Demir kucağımda camdan dışarı bakıyoruz. Kar bazen artıyor, sonra duruyor.
Tombiş komşu teyzeler, çiçekli etekleri, patik üstüne giydikleri terlikleri, üstlerinde buz gibi havaya rağmen örgü yelekleri, bir bloktan ötekine giriyorlar. Ellerinde bez çantalar, içlerinde de muhtemelen el işi ekipmanları var. Çeyiz mi yapılıyor, lif mi örülüyor, yedek yelek mi, bilmiyorum.
Yine kuvvetle muhtemel, habersiz, ‘çat kapı’ başka bir komşu teyzeye gidiliyor. O evde yoksa da başka daireye artık, üretim devam etmeli!
Ev işleri çabucak bitmiş, akşam yemeği ayarlanmış. Belki dünki biber dolmasının yanına makarna pişecek. Akşam da yapılabilir, rahatız. Gidilen istikamette de, günlük rutinler çoktan tamamlanmış, ev derli toplu, ‘çat kapı komşu’ için ortam hazırlanmış. Endişeye gerek yok, her şey yerli yerinde.
Belki aynı konular tekrara düşecek, belki yeni gelişmeler var. Türk kahfesi mi? Sanmıyorum. Bence çay içerler bu saatte. Uzun sohbetlere çay demlenir. Patates salatası mı? Kısır mı? Ya da sadece galeta. Tv. açık olmalı, ‘ka dın’ programları göz ucuyla izlenmeli. Konulara hakim, gelişmelerin takipçiisiyiz!
-Ben Esra’ya bakıyorum, Handeyi sevmiyorum!
-Bu akşam hangi film vardı? (dizidir bahsedilen)
-Bakim senin motife, çok güzelmiş, eline sağlık, örneğini alıimde bende öriyim fiskosun üstüne. (Hala varmı o gereksiz sehpalar? Kim koymuşki bu çirkin adı? Bu seksenler bütün dünya milletlerini kepaze etmişmidir acaba?)
Çayın orta yerinde yine kapı çalar, diğer daireden gelen olur, kapıdaki fazladan terlikler, dikkatli komşuların gözünden kaçmamıştır.
Akşam üstü ‘ ben kalkıyım’ demeye başlar misafir, ama ağırdan alınırkalkış eylemi, kuleden izin gelmeden kalkmak olmaz! El bez çantaya bir uzanır, bir bırakılır usulca koltuğun kenarına.
Ev sahibine de;
-Oturun daha erken! Demek düşer.
Gelen cevap;
-‘Kalkıyım, oğlan okuldan gelicek, açtır’ ya da
-‘ Pirinç ıslamıştım, pilav yapıyım kız gelmeden’
olur herhalde…
Yavaş ama oldukça yavaş ev boşalır, davet diğer komşuya geçer, sanıyorum ki yazılı olmayan bir kuraldır, komşuculuk teamüllerindendir ‘sıra’yı takip etmek.
Akşam oluyor. . Yazlık terlikleriyle bloktan bloğa bir akış başladı. Komşu teyzeler için eve dönüş vaktidir. Bu saatlerde biraz yoğun oluyor asansörler, trafiğe kalmamak lazım.
Benim kapımı çat kapı misafirler çalmıyor. Ben kimseye habersiz gitmedim ki, kim gelsin bana. Hiç o kusursuz ev görünümünü oluşturamadım ki, içim rahat komşuculuk oynayayım. O kadar titiz, temiz, derli toplu ki benden gayrısı, hep içimde bir ‘ayıplanma’ korkusu.
Bir müddet ben de komşuculuk oynadım kendi yaşıtlarımla, ‘denedim’ daha doğrusu. Yine de hiç ‘alo’ demeden gitmedim kimseye. Benim gibi herkes korkuyordur, ev halinbi sergilemekten gibi geldi hep. Rahatsızlık vermekten korktum. Müsait olduğunu duyduğum halde, bu sefer de ‘’telefonda, ‘hayır’ diyememiştir de aslında pek ağırlamak istemiyordur kimseyi’’ endişesi bırakmadı yakamı. Herhalde ben de gerildim, karşımdakini de gerdim…Açmadı beni…Sıkıldım hep, yerime oturdum ve kalkıp evime dönmek istedim. Kültür-sanat muhabbeti beklemiyordum tabiki ama bu kadar klişeyi de bünyem kaldırmıyordu. Yürütemedim.
Şimdi de bakma günlük, eğlenir gibi durduğuma, komşu teyzelerle. Hayranım geliştirdikleri bu teklifsiz iletişime aslında. Onlar mutlu kendi ortamlanda ki, aslolan da bu. Bu kadar rahat görüşebiliyormuyuz biz, telefonla aramadan, face’den mesajlaşmadan, buluşmaları erteleyip erteleyip, beceremeyince ucu açık ‘ görüşelim mutlaka’ lara hapsedip köreltmiyormuyuz ilişkilerimizi? Bilemiyorum…
*** görsel benim çok yaşlanmış halim...