılda. Havalar çok soğuk olduğu için gidip seçemedi anneannesiyle. Şu da var ki, Duruş her sene daha hızlı bitirmeye başladı çikolatasını. Bu sene, kaşla göz arasında orta boy bir kedi yavrusunu mideye indirdi. Karini de yemesinden korkuyoruz!!!

Sermayeyi süpriz yumurtaya bağladık bu sene. Şirinler çıkacak diye, her markete girişimizde alıyoruz, anneanne- babaanne seferber oldu kolleksiyon tamamlanacak diye. Tabi her yumurtadan da şirinler oyuncağı çıkmıyor. Genelde hayal kırıklığı diyebiliriz.

Duruş iki ay okula ara vermiş oldu. İst.da olduğumuz için uzak kalıdı okulundan. gördük ki, Duru da biz de okulda olmasına çok alışmışız. O da sıkıldı, biz de bunaldık. Bir de kardeşinin gelişi ve dalganan duygusal durumu, bazı huy değişikliklerine neden oldu. Televizyon kısıtlaması kalktı, canı çok sıkıldığı için bütün gün tv. izlemesine göz yumduk, ki zaten kumandayı elinden almak mümkün değildi. Kumandayıdayı o kadar sahiplendi ki, otururken, biri alır endişesiyle çaktırmadan arkasına saklayarak oturur hale geldi. Yine de aşırı doz çizgi film almasına rağmen mızmızlığı, aksiliği devam etti.

----Serkanla aralarında geçen dialog;
Duru; gündüzleri tv benimdir, bunu bilmiyomusun?
serkan; hayır bilmiyordum, öylemiydi?
Duru; evet! Bu evin kuralıdır bu!
----Akşam geçen dialog;
Serkan; e akşam oldu ver hadi kumandayı.
Duru; Hayır, kuralı değiştirdim, akşam da benim artık!


Evde oluşunun sakıncalı bir yönü de, abur cubur konusunda da sabırla inşa ettiğimiz kalenin yine sabır ve tevekkülle, günden güne yıkılmasıydı.
Can sıkıntısına bulunan anlık çözüm genelde, 'hadi markete gidelim' olunca, marketten de Duruşun eli boş çıkması söz konusu olmayınca, bir gün içinde mutlaka
-bir miktar çikolata + falım sakız + süpriz yumurta + bir pingui-- değişmez menümüz oldu.
Hala ayakta kalan kalenin birkaç taşı da (cips, jelibon, bonibon, bisküvi, meyve suları, gazlı içecekler vs.) yıkılmadan döndük evimize...

Okula döndükten sonra Duru için öğretmeninin gözlemi, olumsuz değil olumlu değişikliklerin olduğu yönünde. Duruş eskiden olduğundan daha fazla ön plana çıkma eğiliminde imiş...

Cumartesileri yine anneanneyle tiyatro günüydü. Bizim birlikte gittiğimiz bazı oyunları da İst. tekrar seyrettiler. Yeni olarak ta birlikte sinemaya gitmeyi eklediler.
Döndüğümüz akşam anne annesine sarılıp;
- 'seni hiç unutmıycam anneanne' dedi ve bizi hem güldürdü hem de düşündürdü Durucum...

Devamını Oku »